Kuş Bakışı Büyükada

Cuma günleri onu beş geçe kalkan vapurla Ada’ya gidenlerin vay hâline! – Büyükada’nın tarifi – Ada’nın kadını başka şey – Günahı telefon eden okurumun boynuna – Yaşasın buhran diyeceğim geliyor

Mehmet Selahattin, 26 Ağustos 1933

Geçen hafta içinde bir gün matbaada oturduğum odanın telefonu çaldı.
“Alo, kimsiniz?”
“Muharirlerinizden Salahattin Bey ile görüşmek istiyorum.”
“Buyrunuz, Salahattin benim. Orası neresi efendim?”
“Büyükada. Ben okuyucularınızdan birisi.”
“Teşerrüf ettik. Bir emriniz mi var?”
“Estağfurullah. Emir değil, bir rica. Her cumartesi günü yazılarınızı tatlı tatlı okuyorum. Fakat bir Adalı sıfatıyla söyleyeyim ki size bir parça kırgınım.”
“Niçin efendim?”
“Bir gün de ne olur Büyükada’ya gelin canım! Mesela bu cuma günü olmaz mı?”
“Hay hay…”
“Adamızda size alakadar edecek pek çok şeyler bulacağınıza eminim.”
“Arzunuzu yerine getirmeye çalışırım efendim.”
“Ben de Ada’ya ait yazınızı beklerim.”

Telefon kapandı. Kendi kendime “Bu meçhul okurun hakkı var” dedim. “Büyükada’dan bahsetmeyeli epeyce zaman geçti.” Ve karar verdim cuma günü onu beş geçe vapuru ile Büyükada’ya gitmeye.

İlkin şunu haber vereyim ki cuma günleri bu mevsimde onu beş geçe kalkan Ada vapuruna binenler bir saat yirmi dakika ayakta seyahat etmek mecburiyetinde kalırlar. Kınalı’ya kadar değil bir yere ilişip oturmak, ayakta bile serbestçe dolaşılmıyor. Vapuru tıklım tıklım dolduran bu kalabalık azıcık susmasını bilen insanlar olsa bari. Ağızları dursa çeneleri işliyor. Güvertede çekirdek kabuğuna basmadan yürümek ne mümkün! Belediyenin yerinde olsam ilk yapacağım iş şu kabak çekirdeğini yasak etmek olurdu.

Kınalı’nın önünden süzülerek geçtik. Şimdiden Burgaz’a çıkacakların telaşı başladı. Bir Musevi vatandaş parasına kıyıp bir şişe su ısmarlamış. Suyu içti fakat içtikten sonra beğenmedi.
“Sen bize Terkos suyu getirdin?”
“Hayır efendim. Halis Taşdelen suyu.”
Müthiş hiddetlendi.
“Kimyahanede tahlil yaptırırım! Eğerkim Taşdelen değilse sana gösteririm! İlaleme 7.5 kuruşa Terkos suyu içiriyorsunuz. Ayıp değil mi? Bu ne rezalet efendim!”
Ve 7.5 kuruşluk sarfiyatı hıncını bir avuç çekirdekten çıkararak hırslı hırslı çiğnemeye başladı.

Simit isteyen çocuğuna annesi susam tanelerini gösteriyor ve öğürür gibi hareketler yaparak çocuğu simitten tiksindirmeye çalışıyor.

Heybeli’de vapur hemen yarı ağırlığını iskeleye döktü. Bunlar belli ki Sadık Bey’in meşhur plajına gidiyorlar. Hepsi de yağlı müşteriler. On kuruş banyo parası verip sabahtan akşama kadar denizin içini harman yerine çevirecekler!

Artık Büyükada’ya geliyoruz. İskelenin üstü hıncahınç dolu. Vapurun yanaşmasını beklemeye vakitleri yokmuş gibi halat atılır atılmaz birkaç yüz yolcu bacaklarını açıp iskelede soluğu aldılar. Demir parmaklığın önünde tatlı tatlı sarışmalar, öpüşmeler, çıtır pıtır konuşmalar oluyor. Vapurla iskelenin arasında çok geçmeden bir insan rıhtımı teşekkül etti. Bu rıhtım sallanıyor fakat hep olduğu yerde. İlerlemek imkânı yok. Birbirlerine uzaktan çığlıklar ile geldiklerini haber verenler var.

“Seriiii…”
“Bonjour Masume.”
“Ah canım kızım!”
Memurun kalın sesi;
“Yürüyelim hanımlar, yürüyelim beyler!”
Adım atabilirsek yürüyeceğiz. Rıhtım bir türlü parçalanmıyor ki!

Nihayet öndekiler insafa geldiler. Sıkışık saflar arasında bir hareket oldu. Ve bir kale fetheder gibi önümüzde açılan mazgal deliklerinden içeri girdik. Merhaba Büyükada! Aman yanlış söyledim. “Bonjour Prinkipo!” demek lazımdı. Dikkat ederseniz Büyükada’da Türkçenin en az konuşulan dil olduğunu siz de çabucak anlarsınız. Rumlar, Yahudiler, hatta Ermeniler Ada’ya gelince hemen tatlı sulaşıyorlar. Susuz Ada için bu kadar sululuğu da çok görmeyelim!

Büyükada’ya güzel demek onu hiçe saymak olur. Çok güzel demek de bir şey ifade etmez. Dünya cenneti… Vaadedilmiş toprak… Bütün bunlar basmakalıp tarifler. Ben kendi hesabıma Büyükada’yı kullandığımız kelimelerin hiçbiri ile tarif edemeyeceğim.

Burada rüzgâr bile başka türlü esiyor. Çamlar başka türlü ses veriyor. Lastik tekerlekli arabaların asfalt yol üzerinde kayıp gidişleri, boynu çıngıraklı eşeklerin dünyanın en güzel yükünü sırtlarında taşıdıklarından habersiz Nizam yolunda tırısa kalkışları, saat kulesi önünde heyecanlı bekleşmeler…

Muhakkak kadın başka şey, Ada’nın kadını gene başka şey. İstanbul sokaklarında rastladığımız kadın tipleriyle Ada kadınının birbirlerine benzer tarafı yok. Tur yolunda, Duatepesi’nde, Yörük Ali’de (Yorgolo), Dil’de, Lunapark’ta kısacası Ada’nın bütün köşe bucağında Ada’nın kadını kendini kolaylıkla tanıtıyor, kolaylıkla sevdiriyor. Fakat öyle sanırım ki kolaylıkla sevmiyor.

Bu yazımı Büyükada’nın her tarafını gezip dolaştıktan sonra yazmak vardı. Fakat bunun günahı telefon eden okurumun boynuna olsun! Ada’nın ihtiyaçlarını, eksiklerini, Ada’nın âlemlerini bana bir mektupla bildirecekti. Mektubu bütün bir hafta bekledim. Bu satırları yazarken bile hâlâ bekliyorum. Boş yere beklediğimi bilerek bekliyorum.

Yazımı bitirmeden şunu da söyleyeyim ki Ada, Büyükada’yı kastediyorum, dehşetli ucuzlamış. En temiz lokantada 1 liraya yemek yeniyor. Sahildeki gazinolarda 7.5 kuruşa bir kahve içiliyor. Ucuzluk nihayet döne dolaşa Ada’ya kadar gelebildi. Gitme gelme vapur, eşekle yahut araba ile Tepeköy’e kadar gezinti, dönüşte iştahlı bir yemek. Bütün bunlar adam başına 3 liranın içinde. İnsanın “Yaşasın buhran!” diyeceği geliyor.


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Eşekten inip ata bindik #41

Büyükada turu, Yorgali'nin Türkçesi Yörükali, eşekçiler loncası, faytonların İstanbul'a gelişi, eşekçiler ile atçılar arasında meydan kavgası, Terkos'ta bekleyen doktor, Taşdelen suyunu içen ölmüyor, KarDes uygulaması

02 Ağu 2022

Büyükada, 1930'lar

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR