Kaymak Saflığında Hayat

Bir, iki, üç, dört, beş... Sütü yeni sağmış. Altı, yedi, sekiz, dokuz, on. Minik bir odanın içinde, yorgun bir el kolu döndürür.
Kaymak Saflığında Hayat

Nesrin Eren 

Kaymak Saflığında Hayat 

Bir, iki, üç, dört, beş... 

Sütü yeni sağmış.  

Altı, yedi, sekiz, dokuz, on. 

Minik bir odanın içinde, yorgun bir el kolu döndürür.  

Saymaya devam eder.  

Makine ısınır.  

On bir, on iki, on üç, on dört, on beş… 

Çiğ süt. 

Bir kolundan yavan bir süt, diğerinden kaymak akar.  

Yolları ayrılır.  

Gramofonu andıran ufak bir alet.  

Sessizlikte kovaya damlayan her bir damla, size bir şarkı mırıldanır.  

Geçmişten bir şarkı.  

Yorgun, güçsüz ve eski, sesi sonuna kadar kısılmış bir melodi.  

Son damla da düştüğünde, kaymağı mutfağa götürürler.  

Ufak masaların uzun sohbetlerinde, demli çayın yanına koyarlar.  

Kaymak saflığında bir hayat, zaman ve zahmet ister.  

Biriktirmek gerekir bidon bidon kaymağı, koymak için masaya ufak bir tereyağını… 

Şehrin sokaklarında duyulmaz o aletin müziği, o kaymağın sesi.  

Yollar ayrılmıştır hani.  

Anlamak bir nasır tutmuş eli ve süt sağan yorgun elleri, tatmak için toprakta biteni ve aynı hizada yürümek için.  

Süt seslenir, “Geri dön ve kolu çevir. Tüm notaları henüz unutmadan, o müzik hala seninledir.” 

Duyulmaz.  

Kovaya akan yavan sütün içinde çırpınan insanlardan farksız, kaymağımız alınmış, şehrin dar sokaklarında yürürüz.  

Kolu kim çevirecek düşünmeden.  

Kilosu bilmem kaç kuruşa, akıp gideriz betona.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR