Kendimizi Sabote Etmekten Vazgeçer Miyiz?

Sabotajcılarımıza sevgilerle...
Kendimizi Sabote Etmekten Vazgeçer Miyiz?

Tahmin ediyorum ki hepimizin sürekli olarak kendimize koyduğu hedefler vardır. Bir de, hedefler kenarda beklerken gerçekleştirdiğimiz eylemlerimiz. Her pazartesi başladığımız diyetler, her yeni yılda alınan kararlar, üç vakte sonlandırmaya karar verilen ilişkiler, “bu sefer kesin” “hadi başlıyorum” ile biten geceler ve sabah uyandığımızda (hatta belki uyanamadığımızda) hayaller/hedefler ile zıt kutuplarda duran eylemler. Peki ne oluyor da bu hedefler bu kadar ulaşılmaz oluyor ve bir süreklilik sağlanamıyor? İşte buna çoğunlukla kendimizi sabote etme hallerimizin sebebiyet verdiğini söylemek mümkün. 

Geçtiğimiz ayki İçimdeki Dünya meditasyon ve içsel çalışma grubumuzda bir hafta boyunca kendimizi sabote ettiğimiz anları gözlemlemiştik. O kadar kolay, ama bir o kadar uygulamada kaçındığımız bir durum ki bu. Çünkü zaten kendi kendini sabote eden zihnin, bu sabotaj halini gözlemlemeye dair inanılmaz bir direnci oluyor. Dolayısıyla o direnci görerek işe başlamak gerekiyor. Yoksa o sabotaj döngüsüne girmek işten bile değil. 

Peki nedir kendi kendimizi sabote etmek? Basitçe ifade etmek gerekirse, bizi planladığımız şeyleri yapmaktan alıkoyan davranış ya da düşüncelerimizin tamamını, kendi kendimizi sabote etme şekillerimiz olarak tanımlayabiliriz. Çok klasik bir kaç örnek vermek gerekirse; sabah erken kalkmaya niyet etmiş ve saatimizi güzelce kurup bir yürüyüşe çıkmak üzere geceden tüm hazırlıkları yapmışsak; sabah uyandığımızda kafamızın içinden bir sesin, “amaaaan daha hava bile karanlık, yat uyu biraz daha, yarın yürürsün” demesi. Ya da yapmamız gereken önemli bir proje olmasına rağmen, onu yapmak yerine, o sırada “daha iyi hissedeceğimizi düşündüğümüz için” Netflix karşısında saatler geçirmemiz. Örnekleri bir dünya kadar çoğaltmak mümkün. Yani zihnimiz, bizi hedeflerimizi tamamlamak yerine, hedeflerimizden uzaklaştıracak şeylere motive ettiğinde, kendimizi sabote etme halimizden bahsedebiliriz. Bu halin hayatın farklı dönemlerinde yoğunlaşması, bazense hiç olmaması mümkün olsa da, genellikle fark edilmediği takdirde, kendi kendini tekrarlayan bir döngüye dönüşebiliyor. Ta ki kendimizi içinden çekip çıkarana kadar. 

Kendimizi sabote etmemizin sonucunda, aslında iyi hissetme amacıyla tercih ettiğimiz eylemler (fazladan uyuma, fazladan bir kadeh şarap, bir film daha,…), sonrasında iyi hissettirmeden ziyade, bir suçluluk hissine dönüşebilir. Çünkü bir süre sonra, hedeflerimize ulaşmadığımızı, esas yapmak istediğimiz işleri yapmadığımızı gayet iyi biliriz. İşte bu noktada kendimize farkındalık getirebilirsek, bir tohum atmış oluruz. Bu noktada belki de yapılması gereken en makul şey, kendimizi suçlamayı, irademizin, disiplinimizin zayıf olduğunu düşünmeyi bırakıp, merakla orada neler olduğuna bakmak olabilir. Biliyorsunuz farkındalık yolunda her bir karanlık nokta, bir hazine aslında. Sabote eden davranışlar,  genellikle yaşadığımız ana kadarki koşullanmalarımızdan ve kendimizle yaptığımız anlaşmalardan geliyor olabilir (Kendimizle yaptığımız anlaşmaların detaylı tanımlarına ilişkin olarak, Don Miguel Ruiz’in Dört Anlaşma kitabına referans vermek isterim, alınız okuyunuz.). Toplumdan gelen yönlendirmeler, kendi kendimize inandıklarımız, anne-babamız, her türlü deneyimimiz bizi koşullandıracak bugüne getirir. Bu vesileyle inanç kalıplarımız oluşur ve dikkatli olmazsak bir güzel yerleşirler. Dünya yerinden oynasa da, onlar hiç oynamayacakmış gibi adeta. 

İnançlarımız ve koşullanmalarımızın arkasındaki şeyler her ne kadar gerçek ve makul gibi olsa da, bazen bu inanç ve koşullanmalara tutunuyor olmak, yaşam yolculuğumuzda ilerlememizin önünde bir duvar gibi duruyor olabilir. Bu koşullanmaları ilk etapta fark etmek hiç kolay olmayabilir ancak yine çok basit bir örnek vermem gerekirse; koşmak istediğiniz ve bunun için erken kalkmanız gereken bir durumda,  daha önceden fark etmeden, karanlıkta dışarda olmanın güvensiz olduğuna ilişkin bir inanç geliştirdiyseniz, bu inanç sizi sabote eden bir düşünce olarak arka planda işliyor olabilir. Aynı şekilde, en az 8 saat uyumadıkça dinlenmiş olmayacağınıza dair bir inanç, sizi sabah alarm çaldığında daha fazla uyumaya itiyor olabilir. Halbuki bazen vücudun bir yarım saat daha fazla uyumaktansa yarım saat hareket etmeye ihtiyacı vardır ancak zihin buna karşı direnç gösterir. Hem de sadece günlük hedeflere dair değil, genel olarak hayatımıza çekmeye çalıştığımız her şey için bu sabotaj halinin bilinçaltında işliyor olması çok muhtemel. Yeni bir ilişki (kim çekecek şimdi yeni birini), yeni bir iş (tekrardan nasıl bir ortam kuracağım), yeni bir ev (bir sürü masraf olacak), yeni ve değişik her şey, yaşamımızın içinde bizi fark etmeden üşengeçliğe ve yapmamaya sürüklüyor olabilir. Aslında dilimiz bunları ne kadar istiyor olduğunu söylese de, sabotajcılarımız harekete geçmemizi engelliyor olabilir. 

Hepimiz kendimizi sürekli olarak sabote ediyoruz demiyorum, böyle bir gerçekliğin varlığına işaret etmeye çabalıyorum. Peki bu gerçeklikle ne yapalım? Öncelikle fark edelim. Hayatımızda sürekli olarak niyetlenip başarısız olduğumuz şeyler varsa, bunların neler olduğunun farkına varalım. Sonrasında kendimize soralım, buna ilişkin olarak ne hissediyorum? Bunu yapmayı planlamak bana ne hissettiriyor, yapamadığımda nasıl hissediyorum? Devamında sorulabilecek başka bir şeyse; neden böyle yapıyorum? Sonucunda nasıl bir durum oluşuyor? Ve bu sebepler, bu oluşan durumlar GERÇEK mi? Yani gerçekten daha fazla uyumalı mıyım? Gerçekten bugün bunu yapmam için vakit yok muydu? Bu gerçeklik durumunu sorguladıktan sonra da, kendinize GERÇEKTEN ne istediğinizi sorun. Ben gerçekten ne istiyorum? Bunu yapmayı gerçekten istiyor muyum? Bu hedefin, bu eylemin benim için gerçekten anlamı var mı? Bir anlam buluyorsanız ve gerçekten harekete geçmeyi istiyorsanız da, önceliklerinizi belirleyerek işe koyulun ve önceliklerinizin her daim farkında olun. Ne zamanki sabotajcınızın sahneye geldiğini fark ediyorsunuz, hemen önceliklerinizi de oraya davet edin. Ve izin verin, sabotajcınızla öncelikleriniz karşılıklı bir yetişkin konuşması yapsın. 

Dilerim sabotajcılarınız bu konuşmaların ve yüzleşmelerin sonucunda valizlerini alır ve giderler. Tekrar geldiklerindeyse, bir çay ikram edip yeniden uğurlarsınız. Unutmayın, yok etmek değil, fark etmek öncelik. Orda olmaları değil, özdeşleşmemek ve tutunmamak esas hedef. Böylece zihnin direncine karşı itici bir kuvvet uygulamadan varlığımızı göstermek mümkün olabilir.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

KASIM ' 2

Akılla Konuşanlar Burada Mı?

17 Kas 2021

KASIM ' 2

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR