İsrail-Filistin müzakereleri: İki devletli çözüme ulaşamayan görüşmeler

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
1948 yılında İsrail devletinin ilan edilmesiyle İsrail-Filistin sorunu somutlaşmış, Arap devletleri ile İsrail arasındaki sınır anlaşmazlıkları, çatışmalar ve savaşlar bölgesel güvenlik sorununa dönüşmüştür. Aynı zamanda günümüzün mülteci sorununu oluşturan binlerce Filistinlinin zorunlu göçüne sebep olmuştur. İsrail devletini yok etmek için bir araya gelen Arap devletlerinin askeri operasyonu ve yenilgisi, 1967 savaşına kadar her iki tarafın tehdit algısını pekiştirdiği gibi birbirlerine karşı saldırı motivasyonlarını da canlı tutmuştur. Bir tarafta Arap devletlerinin ortasında kurulan İsrail devleti, varlığını ve devamlılığını sağlamak için her zaman askeri gücünü ve caydırıcılığını hazır tutma zorunluluğunu hissetmiş; diğer tarafta ise Arap devletleri, iç siyasetlerindeki çalkantılar, darbeler ve liderlik çekişmeleriyle uğraşırken, İsrail’e karşı askeri bir zaferi düşlemişlerdir.

Celil’de Filistinli mülteciler, 1948. fotoğraf: Fred Csasznik
O dönemde özellikle Ürdün’den ve Lübnan’dan İsrail’e gerçekleşen saldırıları ve karşılıklı çatışmalar, 1967 savaşının ön habercisi olmuştur.1 İsrail’in 1967 yılında Arap ordularını askeri stratejisi, hazırlığı ve donanımıyla altı gün gibi kısa bir sürede yenilgiye uğratarak Sina Yarımadası, Gazze Şeridi, Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü topraklarına katması sonucunda Filistinliler bir kez daha kitlesel göçe mecbur kalmıştır. 1967 savaşından sonra Arap milliyetçiliği azalırken Filistin milliyetçiliği artmaya başlamış, Filistin Kurtuluş Örgütü de Yaser Arafat liderliğinde yeniden örgütlenerek güçlenmeye başlamıştır.
Yom Kippur Savaşı 1973 yılında Mısır ve Suriye ordularını bir kez daha İsrail ile karşı karşıya getirmiş ama bölgede önemli bir değişikliğe sebep olmamıştır. 1977 yılında İsrail’de iktidara gelen Begin liderliğindeki sağ koalisyonla birlikte günümüzün Yahudi yerleşimleri meselesinin tohumları atılmıştır. Begin’e göre, Gazze Şeridi ve Batı Şeria en az Tel Aviv kadar Yahudi’dir ve asla Arap yönetimine bırakılamaz idi. 1980’lerde İsrail’in Lübnan operasyonları ile Lübnan’daki gelişmeler İsrail-Filistin meselesinde etkili olmuş, Filistin Kurtuluş Örgütü karargâhını Beyrut’tan Tunus’a taşımak zorunda kalmıştır.

6 Gün Savaşı sırasında Moşe Dayan ve İsrail askerleri Ürdün Ordusu’nun elinden alınan Ağlama Duvarı’nda.
1980’li yılların sonunda artan Yahudi yerleşimi, 1987 yılında Birinci İntifadaya sebep olmuştur. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Tunus’ta olmasından dolayı kamuoyu gücünü kaybetmeye başladığı bu süreçte İslami gruplar güç kazanmış, kurulduğu 1987 yılında kendini Müslüman Kardeşlerin bir kolu olarak tanıtan Hamas, laik Filistin Kurtuluş Örgütü’ne alternatif olarak ön plana çıkmıştır. 1988 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü, Cezayir’de Filistin Ulusal Konseyi’ni toplayarak bağımsız Filistin Devleti’ni ilan etmiş, 1989 yılında da Yaser Arafat Filistin Devlet Başkanı seçilmiştir. 1991 yılında Birinci İntifada Batı Şeria ve Gazze’de ekonomik, siyasi ve sosyal değişimlere sebep olmuş, İsrail’de Sağ ve Solu ideolojik ve siyasi pozisyonlarını radikalleştirerek kutuplaştırmıştır. Birinci İntifadanın yarattığı çıkmaz ise; Filistinlilerin İsraillileri bölgeden çıkaramaması ve İsraillilerin şiddeti sona erdirememesi, her iki tarafın politikalarını değiştirerek bir kez daha müzakere masasına oturmasıyla sonuçlanmıştır.

1967 Savaşı’ndan sonra Ürdün’e sığınan Filistinli mülteciler.
1991 Körfez Savaşından sonra Filistin meselesinin çözümüne yönelik adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu girişimlerden ilki, ABD Başkanı George Bush’un 30 Ekim 1991 tarihinde düzenlediği, İran ve Irak’ın dışın- da İsrail ile sorunlu ülkelerin katıldığı Madrid Konferansı olmuştur. Konferansın ana gündem maddesi İsrail-Filistin sorunuydu. İsrail, terörist olarak kabul ettiği Filistin Kurtuluş Örgütü ve lideri Arafat’ın konferansa katılımına izin vermemişti, ancak Filistinli katılımcıların Arafat’la olan bağlantıları biliniyordu. Arap ülkeleri de İsrail’le bütün anlaşmazlıklarını çözmeden hiçbir ülkenin tek başına barış anlaşması imzalamayacağı yönünde bir strateji izlemiştir.
Madrid Konferansından sonra 10 Aralık 1991 tarihinde Washington görüşmeleri başlamıştır. Şimon Peres, iktidara gelen Rabin hükümetinin Dışişleri Bakanı olmuş ve Arafat’la kapalı kapılar ardında Oslo görüşmelerine başlamıştır. Arap heyetiyle Washington görüşmeleri devam ederken Oslo anlaşması hazırlanmış ve “İlkeler Belgesi” 13 Eylül 1993 yılında Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı İzak Rabin ve FKÖ lideri Yaser Arafat tarafından imzalanmıştır. Oslo anlaşmasıyla İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü karşılıklı olarak birbirlerinin meşruiyetini ve siyasi haklarını tanıyarak Orta Doğu’da yeni bir barış döneminin başladığı ilan etmişlerdir. Oslo Barış Anlaşmasıyla:
- Filistinlilerin şiddeti durdurması,
- İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’dan çekilmesi,
- Beş yılı aşmayacak ara dönemde Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bir Geçici Filistin Özerk Yönetiminin kurulması,
- BM Güvenlik Konseyi 242 ve 338 kararları doğrultusunda ara dönemde üç yılı aşmayacak bir süre zarfında nihai statü görüşmelerinin başlaması,
- Ayrı tutulan Kudüs, mülteciler, yerleşim yerleri, güvenlik düzenlemeleri, sınırlar, komşu devletlerle ilişkiler ve iş birliği ve diğer konulardaki ortak çıkarlarla ilgili meselelerin de Oslo Barış Sürecinde ele alınması kararına varılmıştır.
Camp David’te Menahem Begin, Enver Sedat ve ABD Başkanı Jimmy Carter, 7 Eylül 1978.
İzak Rabin’in öldürülmesinden sonra Şimon Peres Başbakan olmuştur. 21 Ocak 1996 yılında ilk Filistin seçimleri öncesinde Hamas liderlerinden “Bomba Mühendisi” olarak bilinen Yahya Ayaş’ın İsrail tarafından öldürülmesi, Hamas’ın İsrail’e karşı saldırılarının artmasına sebep olmuştur. Mayıs ayında yapılan seçimlerde aşırı sağcı Binyamin Netanyahu az bir farkla da olsa galip gelerek Başbakan olmuştur. Netanyahu’nun Doğu Kudüs’ü Yahudileştirme politikalarına devam etmesi çatışmaları sürekli beslemiştir.
1999 yılında yapılan seçimler sonucunda İşçi Partisi lideri Ehud Barak iktidara gelmiştir. Barak, Oslo Barış Sürecinde öngörülen geri çekilmeyi devam ettirmediği gibi yeni yerleşim yerlerinin inşasını da durdurmamıştır. Hamas ve İslami Cihad daha da güçlenirken, Filistin halkının nihai barış ve bağımsız devlet kurma umutları tükenmeye başlamıştır. 2000 yılının Ocak ayında ABD’de devam eden Suriye-İsrail görüşmelerinin tıkanması ve Mayıs ayında İsrail’in hızla Lübnan’dan çekilme kararı, Filistinliler arasında hedeflere ancak İsrail’le savaşarak ulaşılabileceği fikrini bir kez daha pekiştirmiştir.

İsrail Başbakanı Ehud Barak, ABD Başkanı Bill Clinton, FKÖ Lideri Yaser Arafat Camp David’te, 2000
Oslo Barış Sürecinin öngördüğü aşamalar başarıyla tamamlanamamışken ABD Başkanı Bill Clinton 5 Temmuz 2000’de Camp David Zirvesi için çağrıda bulunmuştur. Her iki taraf çözülemeyen sorunların derinleştiğinin farkındaydı ve liderler kendi kamuoylarının baskısı altındaydı. Bu şartlarda, 2000 yılının Temmuz ayında görüşmeler başlamıştır, ancak liderler kısa sürede anlaşamayacaklarını anlayarak masadan kalkmıştır. Camp David Zirvesinde bir anlaşmaya varılamayınca her iki taraf birbirini barış istememekle suçlamıştır. İsrail siyasetinde sağ partiler güç kazanırken Filistinli militanların intihar saldırıları artmıştır. 28 Eylül 2000 yılında muhalefetteki aşırı sağcı Likud Partisi lideri Ariel Şaron’un silahlı polisler eşliğinde yaptığı Mescid-i Aksa ziyareti, ikinci İntifadayı başlatmıştır. Ekim ayında Mısır’da, Şarm El Şeyh’de, ABD Başkanı Clinton ve Mısır Devlet Başkanı Mübarek eşliğinde bir araya gelen taraflar, bir kez daha intifadayı durduracak ateşkes kararına ulaşamadan masadan kalkmıştır.
2001 yılının Şubat ayında yapılan seçimlerde Ariel Şaron iktidara gelmiştir. Şaron döneminde İsrail’in, Filistinli militanların üst düzey yetkililerine karşı suikastları devam ederken, Filistinli militanların da İsrail’e karşı saldırıları hız kazanmıştır. Bu şiddet döngüsünü kırmak için hazırlanan Mitchelle Planı ve Tenet Planı ise başarılı olamamıştır. 2001 yılının sonbaharında Şaron yönetimi, Gazze ve Ramallah’a karşı hava operasyonlarını başlatarak Filistin yönetimini terör saldırılarını önleyememekle eleştirmiş, müzakere süreci de son bulmuştur.
11 Eylül 2001 yılında ABD’de İkiz Kulelere ve Pentagon’a yapılan terör saldırıları, uluslararası sistem ve Orta Doğu için yeni bir sürecin başlangıcı ol- muştur. ABD yönetimi Taliban’a karşı açtığı savaşı, terörle mücadele kapsamında yöneterek uluslararası destek çağrısı yapmıştır. İsrail’in terör örgütü olarak tanımladığı Hamas ve İslami Cihad’ın saldırıları devam ederken, ABD yönetiminin terörle mücadele politikası uluslararası alanda Şaron yönetiminin elini kuvvetlendirmiştir. 2001 yılının son ayında İsrail, Arafat’la tüm ilişkisini kesmiştir. Şiddetin devam etmesi ve Hamursuz Bayramında gerçekleşen saldırılarda İsrailli sivillerin ölmesi, Şaron’un Gazze ve Batı Şeria’ya karşı yeni bir operasyon düzenlemesine sebep olmuştur. Filistin kentlerinin birbirleri ile olan bağlantısı kesilmiş, yiyecek ve tıbbi malzeme sıkıntısı yaşanmış, Arafat Ramallah’taki karargâhında kuşatılmış ve Beytüllahim’de Kutsal Doğum Kilisesi’ne sığınan Filistinli militanların kuşatılması dünya kamuoyunun tüm ilgisini bölgeye çekmiştir. Kiliseye sığınan Filistinli militanlar, iki ay sonra sürgüne gönderilerek abluka sona ermiştir. Bu süre içerisinde İsrail birlikleri Batı Şeria’nın kuzeybatısında yer alan Cenin mülteci kampına girmiş, yaşanan çatışmalarda siviller çok ciddi zarar görmüştür.
2003 yılının Nisan ayında ABD, Rusya, BM ve AB bir kez daha Orta Doğu Barış Süreci için müzakereleri desteklemiş, “Yol Haritası” girişimini başlatmışlardır. Yol Haritası’nın öngördüğü çerçevede Filistin yönetimi, siyasi reform sürecini başlatarak Mahmud Abbas’ı (Ebu Mazen) Başbakan olarak atamıştır. Ancak İsrail, Filistin Yönetimini terör saldırılarını engelleyemediği yönündeki eleştirilerini devam ettirerek, terör saldırılarının devam etmesi halinde “Yol Haritası”nı uygulamayacağını ilan etmiştir. Uluslararası ve bölgesel politikadaki gelişmeler ile iki toplumun kamuoyu tarafından sahiplenilmeyen Yol Haritası da Filistin devletinin kurulmasıyla varılacak olan nihai barış anlaşmasını doğurmamıştır.

1) İlk aşamada terörün sona ermesi, Filistinlilerin hayatlarının normalleşmesi, Filistin Yönetiminin siyasi reform yapması, İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi ve 2001’den beri inşa edilen Yahudi yerleşim yerlerinin lağvedilmesi planlanmıştı.
2) İkinci aşamada, Uluslararası bir konferansla geçici sınırlarla bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve Filistin seçimlerinin yapılması öngörülmüştü.
3) Son aşamada ise nihai statü anlaşması ve Arap ülkelerinin İsrail ile barış anlaşmaları yapmaları için ikinci bir uluslararası konferans toplanması planlanmıştı.
İsrail-Filistin görüşmelerinde Yol Haritasının aşamaları uygulanmamış olsa da öngörülen bazı maddelerin gerçekleşmiş olduğu görülüyor. Filistin yönetimi Mahmud Abbas’ı Başbakan olarak atamış, Gazze’de yapılan seçimlerle Gazze yönetimi Hamas’ın eline geçmiş ve İsrail-Arap devletleri arasında yapılan İbrahim Anlaşmalarıyla ikili ilişkilerdeki normalleşme süreci başlatılmıştır.
1991 yılından beri İsrail-Filistin sorununu çözme amacıyla yürütülen müzakereler şimdiye kadar nihai barış anlaşmasıyla sonuçlanmamıştır. Sınır anlaşmazlıkları, Kudüs’ün statüsü, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı ve İsrail’in inşa ettiği yerleşim yerleri gibi ötelenen sorunlar hâlâ çözülmemiştir. Oslo görüşmeleri sonucunda kurulan Filistin Ulusal Yönetiminin, bağımsız bir Filistin devletine yönelik geçici dönem hükümeti olması amaçlanmıştı, ancak barış süreci duraklayınca geçici yönetim fiilen kalıcı hale gelmiştir. Mevcut durumda Filistin yönetimi, Batı Şeria’nın kontrolünü elinde bulunduran Mahmud Abbas liderliğinde Filistin Ulusal Yönetimi ve 2007 seçimleri sonucunda Gazze’nin yönetimini alan Hamas arasında bölünmüş haldedir. Son yıllarda, Filistinli yetkililere karşı kendi kamuoyları tarafından yöneltilen eleştiriler artmıştır. Arap medyasında çıkan haberler de Filistinli liderlerin yolsuzluklarına daha fazla yoğunlaşmakta ve aslında liderlerin Filistin davasını sattıklarını iddia etmektedir. Sonuç olarak, otuz yıldan fazla süredir devam eden müzakereler, iki toplum arasındaki asıl sorunları çözmeyip erteleyerek iki devletli çözümü hayata geçirememiş ve nihai bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmamıştır. İsrail-Hamas arasındaki mevcut savaş, karşılıklı güvensizliği besleyerek çözüme olan inancı daha da zedelemektedir.
Bu makale daha önce Toplumsal Tarih'in Aralık 2023 tarihli 360. sayısında yayımlanmış ve Toplumsal Tarih'in izniyle kullanılmıştır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Özüm Sezin Uzun
Toplumsal Tarih yazarı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





