Zihin Temizliği

Kavramlardan anlamlara
Zihin Temizliği

Ne aradığımı bilmeden, kısa kısa paragrafların içinde gezindim durdum. Altını çizdiğim cümleler, tekrar tekrar okuduğum paragraflar ile tam bir zihin temizliği yaptım diyebilirim. Varoluşu eşeleyen, absürd kavramının etrafında gezinerek yabancılaşmayı kaleme alan yazarları okurken bu “zihin temizliği” hissiyatı kaplıyor her bir yanımı... Albert Camus, Fernando Pessoa, Eugène Ionesco derken bu listenin en başına Emil Michel Cioran’ı da ekledim. 

Önce kısaca, kendimce yarattığım bu “zihin temizliği” kavramını biraz ele almak istiyorum. Hepimizin hayatında dalgalanmalı dönemler oluyor, bazen bu dalgaların bizi en dibe çektiğini hissediyoruz. Bu dönemlerde seçilen kitaplar çok önemli. Bazıları dikkatinizi dağıtan kurgularıyla sürükleyici öykülerin peşine takar sizi ve olduğunuz andan uzaklaştırır, zihninizi doldurur. Diğerleri ise battığınız kumu kazar, düşünmekten kaçtıklarınızla yüzleştirir. İşte bu tip kitaplar benim için “zihin temizliği”dir.

Gözünüzü kapadığınızda size birden fazla kapı açar, sorgulatır, düşündürür, çıkmaz yolların aslında çıkışın ta kendisi olduğunu gösterir. Tekrar başlamak için her şeyi yıkma cesaretini verir. O an zihninizde kurduğunuz, kendinize engel olarak gördüğünüz çoğu şeyin silikleştiğini hissedersiniz. Okuduğunuz cümleler, yeniden kurma gücü verir. Bir boşluk hissi kaplarken zihnimi, kelimelerin, kağıtların içine doldurduğum birçok anlamı serbest bırakırım...

Bu hissiyata ilk “Sisifos Söyleni”ni okurken kapılmıştım. Hayatın saçmalığı içinde kendimize yer arayışımızın, sonu gelmeyecek çabalarımızın varoluşun bir parçası olduğunu anlarken. Sonra o rahatlama hissi “Riske Övgü” ile tekrar yüzüme çarptı. Korkularlarımızla yüzleşirken risk almanın hayatın bir parçası olduğunu anladım.

Yükü başkalarının satırlarında paylaşmak

Şimdi Cioran ile kendimi içine soktuğum belli kalıpların dışına doğru bir adım atıyorum. “Ben” olabilme yolculuğuma kalemiyle o kadar güzel dokunuyor ki!

“Bireyler kendilerini sonsuzluk karşısında değil, çağdaşları karşısında tanımlar. Yaptıkları her şey başka türlü yapamayacakları şeydir. Her bir kişi, edimleri ve düşüncesiyle tam bir çakışma hâlinde kendinde vardır.”

İçimizde tutmaya çalıştığımız o denge topu kaymaya başladığı an “kendinde olma” hissinden uzaklaştığımızı anlıyoruz. Yanlışlarımızla, başarılarımızla, hayal kırıklıklarımızla, çabalarımızla besliyoruz o kaynağı. Doğru yaptığımız her şeyin aslında yapamayacağımız şeyler olması... Jean-Paul Sartre, seçimlerimizle var olduğumuzu söylerken çok haklıymış. Öte yandan, yaptığımız seçimler geride bıraktıklarımızla aramızdaki sınırı çiziveriyor. Bu ikiliği içimizde barındırmanın yükü de bence insan olmanın en zor yanlarından biri. Bu yükü başkalarının satırlarında paylaşabilmek tek başına olmadığımızı hissettiriyor. Eğer kendimizi sonsuzluk karşısında tanımlamaya kalksaydık sonumuz Vladimir ve Estragon’dan farksız olurdu.

“Yaratma ve yıkma, didik didik dağılarak kendini ortaya seren aynı tözün farklı yönleridir.”

Yaratma gücü insanlığımızın sınırlarında hissettiğimiz bir güç. Hayal ederek, tasarlayarak, düşünerek; bazen renklerin, bazen notaların, bazen cümlelerin içinde. André Malraux, sanatın insanda bulunan tanrısal yaratma gücü olduğunu ve kaderin çizgisel yolundan sapmak için sanatın peşinden gitmemiz gerektiği öne sürerken içimizdeki yıkma potansiyelinin ne denli güçlü olduğunu da önceden görmüş sanırım. Yaptıkça yok etmek, yok ederek var edebilmek… Bu döngü “bitiş” ve “başlangıç” kavramlarının içini boşaltmak için yeterli aslında, birbirini kovalayan ve bir döngü içinde ilerleyen iki kelime nasıl olur da belli bir çizgi içinde anlam kazanabilir?

Yaratma gücünün peşinden

İçimizdeki bu yaratma gücünün peşinden gidebilme cesaretini göstermek, bizi gerçekten “biz” yapan, bizi kendimizde var eden o saklı güç. Yarattıkça yıkmaktan, yıkılmaktan korkmamayı da öğreniyoruz, yıkıldıkça nasıl tekrar yaratabileceğimizi de... 

Bendeki yaratma gücünün gerçekten ne olduğunu düşünmeye başladım bu cümlenin altını çizdikten sonra. İki farklı yön arasında ben ne tarafa gideceğim?

Zihnimden geçenleri, içimde susanları, aklımın bir yerinde kalan kelimeleri dışa vurmam gerektiğini anladım. Aslında hepimizin içinde bu güç eşit miktarda var, sadece bazılarımız bunu daha önce keşfedip kendine göre doğru bir yolla dışa vurabiliyor. Kendinizi çaresiz hissettiğiniz bazı anlarda bu gücün peşinden gitmek, onu daha da derinlerde aramak lazım. İçimizde yıkılanları ancak bu şekilde bir kez daha onarıp, yaratabiliriz.

“Her an tamamlanıyor gözüken bir sonsuzluk içinde, ufuksuz bir ertelenme içinde yaşıyoruz hepimiz; hayatımızın imgesi, bir bağlaç sonrasındaki nokta gibi, hiçbir anlamda yer bulamaz.”

Zaman kavramını sonsuz bir erteleme olarak tanımlamak... İçine hapsolduğumuz saat dilimlerinin dışında, bittikçe başa dönen, bize göre hızlanıp bize göre yavaşladığını anladığımızda yine belli kalıpların içine hapsolan bir anlar demeti zaman. Öncesi, sonrası, belki şimdinin bile varlığı tamamen bize göre şekillenirken kontrolümüzün dışında aktığına inanarak sarılıyoruz her defasında ona. O yüzden tekrar yaşamak istediğim anları hep not alıyorum, onları yazmak ve her okuduğumda tekrar yaşamak bence hayatımızın imgesini oluşturuyor. Sanki iyi hissettiğimiz anları tekrar tekrar yaşayabilmek var olmayı sürdürme nedenlerimizden biri. Belki hiçbir anlamda yer bulamayan nokta yerine sürekli tekrar eden kelimeleri ayıran bir virgül olarak adlandırabiliriz bu imgeyi, kendine hayatın her köşesinde doğru bir yer arayan, eklendiği cümlelere kendince anlamlar katan.

Böyle işte zihin temizliği, bir kelimenin içindeki bir hisle içinde bulunduğunuz andan çok uzaklara gidiveriyorsunuz. Kendi sıkıntılarınıza uzaktan bakabiliyorsunuz, hayatın sürekli yarattığı anlam karmaşalarında kendinize bir liman bulabiliyorsunuz, sular durulana kadar güvende hissettiğiniz cümlelerin içinde kalabiliyorsunuz.

Teşekkürler Cioran, açtığın yeni kapılar ve kafamda bıraktığın soru bulutları için, yeni kitaplarda, yeni düşüncelerde onların da çıkışını bulmaya çalışacağım. Yaşadığını hissetmek aslında tam da bu değil mi? Varlığının nedenini açıklayabilmek için hep bir arayışta olma hâli...

📚 Bu yazıda bahsettiğim kitaplar:

  • Andre Malraux - İnsanlık Durumu, Düşsel Müze
  • Albert Camus - Sisifos Söyleni
  • Anne Dufourmantelle - Riske Övgü
  • Fernando Pessoa- Hiçliğin Bilgisi, Huzursuzluğun Kitabı
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1Kitap1Mekan1Kitap1Mekan

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Zihin Temizliği

Çaresizlik anlarında tutunduğum bazı kitaplar üzerinden kendini tekrardan var eden anlamları sorguluyorum, elimi E.M. Cioran'a uzatıyorum

16 Tem 2022

Zihin Temizliği

YAZARLAR

1Kitap1Mekan

Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!

İLGİLİ OKUMALAR