

Mey|Diageo x Pembe Hayat KuirFest: #YasaksaYasak Mey|Diageo, 11. Pembe Hayat KuirFest'in ana sponsoru oldu Tüm süreç ve operasyonlarında “Herkes eşit, herkes farklı” mottosunu savunan Mey|Diageo , 11. Pembe Hayat KuirFest Gazino ’nun ana sponsoru olmanın mutluluğunu paylaşıyor. Nedir? Türkiye’nin ilk ve tek kuir film festivali olarak yolculuğuna 2011 yılında Ankara’da başlayan ve bu yıl on birincisi gerçekleşen Pembe Hayat KuirFest , LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekerken, Türkiye’de kuir teorinin ve sanatın konuşulmasına ve tartışılmasına olanak yaratmayı amaçlıyor. Neler oldu? 30 Eylül - 2 Ekim arasında Ankara’da gerçekleşen festival, açılışını Goethe-Institut Ankara ’da, Türkiye’den Kuir Kısalar özel gösterimiyle yaptı. Festivalin 14 Ekim - 16 Ekim arasında gerçekleşen İstanbul ayağının açılışına Nükhet Duru, Kübra Uzun ve Esila Efser ’in sahnede olduğu, Mey|Diageo ana sponsorluğundaki “kuir gazino” gecesi damgasını vurdu. Seçimlerin özgürce yapılabildiği ve eşit olarak yaşanılabilen bir dünyayı destekleyen Mey|Diageo ’nun çalışmalarını buradan takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Bize tam olarak ne oldu? Ne oldu da bu kadar yüzeysel canlılar hâline dönüşebildik?
Hiçbir şeyin arkasında gerçekten ve kararlılıkla duramayan,
Direnç gösteremeyen,
Sahiplenemeyen,
Hatta belki kapısı çalmadıkça hiçbir sıkıntıyı içselleştirmeyen,
Memlekette olan bitene sadece göstermelik tepki veren bu fazlasıyla yüzeysel kimliklere nasıl büründük?
Zamanla yaşadıklarımız mı bizi etkiledi yoksa farkına varmadan tam da muhalefet ettiğimiz şeye mi dönüştük?
Faşizm ve dijital iletişim çağının aynı hızla baskınlaşması mı benliğimizi bu derece değiştirdi, dönüştürdü…
Yoksa sadece anlık tepkiler, anlık duruşlar sergileyerek kazanılacak anlık alkış ve anlık şöhrete tamah edip 'işimize mi bakar' olduk?
Yani bizler de mi artık sadece ve sadece kendimiz için, kendimize kadar kazanç ister olduk?
Kitlesel tepkilerin yaşandığı tarihsel olaylara romantik bakan biri olmadım hiç ama bugün yaşananlar, yaşadıklarımız ve geldiğimiz bu mekanik hâl karşısında, sık sık geçmişi hüzünlü bir duygusallıkla yad ederken yakalıyorum kendimi.
Yazı başladı başlayalı çok soru sordum ve bitene kadar da devam edeceğim gibi...
Çünkü cevabı basit gibi görünen ama çözümlemesi güç soruların ağırlığı altında ezildiğimi hissediyorum bir süredir.
Yalnız olmadığımı da biliyorum.
O yüzden de soruların cevaplarını fazlasıyla somut, hayati ve yakın dönem yaşanmış örnekler üzerinden beraber arayalım istiyorum.
Öncelikle ülkede son günlerde yaşanan hangi 'felaket olayı' gerçek bir duyarlılıkla, gerçek bir tepkiyle karşıladık ona bir bakalım diyorum…
Sürekli ve hep daha da kötüye giden bir atmosferde yaşıyoruz ama bunu değiştirmek için sanki tweet atmak dışında pek de bir şey yapmıyoruz gibi geliyor bana.
Aklıma gelen örnekleri hızlıca, çala kalem sıralıyorum:
Orman yangınları esnasında yaşanan 'müdahele krizleri'…
Kpss sorularının çalınması...
Sedat Peker'in açıklamalarıyla ortaya dökülen dolandırıcılıklar,
Sıklıkla ortaya saçılan tarikat gerçekleri…
Cumhurbaşkanı'nın 'Gezici'lere sürtük demesi…
Mültecilere yapılan insanlık dışı muameleler…
Annesinin kafasını kesip sokağa atan insanlar, samuray kılıcıyla önüne geleni kesenler, kedileri köpekleri canice katledenler gibi, bize feci toplumsal yozlaşmayı sinyalleyen olaylar…
Okullarda, yurtlarda, derneklerde, dinî eğitim veren kurumlarda yüksek mercilerin taciz ettiği çocuklar, Kürt illerinde panzerlerle adeta bile isteye ezilen çocuklar…
Sadece eylül aynındaki verilere göre 26'sı kesin 19’u şüpheli artık politik olduğu su götürmez kadın cinayetleri…
Ayasofya'nın kapılarının yenmesi…
Sıklıkla hukukun artık yok hükmünde olduğunu gözler önüne seren onlarca örnek…
Hani yıllardır 'siyaset erbabları' bu ülke halkı her şeyi affeder ama bir tek ekonomik çakılmayı affetmez diyordu…
Peki madem, o örnekleri de sıralayalım ve soralım:
Memlekette yaşanan rekor düzeyindeki elektrik, doğal gaz, benzin ve beraberinde gelen tüm zincirleme zamlar mı yoksa emlak krizi mi gerçek bir tepkiye neden oldu, olabildi?
Peki ya döviz krizi?
Yoksa, barınma sorunu mu? Gıda krizi mi? Eğitim krizi mi? Sağlık sektöründe yaşanan içler acısı hâl mi?
Hadi diyelim bunlar da neden olamadı gerçek bir duruş yaratmaya.
Sürekli iptal edilen 'uygunsuz sanatçı' konserleri, devlet eliyle 'ayar çekilen' sanatçılar mı bizim gerçek tepkiler vermemizi sağlayabildi?
Son olarak Cumhurbaşkanı'nın "Bak PKK'lılar 5'er 10'ar çocuk yapıyor" diyerek Kürtleri gördüğü yeri açıkça belli etmiş olmasına mı gerçekten isyan ettik?
Samimi cevap verin lütfen, bunların hangisi için gerçek manada bir tepki verdik?
Hangisi için en azından bir daha tekrarlanmaması adına gerçekten emek verdik?
Peki ben cevaplıyayım: Hiçbiri
Daha doğrusu hepsi!
Nasıl mı hepsi?
Hemen anlatayım.
Bu olayların hepsi sosyal medyada toplu tepkilere neden olmuş, fazla sayıda 'anlık duyarlılık' görmüş ama saniyeler, dakikalar, en iyi koşullarda gün-günler içinde unutulmuş konulardan sadece yakın dönem yaşanmışların akla ilk gelenleri.
Siz listeyi uzatabilirsiniz ancak temin ederim sonuç değişmeyecektir. Buyrun deneyin!
Şimdi mesela, bugünlerde Bartın da yaşanan maden faciası konuşuluyor.
-Her an bu gündem de bitebilir-
Kınamalar, üzüntüler, siyasi mesajlar gırla…
Geçmişin de yani Soma'nın da aslında hiç peşinden gidilmeyen, hızla unutulan hesabı soruluyor gibi..
Okurken insan umutlanıyor.
Vay be "Kendine ait olmayan acıyı da sahiplenen bir toplum" diyor!
Evet ama realite öyle değil, maalesef.
Bu tamamen yüzeysel, tamamen göstermelik bir tek vücut olma hâli!
Kimsenin tek vücut filan olduğu yok aslında…
Bunlar tıpkı sadece anlık tepkilerin verildiği mecraların da doğası gibi, sadece anlık iletilerden ibaret!
O yüzden de sokağa dönüp baktığınızda hiçbir karşılığı olmuyor o sosyal medyada gördüklerimizin.
Üzgünüm, gerçekten çok üzgünüm ama sosyal medyada göründüğü gibi değil toplumsal meselelerin fiziki ve fikri takibi.
Aslında kimsenin umrunda değil büyük resimde yaşananlar.
O paylaşımların çoğu sadece bir paylaşımlık kadar konuyla ilgili ve sonrası yok…
Ama insanlar bir şekilde o muhalif olma hâlinden, o kimliği taşımaktan da memnun, hâliyle bir söz söyleme ihtiyacı doğuyor, söylüyor ve ve hızla geçiyor o konu.
Ta ki bir diğer öfkeli, acılı, yakıcı gündem konusuna kadar.
O yüzden "sosyal medya yanıltıcı" diyoruz ya zaten.
Orada görünenle işin aslı aynı doğrultuda yürümüyor maalesef.
Yürüseydi inanın çok farklı olur, halkın haklı tepkisi karşısında yapılan birçok siyasi hamle yapılamaz, yasa geçemez, uygulama hayat bulamazdı.
İnanın buna!
Halkın inatçı ve ısrarlı tepkisi karşısında kimse duramaz.
Ama faşist bir rejimin karşısında muhalif bir tepki oluşuyormuş gibi yapıp altını boş bırakır, devamını getiremezseniz, sadece o anlık tepkide, o söylenen sözler kadarla kalırsa tepkiniz işte esas o zaman toplumun üzerinden silindirle geçer o rejimin acımasız uygulamaları ve geçtiler, geçmekteler de zaten!
Bunları söylemek de hoş değil, duymak da isteyen yok biliyorum.
Kovulmadık köy kalmadı zaten!
Ama sorunumuz sadece iktidarmış gibi yapa yapa da 20 karanlık yılı devirdik.
Bu tabloda şüphesiz ki hepimizin sorumluluğu var!
Her peşinden ısrarla gitmediğimiz itirazımızın,
Her yakındığımız ama çözümü için elimizi taşın altına koymadığımız konunun,
Her ayağa kalkıp, iki slogan atıp yerimize oturduğumuz toplumsal haksızlığın sonucu işte bu yaşamakta olduğumuz karanlığın oluşumunda rol oynadı.
Yani biraz da biz yarattık bu canavarı, en azından fazlasıyla besledik ve kuvvetlendirdik tutarsızlıklarımızla.
Biz derken; görece popüler muhalif figürlerden, muhalif olarak tanınan insanlardan söz ediyorum.
Muhalif popülerliğinin sürmesinden başka derdi olmayanların muhalif mücadelesi de ancak bu kadar olabilirdi dense, itiraz etmeye pek hakkımız olmaz doğrusu!
Ha diyeceksiniz ki 'ana muhalefetin' gelecek cumhurbaşkanı olmaya sevdalı başkanı ne yapmış ki kalan muhalif kesimden beklentiniz olsun?
Evet doğru ve bununla da yüzleşmek zor.
Biliyorum…
Ama memleketin içinde bulunduğu çamurun da gerçeği bu!
Bakınız "sansür yasası" dediğimiz "dezenformasyon yasası" yürürlüğe girdi bile.
Oysa iki gün önce ne yaygara kopuyordu sosyal medyada ve muhalif yayın yapan alternatif medyada, sanarsın yasa geçse toplumsal kıyamet kopacak.
Kimsenin "eyvallahı olmayacak" bu sefer..
E ama geçti.
Resmî Gazete'de yayımlandı.
Ve şimdi herkes sus pus!
Oysa hani bu işin sonu felaketti, bu artık sonun sonuydu.
Hani artık bunu kabullenemezdik, direnecektik?
Özgürlükmüş iradeymiş, ifadeymiş bla bla ama işte öyle bir gündem yok şu anda!
Konu bitti, kapandı bile çoktan.
Bakın bugün maden faciası konuşan gazetecileri "dezenformasyon yapıyorlar" diyerek işaret eden siyasetçiler var. Ve daha vahim sonuçlar doğuran "ihbarları" da yaşayacağız, göreceğiz, şüphesiz!
Ama biz konuyu geçtik, öyle değil mi?
Konuştuk, önemli tespitler yaptık, cesur çıkışlarımız oldu ve bitti…
Peki ama neden?
Yazının başına dönerek kendi sorduğum soruyu kendimce cevaplayarak final yapmak istiyorum, bizi bu iktidar tek başına bitirmedi, yanına "muhaliflerimizi" de aldı bunu yaparken.
"Kullanışlı aptallık" diyorlar ya hani aslında meseleyi daha doğru tanımlayan, kullanışlı muhalifliktir bana göre.
Çünkü iktidar karşısındakilerin sadece kendi öz çıkarlarını gözeteceğini, tepki verip alkışa, onaya doyunca da susup başka bir konuya yöneleceğini çok iyi bildi, bu zaafları güzel kullandı hep.
Ve ne isterse yaptı…
Daha fazlasına ihtiyacı oldukça -dahasına ihtiyacı olursa- da yapacak.
Çünkü çekineceği tek bir muhattabı bile kalmadı karşısında.
İnatla ve ısrarla hiçbir muhalifin bir konunun peşinden gitmeyeceği, şaşırtmayacağı ayan beyan ortada oldukça da her gün bir öncekinden biraz daha kötü olacak!
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gülşen'in beraat talebine ret. Kuş gribi salgını dünya geneline yayılıyor. Komedi Yaban Hayatı Fotoğrafı Ödülleri’nde kısa listeye giren fotoğraflar açıklandı.
22 Eki 2022

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.




