İran ile İsrail geriliminde sırada ne var?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
1 Nisan'da Şam'daki büyükelçiliği saldırıya uğrayan İran, Cumartesi günü İsrail'e yüzlerce dron ve füze ile karşılık verdi. Çatışmada en az dokuz ülke rol oynadı. Şimdilik sular durulmuş olabilir ancak 45 yıldır birbirleriyle bir "gölge savaşı" yürüten iki ülke için önemli bir eşik aşıldı.
İki ülke nasıl düşman oldu?
İran ile İsrail arasındaki düşmanlık aslında çok eskiye dayanmıyor. Hatta tam tersine, Müslüman nüfusu çoğunlukta olan ülkeler arasında İsrail'i bir devlet olarak tanıyan ikinci ülke İran'dı (Türkiye 1949 yılında, İran 1950 yılında İsrail'i resmî olarak tanıdı).
İran'ın petrolünü millileştiren Başbakan Muhammed Musaddık, 1953 yılında ABD destekli bir darbeyle iktidardan indirilmiş, Muhammed Rıza Pehlevi İran Şah'ı olmuştu. Pehlevi iktidarında İsrail ile İran ilişkileri dostane bir şekilde yürütülmüştü.
1979'daki İslam Devrimi'nin ardından İran, İsrail ile bütün diplomatik ilişkileri kesti ve İsrail'i tanımayı bıraktı. Sonraki yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler devamlı olarak kötüleşti ve 1985'ten beri İran ile İsrail birbirlerine açık olmayan ama pek de kapalı olmayan şekillerde, aracılar üstünden saldırılarda bulunuyor.
İran, İsrail'i yok etmeyi hedefleyen Hizbullah'a Lübnan'da ve Hamas'a Filistin'de destek veriyor. İsrail ise İran'da rejim karşıtlarını destekliyor ve İran'ın nükleer programına zarar vermek amacıyla bilim insanlarına suikastlar düzenliyor. Buna ek olarak, Suriye'de İran Esad'ı, İsrail ise Esad karşıtlarını; Yemen'de İran Husileri, İsrail ise Suudi Arabistan koalisyonunu destekliyor. İki ülke birbirlerinin altyapılarına, siber sistemleri ve enerji santrallerine saldırılar da düzenliyor.
Hafta sonu ne yaşandı?
İsrail istihbaratı, İran'ın Suriye üzerinden Lübnan'da Hizbullah'a silah yolladığını söylüyordu. Daha önce de bu tedarik zincirini kırmak için İsrail, düzenlediği hava saldırılarıyla Suriye'de silah taşıyan tırları ve stratejik hedefleri vurmuştu.
1 Nisan'da İran'ın Şam'daki başkonsolosluğuna düzenlenen hava saldırısında 2'si üst düzey general olmak üzere 7 İranlı görevli ve 6 Suriye vatandaşı hayatını kaybetti. İran, saldırılardan İsrail'i sorumlu tuttu, İsrail ise bunu ne kabul etti ne de reddetti ancak öldürülen generalin İran-Hizbullah silah tedarikinde önemli bir rol oynadığını söyledi. İran, İsrail'e mutlaka bir misilleme yaparak "bedel ödeteceğine" söz verdi.
Bu aşamadan sonra İran'ın İsrail'e karşı bir harekette bulunacağı biliniyordu ancak ne yapacağını kestirmek zordu. Bir taraftan konsolosluğu vurulmuş yani ülke topraklarına saldırılmış ve üst düzey generalleri öldürülmüştü, bundan da İsrail'i sorumlu tutuyordu. Öte yandan iki ülke arasında yıllardır aracılar üzerinden sürdürülen savaşı "sıcak" hâle getirmek bütün bölgenin dinamiklerini değiştirecek çok ciddi bir karardı.
İran, Cumartesi günü yüzlerce dron ve füze ile İsrail toprağındaki askerî hedeflere saldırdı. İsrail'in Demir Kubbe'si; Fransa, İngiltere, ABD ve Ürdün'ün destekleriyle saldırıyı büyük ölçüde savuşturdu. İsrail, bir askerî tesisin hafif zarar gördüğü ancak halen faal durumda olduğunu belirtti. Belki daha da önemli olan, bu misillemenin 1991'den beri İsrail topraklarına yabancı bir devlet tarafından yapılan ilk direkt saldırı olmasıydı.
İran ve İsrail nasıl etkilendi?
İsrail'in sorumlu tutulduğu 1 Nisan konsolosluk saldırısı ve İran'ın Cumartesi günkü saldırısı iki ülkenin iç politikaları bağlamında da oldukça önemliydi.
1 Nisan öncesi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, politik anlamda zor günler yaşıyordu. İsrail üstündeki uluslararası kamuoyu baskısı artıyordu: İsrail'in Gazze'de sivilleri ve yardım personelini hedef almasına artık ABD, İngiltere gibi müttefikleri de tepki göstermeye başlamış, artan sayıda ülke Filistin'i tanıma niyetini belirtmişti. İsrail'de ise hükümet karşıtı protestolar devam ediyor, muhalifleri Netanyahu'yu savaşı kendi politik istikbaline alet etmekle suçluyordu.
Bu bağlamda, İsrail'in 33 yılın ardından topraklarına yabancı bir devlet tarafından düzenlenen ilk saldırı, İsrail ve Netanyahu üzerindeki baskıyı hafifletmişe benziyor. İsrail'i kınayan veya uyaran mesajların yerini, birkaç gün içinde destek mesajları aldı.
İran konsolosluğuna yapılan saldırı, İran ve birçok ülke tarafından diplomatik bir tesisisin hedef alınması itibarıyla uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriliyor. İran'ın buna cevap vermesi kaçınılmazdı. Chatham House düşünce kuruluşundan Sanam Vakil'e göre bu saldırı, İran için hem içeride hem dışarıda dillendirdiği tehditlerin altını doldurup dolduramayacağıyla ilgili bir sınavdı. Vakil, İran'ın cevap vermediği takdirde İsrail'in Hizbullah ve Suriye'yi daha fazla hedef alarak İran'ı desteksiz bırakabileceğini, İran'ın bu nedenle 'kırmızı çizgilerini' vurguladığını" söyledi.
Öte yandan İran, saldıracağını günler önceden söylemişti ve asgari bir zarar verdi. İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri, operasyonu bir başarı olarak değerlendirdi ve şu şekilde konuştu:
"Bu operasyonu bir sonuç olarak görüyoruz ve bize göre tamamlanmıştır, devam etmek gibi bir niyetimiz yok. Eğer Siyonist rejim veya başka bir ülke bizim toprağımızda ya da Suriye'deki bize ait merkezlerde bize karşı aksiyon alırsa, sonraki operasyonumuz daha büyük olacak. Bu operasyon 10 kat daha büyük olabilirdi."
Çatışmada gelinen bu durumda, İsrail'in de İran'ın da 1 Nisan öncesine göre ellerini güçlendirdikleri, asgari hasar alarak imajlarını tazelediklerini söylemek mümkün. Ancak bazı savaş uzmanları, İran'ın saldırısının yalnızca bir gövde gösterisi olarak görmenin hatalı olacağını söylüyor. Bu görüşe göre, İran'ın yolladığı yüzlerce füze ve drona İsrail ve müttefiklerinin verdiği karşılık, İran tarafından incelendiğinde İsrail'in savunma sistemi hakkında kritik bilgiler aktaracak.
Gelecek senaryoları
İran, kendi tarafında meselenin kapandığını söylese de şimdi hareket sırası İsrail'de. İran'ın Cumartesi günkü operasyonu, iki ülkenin birbirlerinin topraklarına açıktan yaptığı ilk saldırıydı ve İsrail'in de aynısını yapmasına kapıyı açmış olabilir.
Şu an uluslararası kamuoyu yekpare bir şekilde İsrail'i itidalli davranmaya ve bölgedeki gerilimi daha da artırmamaya davet ediyor. Uzmanlara göre, İsrail'in İran topraklarına bir karşı saldırıda bulunmaması konusunda Netanyahu'yu ikna etme yükünün çoğu ABD Başkanı Biden'a düşüyor: İsrail, ABD desteği olmadan böyle bir adım atabilecek operasyonel kapasiteye sahip değil.
İsrail, İran'ı zayıflatmak ve caydırıcılığını güçlendirmek için sert bir yanıt vermek istiyor olabilir. Ancak Gazze'de devam eden savaş, İsrail'i yalnızlaştırmış ve İsraillileri yormuş durumda. Buna ek olarak, İsrail ordusu da çatışmaları artırmak değil azaltmak istiyor. Ayrıca askerî ve teknik sıkıntılar da mevcut.
Ürdün, kendi hava sahasından geçen İran füzelerini vurmuş ve İsrail jetlerinin aynı amaçla hava sahasına girmesine izin vermişti. İsrail, İran'ı direkt hedef almak isterse Ürdün hava sahasını kullanarak misilleme yapması birkaç adım fazla ileri gitmek olabilir, Ürdün'ün buna izin vermemesi muhtemel. Bu durumda İsrail, İran'a füzelerini ulaştırmak için Suriye ve Irak veya Türkiye ve Irak hava sahaları üzerinden gitmek zorunda kalacak ki bu iki seçenek de pek gerçekçi değil.
İsrail için askerî bir alternatif Hint Okyanusu'nda konuşlanmış denizaltılarını kullanmak ama onların sayısı da 5'i geçmiyor. Dolayısıyla İsrail'in İran'a güçlü bir karşılık vermek için sebepleri olsa da bunu direkt olarak İran topraklarına yapması çetrefilli olacak.
Foreign Policy'e görüş bildiren uzmanlara göre, İsrail'in sonraki muhtemel adımları arasında Suriye, Lübnan, Irak ve Yemen'deki İran personeli ile tesislerini artan bir şiddetle hedef almak var. Sonuç olarak, genel beklentiye göre İsrail bu saldırı sonrasında ne mevcut stratejisinden cayacak ne de İran'la doğrudan bir savaşa girecek kadar sert bir tepki verecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Hafta sonu İran, İsrail'e yüzlerce füze yolladı, hasar büyük olmadı ama dünyada endişeler yükseldi. Birleşmiş Milletler ve birçok ülke "barış" çağrılarını yineledi.
16 Nis 2024

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.






