Kıskançlık Nedir?

Hepimiz zaman zaman kıskançlık hissine kapılmıyor muyuz? Bazen kıskanan taraf olurken bazen de kıskanılan kişi oluyoruz. Böyle zamanlarda kendimizi nasıl hissediyoruz?
Kıskançlık, kendimizle ya da kardeşimiz, arkadaşımız, partnerimizle olan ilişkilerimize nasıl yansıyor, ilişkilerimizi nasıl etkiliyor? Birlikte olduğumuz kişi bizi kıskanıyorsa bu bizi sevdiğinin bir kanıtı mıdır sahiden? Peki kıskançlık ne demek? Neden kıskanıyoruz? Hangi davranışlar kıskançlık içeriyor? Bu durumun bağlanma stilimizle bir ilgisi var mı? Kıskanmak ya da kıskanılmak ilişkilerimizi nasıl etkiliyor? Kıskançlık hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar neler? Kıskançlıkla nasıl baş edebiliriz? Gelin birlikte bakalım…
Kıskançlık Yalnızca Romantik İlişkilerde mi Görülüyor?
Kıskançlık tarih boyunca mitoloji, edebiyat ve sanata sıklıkla konu olacak kadar hayatın ve her türlü ilişkinin içerisinde kendisini gösteren bir kavram. Sadece romantik ilişkilerimizi değil, kardeşlik ve arkadaşlık ilişkilerimizi ve hatta iş yerinde kurduğumuz bağları bile ilgilendirebiliyor.
Kıskançlık duygusu; cinsiyet, yaş grubu, cinsel yönelim gibi farklılıklardan bağımsız olarak hem kendimizle hem de başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri etkiliyor. Kıskançlık, hayali ya da gerçek bir üçüncü kişinin varlığını bir tehdit olarak algılamamızla ve sahip olduğumuz önemli bir bağı kaybedeceğimizi düşünmemizle tetikleniyor. Özellikle kendimizi yeterince değerli ya da gerekli kaynaklara sahip konumda görmüyorsak kıskançlık duygumuzun tetiklenmesi daha kolay oluyor.
Kıskançlık da diğer duygular gibi bize bir şeyler öğretiyor ya da anlatmak istiyor olabilir mi? Genellikle bir duygu harmanı olarak hissedilen kıskançlık içerisinde korku, şüphe, kızgınlık, üzüntü, kalp kırıklığı gibi farklı duygular barındırıyor. Yapılan araştırmalara göre, kıskançlık duygumuzu bastırmamak, yok saymamak gerekiyor. Bunun yerine yaşadığımız kıskançlık hissini adlandırmak, ihtiyaçlarımızla olan bağlantısını kurabilmek gerekiyor.
Her şeyden önce diğer duygular gibi kıskançlık hissetmenin de normal olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Kıskançlık duygusu sadece bir duygu olarak kalıp davranışlarımıza yansımadığında aslında ilişkiye özellikle zarar vermiyor. Kıskançlığın tehlikeli bir hal alması, duygularımızı yönetemediğimizde ve artık bu duyguları davranışlara dönüştürmeye başladığımızda gerçekleşiyor. Bunlar kimi zaman kendi kendimize sürdürdüğümüz; durumu fazlasıyla kişiselleştirmek, sürekli endişe içerisinde olarak takıntılı bir şekilde uzun uzadıya düşünmek, kıskançlığımızı desteklemeyen kanıtları görmezden gelmek, gelecekle ilgili abartılı olumsuz senaryolar oluşturmak gibi davranışları kapsıyor. Kimi zamansa karşımızdaki insana da kıskançlık kaynaklı davranışlar gösterebiliyoruz. Bunların arasında da karşımızdaki kişiyi sürekli eleştirmek, suçlamak, geçmiş hataları tekrar tekrar gündeme getirmek, onu kıskandırmaya çalışmak ya da başka pasif agresif davranışlar sergilemek yer alıyor.
Bu davranışların bir adım ötesinde ise daha da agresif ve kontrolcü davranışlar gözlemlenebiliyor. Bunların arasında karşımızdaki kişinin izni olmadan onun özel alanına girmek, örneğin telefonunu ya da sosyal medya hesaplarını karıştırmak, ona hakaret etmek ya da sürekli bize yalan söylediğini ima etmek, gittiği her yerin ya da her davranışının hesabını sormak, hatta karşımızdaki insana fiziksel zarar vermek yer alabiliyor. Tam da bu sebeplerden dolayı kıskançlığın davranışlara dökülmesi tehlikeli bir durum olarak değerlendiriliyor.
Neden kıskanıyoruz?
Araştırmalara göre, kıskançlık içgüdüsel bir duygu. Hayvanlarda bile gözlemlenen kıskançlığın insanlarda ilk olarak kardeş kıskançlığıyla ortaya çıktığı düşünülüyor. 6 aylık bebekler bile ebeveynleri başka bir bebeği kucaklarına aldıklarında kıskançlık göstererek ağlıyorlar. Büyüdükçe akranlarımızı, arkadaşlarımızı ya da partnerlerimizi kıskanıyoruz. Kıskançlığın birçok sebebi olmakla birlikte araştırmalar kıskançlık duygusunun en çok düşük öz saygı, duygusal bağımlılık, güvenmeme ve kaybetme korkusu ile ilgili olduğunu belirtiyor.
Kıskançlık duygusu ile ilişkili faktörlerden biri de bağlanma stilimiz oluyor. Kaygılı bağlanma stiline sahip olan kişiler, kıskançlık duygusunu daha yoğun yaşıyor. Peki neden? Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, yaşadıkları güvensizlik duygusundan dolayı ilişkilerinde terk edilme korkusunu çok daha yoğun yaşıyorlar. Bu durum onların kıskanmaya daha meyilli olmalarına sebep oluyor.
Geçmişe Yönelik Kıskançlık
Kıskançlık her zaman şu anda hissettiğimiz bir tehditle ilişkili olmayabiliyor. Birçok kişi şu anki partnerinin geçmişteki ilişkilerini kıskanabiliyor. Hem bireysel olarak rahatsız olabileceğimiz için hem de bir açıdan tabu olarak görüldüğünden birbirimizin geçmiş ilişkileri hakkında konuşmaktan kaçınabiliyoruz. Ancak bazılarımız partnerimizin geçmiş ilişkilerini öğrenmekten çok rahatsız olsak da sürekli bu konuda hakkında konuşmak istiyoruz. Hatta bazen bu durumu bir takıntı haline getirerek sürekli partnerimizin geçmiş ilişkileri hakkında düşüncelere dalıp kaygılanabiliyoruz. Bu durum literatürde “geçmişe yönelik kıskançlık” olarak ifade ediliyor.
Peki çoktan bitmiş bu ilişkileri neden kıskanıyoruz? Yukarıda belirttiğimiz birçok sebep bu kıskançlık türü için de geçerli. Eğer kendimizi değersiz ve yetersiz görüyorsak, kendimizi ilişkide güvende hissetmiyorsak ve sürekli terk edileceğimize dair bir korku içerisindeysek partnerimizin eski ilişkileri de potansiyel tehdit haline daha kolay geliyorlar. Böyle bir durumda kendimizi sıklıkla partnerimizin eski partnerleriyle kıyaslıyoruz ve karşılaştırma duygumuz tetiklenerek bize iyice yetersiz hissettiriyor. Bir şekilde partnerimizin eski birlikteliğinde daha mutlu olduğuna, o kişiyi daha çok sevdiğine veya onlar için daha fazla fedakarlık yaptığına inanmaya başlıyoruz.
Peki geçmişe yönelik kıskançlık duygusunun üstesinden nasıl gelebiliriz?
Sosyal medya gibi mecralar partnerimizin geçmişi hakkında bilgi toplamamıza aracılık edebiliyor. Üstelik bu durumu bir takıntı haline getirmemize ve kendimizi sık sık onun eski partneriyle kıyaslamamıza da yol açabiliyor. Bu sebeple bu davranışları durdurmak kendimizi daha hızlı toparlamamızı sağlıyor.
Partnerimizle konuşarak neden kendimizi böyle hissettiğimizi anlatmamız da önemli. Ancak amacımızın onun bize daha iyi hissettirmesini sağlamak değil de paylaşarak rahatlamak olması gerekiyor.
Yetersizlik duygumuzun kökenine inmek ve kendimizin güçlü noktalarına odaklanmak değersizlik duygusuyla daha iyi baş etmemizi sağlayarak öz saygımızı artırıyor.
İlişkimizdeki olumlu noktalara odaklanarak kendi yarattığımız bu biricik dinamikte nasıl daha iyi hissedebiliriz diye düşünmek de yine bu konuda bize fayda sağlıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kıskançlık; şüphe, öfke, üzüntü, korku gibi duyguları kapsayan karmaşık ve çoğunlukla olumsuz yorumlanan şemsiye bir terim olarak tanımlanıyor.
18 Kas 2021

YAZARLAR

Yakın İlişkiler
İlişkilere bilimsel bir bakış açısı!
İLGİLİ OKUMALAR


