MEDYADA KADIN TEMSİLİ

Medyadaki kadın temsilinin can sıkıcılığı üzerine.
MEDYADA KADIN TEMSİLİ

7 Aralık - Zorlu Holding - ANGST
Zorlu Holding ile birlikte

Zorlu Holding: #EsitBiHayat için #ŞiddeteKarşıYalnızDeğilsiniz

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) araştırmasına göre her 10 kadından 4'ü hayatları boyunca en az 1 kez şiddetin bir türüne maruz kalıyor. Şiddetin her türünün Türkiye’de önemli bir sorun teşkil ettiğinin bilincinde olan Zorlu…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Medyada kadın ve kadınlık rollerinin tartışmaya açılması, kadına atanan cinsiyet rollerinden şikayet etmek için uygun zemini hazırlıyor. Zira kadın, temsil ettiği kimlikler bağlamında geleneksel rollerin dışına çıkamadıkça güçlü bir isyanın da kapısını aralıyor. Ataerkil söylemlerin tekrar üretildiği medya ürünlerinde, kadın sıkıştığı rollerin içinde bir hayat sürdürmeye devam ediyor. Sinemada, televizyonda ya da reklamda kimliksiz kalan kadın kendine yabancılaşıyor ve yan karakter olmaktan öteye geçemiyor. 

Reklamda kadın, istenilen ve arzulanan bir obje

über’in kurucu ortağı ve kreatif direktörü Hande Arslan, kadının reklamda istenen, arzulanan ve ulaşılan ürünlerle eşleştirildiğini söylüyor. Reklamcılık sektöründe 22 yılı geride bırakan Arslan’a göre kadın bedeninin arzu objesine dönüştürülmesi yeni değil — mesleğe başladığı dönemde de reklamdaki kadın sesinin kadife bir tonda olmasına özen gösterildiğini belirtirken kadının "'yatak odası ses tonu'nu kullananları makbuldü,” diyor.

Nitekim reklamdaki kadının cinselliği, bireyi sistematik bir tüketime yönlendirmek üzere kurgulanıyor. Hâl böyle olunca reklamın öznesi kadının reklam metninde nesneye dönüşmesi de şaşırtmıyor. Ötekileştirilen kadın kendisine biçilen cinsiyet rollerinin bayrak taşıyıcısı oluyor. Arslan, takdir görmeyi bekleyen, ihtiyaç sahibi kadınların da reklamın tanıdık simaları arasında yer aldığını ifade ediyor:

“Hâlâ Türkiye’deki reklamlarda hayatın yükünü, çilelerini taşıyan, 5 kolu 3 bacağı olup her yere yetişen, Allah vergisi dünya güzeli bir kız bir erkek çocuğu olan — hiç 2 erkek ya da tek çocuk değil; çocukların hiçbiri de büyük burunlu değil — yaşlanmamak için kremini de süren, sabahın kör vakti de olsa kalkıp sporunu yapan, sağlıklı beslenip çocuklarını da öyle besleyen, kocasına yeterince ilgi gösterebilen, hatta abartıp kendine zaman da ayıran, mümkünse mutlaka anne, yok değilse bile evli ya da nişan yüzüklü, Instagram’da like’larını bol kepçe alan bir kadın profilinin etrafında dönüyoruz ya da erkeklerin patron olduğu, kadınların annelikten ve hayatın diğer yüklerinden ötürü iş hayatında erkeklere sunum yapan, gücünü yine ‘kanıtlamaya’ çalışan hâllerini izliyoruz.”

Yıllar içinde görece bir iyileşme yaşanmıyor değil. Bu değişikliği “Kadınların kendilerini ifade ediş biçimleri, toplum içinde varoluş biçimleri daha çok düşünülerek dillendiriliyor,” şeklinde yorumluyor. Reklamda evin yükünü sırtlanan kadınların varlığı yavaş yavaş silikleşiyor. Yaratılan imgesel gerçeklik şekil değiştirirken normatif değerlere meydan okuyan markalar da göz önüne geliyor. Yine de Arslan’ın “Bir kadın reklam yazarı olarak erkek reklam yaratıcılarının bu konuyu iyi niyetli bir şekilde anlamaya çalıştığını düşünüyor ama daha çok yollarının olduğunu hissediyorum,” sözleri, pek de iyimser bir tablo olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. 

Türkiye’deki Effie Ödüllü Televizyon Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Araştırması
Kaynak: Reklamverenler Derneği ve Bahçeşehir Üniversitesi


Sinemada kadın, boynu bükük ve fedakâr

Öte yandan kadın imgesinin heteronormatif sistemlerde yeniden yaratılması, medyanın kesişim noktasındaki her üründe karşımıza çıkıyor. Bu anlamda sinemadaki kadın temsilinin de reklamdan farklı olduğunu söylemek mümkün değil. Televizyon dizilerinde hikâyenin öznesi kadınsa karakter kendini mutlaka bir “kadınlık dramının” içinde buluyor — çocuklarını kaybetmiş bir anne ya da eşi tarafından şiddete uğrayan bir kadın.

Sinemada kadınlara televizyona kıyasla daha fazla alan tanındığını söylemek mümkün. Genel izleyicinin iştirak etmediği yapımlarda güçlü kadın karakterlere rastlamak da öyle. Seyirci boynu bükük, el mecbur erkeğine koşan kadınlar yerine dilin özgürleştirdiği kadınlarla yeni bir sinema deneyimi yaşıyor. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gizem Parlayandemir, sinemadaki temsil pratiklerinde beklenmedik sürprizlerle karşılaştığımızı da dile getiriyor. 

Kadın hikâyelerini anlatmak için zaman var

Öte yandan kadının erkeğin bir adım arkasında duran rolünde senaryonun fiziksel ve psikolojik şiddeti bir reyting aracı olarak kullanması eşitliğin ilkeselleştirilmesi için önümüzde uzun bir yol olduğunu gösteriyor. Parlayandemir’in “sorunları çözmek için sanat ya da medya bu konuları tartışmaya açabilir ama bunu yaparken mağdurların mağduriyetlerini artırmamak, travmalarını tetiklememek; toplumdaki kadınları da sindirmemek; faillere ya da potansiyel faillere de haz almalarını ya da cüret kazanmalarını sağlayacak medya metinleri sunmamak gerekiyor,” yorumu, yanlış temsil biçimlerinin gerçek hayatta farklı karşılıklar bulabileceğine işaret ediyor. 

Hatalı temsillerin can sıkıcılığına sırt çevirip hegemonik erkekliğin hüküm sürdüğü hikâyeleri yer altındaki tozlu depolara itmek de bir seçenek. Kadın hikâyeleri anlatmak için hâlâ zaman varken — şimdi. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

👩‍💻 ANGST 14: MEDYADA KADIN OLMAK

Türkiye'de medyada kadın olmak ne demek? Türkiye'de kadınlık deneyimine sahip bir gazeteci olmak ne anlama geliyor?

07 Ara 2021

Zorlu Holding ile birlikte
👩‍💻 ANGST 14: MEDYADA KADIN OLMAK

YAZARLAR

Janset Atacan

Former editor @ Aposto

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'