Aposto

Pazartesi, 5 Aralık 2022
Pazartesi, Aralık 5, 2022
Premium'a Yüksel

Hiç gitmeyen korkular ve ...anksiyete

Avustralyalı müzisyen üçüncü stüdyo albümünde nasıl söylediğinden ziyade ne söylediğine odaklanıyor.

Muhteşem gözlemlerini şairane bir şekilde müziğine döken müzisyenler iyi ki var. Onların müziği birçok müzikseverin hayatındaki “başa çıkma mekanizması”. En kötü senaryoda yeni hikayeler duyabilecekleri bir sonraki işitsel kitapları. Duygularını şarkılara dökmek ile gördüklerini anlamlandırmak arasında ince bir çizgi var. Bunu en iyi şekilde başaran iki indie ismin ise Arlo Parks ve Julia Jacklin olduğunu düşünüyorum. Üç albümü ile de birazcık “underrated” kalan Julia Jacklin’in müziğinde ise Arlo Park’tan ayrışan ve tam olarak parmağımı yerleştiremediğim bir samimiyet var.

Jacklin yeni stüdyo albümünün sonuna doğru “Lütfen sigara içmeyi bırak, hayatının uzun sürmesini istiyorum / Eğer sigara içmeyi bırakmazsan da ben kendi hayatımı kısaltmak zorunda kalacağım” diyor. “Araba sürerken hız limitine sadık kalabilir misin?” Aklımızdan her geçeni söyleyemiyoruz. Ancak söylebilseydik bunlar en kibar şekilde bir Julia Jackin şarkısı olurdu. 2016 yılında yayımladığı Don’t Let the Kids Win müzik sektöründe yeni çıkış yapan bir sonraki kızımız olarak dikkat çekecek, ancak henüz daha ciddiye alacak bir seviyede değildi. İkinci albüm Crushing’in underrated kalp kırıklığı şarkısı Don’t Know How to Keep Loving You ise bize Julia Jacklin’in uzun bir zaman etrafta olacağını gösteriyordu. İkinci albümünde başkasının getirdiği kalp kırıklığının peşinden giden Avustralyalı müzisyen ise üçüncü albümünde kendi sebep olduğu kırıkları kovalıyor.

Albüm genelinde Julia Jacklin’in kendisini bulmasından ziyade kendisini ve kontrolü kaybetmesinden ölesiye korktuğuna tanıklık ediyoruz. Her ne kadar eğlenceli pop melodilerine eşlik eden rock gitarları ile mutlu bir albüm gibi tınlasa da albümün altında yatan en büyük tema kesinlikle “anksiyete”. Örneğin; albümün ortasında yer alan Too In Love to Die’da ölmekten korkuyor. “Eğer şu anda bu uçak düşseydi / onun için hissettiğim aşk / zemini bile yumuşatırdı.” Albüm ilerledikçe ise bu korkuyu geride bırakıyor ve sevgilinin ölümünden korkuyoruz. Sesini kaybetmekten, kendini kaybetmekten, sevdiğinin değişmesinden, sonra kendisinin değişmesinden ve arada olabilecek daha birkaç milyon ufak olasılıktan…

Julia Jacklin’in müziğinin hâlâ daha Clairo, Arlo Park, Soccer Mommy gibi isimler kadar büyüyememesinin arkasındaki sebep ise bence müziğinin sadeliği. Melodilerine eşlik eden prodüksiyon yapısı, şarkıların yatak odasından ilk çıktığı zamanki hâlini koruyor. Bu nedenle albümdeki en iyi şarkının Love, Try Not To Let Go olduğunu düşünüyorum. Çünkü Julia, sadece gerçekten bu şarkıda farklı bir şeyin peşinden koştuğunu hissettiriyor. Bir sonraki seviyeye geçmesi için de dördüncü albümde farklı ilhamların peşine düşmesi gerekiyor. Ne söylediği kadar nasıl söylediğine de odaklandığında farklı bir Julia Jacklin ile karşılaşacağımızı düşünüyorum.


Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.

Hikâyeyi beğendiniz mi?

Arşive Ekle

Okuma listesine ekle

Paylaş

Nerede Yayımlandı?

🎑 Haydi gel sonbahar

Yayın & Yazar

Avaz Avaz Dergi

Haftalık müzik haberleri, keşifler, röportajlar ve özel içerikler. Her cumartesi.

Hande Yıldırım

Müzik nereye dokunursa!

;