Kişi oluşturduğu hikayenin kahramanı değildir!

Hem üreteni hem üretilenidir.
Kişi oluşturduğu hikayenin kahramanı değildir!

Hikaye yaratmak varlık fikrini yönlendirmek ve bu bilinç çerçevesinde gerçekliği örmektir bana kalırsa... Var etmek, olanı değiştirmek ve ortaya çıkarmak, yeniden şekillendirmek, başka biçimlere sokmak, bir bakıma bilinci ve farkındalığı yaratmaktır…

Hikayenin üreteni; mucit, yazar, yazılımcı, öğretmen, çiftçi, politikacı, reklamcı, sıradan ben fark etmeksizin bir zihnimizde yer etmiş olanı tamamlamaya odaklı hareket ederiz. İlk önce fikri ortaya çıkarıp taşları koymaya başlarız ve ardından zorluklara ve herkese rağmen yürümeye koyuluruz. Bunu bir serüven olarak görmekte sorun olduğunu düşünmüyorum. Kendi hikayemizi dahi örerken düşüp kalkıyor, bazen pes ediyoruz. Buradaki en önemli noktaysa hikaye oluşum sürecinde karşımıza çıkanlarla mücadele edebilmek aslında “farkında” olmak. Bir ürün tasarlarken ya da sadece dışarı çıkmak için giyinirken tüm zorlukları göğüslemek zorunda kaldığımız anlar olur. Örneğin bedenimizle barışmamız gerektiğini düşünürüz. Trend ve popüler fikirlerin yanılsamadan öteye gitmediğin kendi gözlerimizde görmemiz daha anlamlı olacaktır belki de. Bize dayatılanlara rağmen mi hikayemizi örüyoruz, onlar için mi örüyoruz? Uygun mu olmalıyız, uygun olanı mı giyinmeliyiz, fark mı yaratmalıyız ya da tüm bunlar kim tarafından kafamıza yerleştirildi?

Mücadelenin hayatın her aşamasında olduğunu görebilmek değerli bir konu. Bir önceki paragrafta sadece dışarı çıkarken bedenimizle ilgili bir hikayenin oluşumu için minik bi’ başlangıç yaptık. Ve gördük ki bir hikaye başrolünde yaratıcısı-üreteni olsa dahi yalnızca bir koşula bağlı değildir. Sebep ve sonuç ilişkilerinin yanında birçok dal ve filizle biçimlenir. Çevreyle, aileyle, eğitimle, dijital araçlarla, devletle, kültürle ilişkilidir. Yani aslında “ben”in hikayesi oluşurken her şey bir parça bene dahildir! Buradaki tek ışıltıysa üretenin kendi hikayesini oluştururken izlediği zihin yapısıdır. 

Düşsel süreçler mantıkla birleştiğinde sağlamlaşır. Romantik bir örnek vermek gerekirse Yin-Yang felsefesinde olduğu gibi. İki zıtlığın oluşturduğu denge gibi…Hikaye her ne olursa olsun dengeyi bulmak ve o doğrultuda çabalamak gerekir. Romantik düşünce şeklini bir kenara bırakırsak gerçekliğimizi oluşturmak için sürekli sormak ve anlama çabasına girmek zorundaymışız gibi hissediyorum. Açıkçası hikaye yaratırken / üretirken mekanik bir yol izlemek doğruyken daha sosyal taraftan bakmak da aynı doğru anlamına geliyor. Dengeyi bulmak içinse mücadele dediğimiz şeyi hem kendine hem de çevreye karşı vermeliyiz. Ürünü ortaya çıkarırken yani hikayeyi biçimlendirirken çocuk kadar meraklı ve inatçı, bilgiye aç ve her olasılığı denemeye meyilli olmak kurgumuzu sağlamlaştırmanın yanında etki alanımızı genişletecektir. 

Javier Marias benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Kendisi örgüsünün ilk ilmeğinde fikirleri, hisleri ve kültürü anlatmakla başlar genelde. Hikayesini yaratıp geliştirirken mekanik bir yol izlemenin ötesinde toplumsal gerçekliğe ayna tutar gibi, kendi fikirlerini dayatır gibi gerçekliği bize kurgu olarak aktarır… Sözün özü hikayemiz ne olursa olsun onu şekillendirirken biraz Marias gibi biraz çocuk gibi olmalıyız. Basit olarak algıladığımız hayatın ne denli çok kollu olduğunun farkına varmalıyız. Her şey ama her şey birbirine dokunur; doğa gibi, evren gibi ve yaşamı örmek içindeki toz taneciğinin bilinciyle ilgilidir.

Hoşça Kal!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

PagePage

BÜLTEN SAYISI

Hikaye yaratmak!

Düşsel olanı gerçekle bağlamak...

14 May 2023

 Paula-Jorunn Naes, Unsplash

YAZARLAR

Ece Zeren Aydınoğlu

Sanat ve tasarım editörü.

Page

Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...

İLGİLİ OKUMALAR