aposto-logoSalı, 6 Haziran 2023
aposto-logo
Salı, Haziran 6, 2023
Aposto Üyelik

MEDYADA KADIN TEMSİLİ

Medyadaki kadın temsilinin can sıkıcılığı üzerine.

Medyada kadın ve kadınlık rollerinin tartışmaya açılması, kadına atanan cinsiyet rollerinden şikayet etmek için uygun zemini hazırlıyor. Zira kadın, temsil ettiği kimlikler bağlamında geleneksel rollerin dışına çıkamadıkça güçlü bir isyanın da kapısını aralıyor. Ataerkil söylemlerin tekrar üretildiği medya ürünlerinde, kadın sıkıştığı rollerin içinde bir hayat sürdürmeye devam ediyor. Sinemada, televizyonda ya da reklamda kimliksiz kalan kadın kendine yabancılaşıyor ve yan karakter olmaktan öteye geçemiyor

Reklamda kadın, istenilen ve arzulanan bir obje

über’in kurucu ortağı ve kreatif direktörü Hande Arslan, kadının reklamda istenen, arzulanan ve ulaşılan ürünlerle eşleştirildiğini söylüyor. Reklamcılık sektöründe 22 yılı geride bırakan Arslan’a göre kadın bedeninin arzu objesine dönüştürülmesi yeni değil — mesleğe başladığı dönemde de reklamdaki kadın sesinin kadife bir tonda olmasına özen gösterildiğini belirtirken kadının "'yatak odası ses tonu'nu kullananları makbuldü,” diyor.

Nitekim reklamdaki kadının cinselliği, bireyi sistematik bir tüketime yönlendirmek üzere kurgulanıyor. Hâl böyle olunca reklamın öznesi kadının reklam metninde nesneye dönüşmesi de şaşırtmıyor. Ötekileştirilen kadın kendisine biçilen cinsiyet rollerinin bayrak taşıyıcısı oluyor. Arslan, takdir görmeyi bekleyen, ihtiyaç sahibi kadınların da reklamın tanıdık simaları arasında yer aldığını ifade ediyor:

“Hâlâ Türkiye’deki reklamlarda hayatın yükünü, çilelerini taşıyan, 5 kolu 3 bacağı olup her yere yetişen, Allah vergisi dünya güzeli bir kız bir erkek çocuğu olan — hiç 2 erkek ya da tek çocuk değil; çocukların hiçbiri de büyük burunlu değil — yaşlanmamak için kremini de süren, sabahın kör vakti de olsa kalkıp sporunu yapan, sağlıklı beslenip çocuklarını da öyle besleyen, kocasına yeterince ilgi gösterebilen, hatta abartıp kendine zaman da ayıran, mümkünse mutlaka anne, yok değilse bile evli ya da nişan yüzüklü, Instagram’da like’larını bol kepçe alan bir kadın profilinin etrafında dönüyoruz ya da erkeklerin patron olduğu, kadınların annelikten ve hayatın diğer yüklerinden ötürü iş hayatında erkeklere sunum yapan, gücünü yine ‘kanıtlamaya’ çalışan hâllerini izliyoruz.”

Yıllar içinde görece bir iyileşme yaşanmıyor değil. Bu değişikliği Kadınların kendilerini ifade ediş biçimleri, toplum içinde varoluş biçimleri daha çok düşünülerek dillendiriliyor,” şeklinde yorumluyor. Reklamda evin yükünü sırtlanan kadınların varlığı yavaş yavaş silikleşiyor. Yaratılan imgesel gerçeklik şekil değiştirirken normatif değerlere meydan okuyan markalar da göz önüne geliyor. Yine de Arslan’ın “Bir kadın reklam yazarı olarak erkek reklam yaratıcılarının bu konuyu iyi niyetli bir şekilde anlamaya çalıştığını düşünüyor ama daha çok yollarının olduğunu hissediyorum,” sözleri, pek de iyimser bir tablo olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. 

Türkiye’deki Effie Ödüllü Televizyon Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Araştırması
Kaynak: Reklamverenler Derneği ve Bahçeşehir Üniversitesi


Sinemada kadın, boynu bükük ve fedakâr

Öte yandan kadın imgesinin heteronormatif sistemlerde yeniden yaratılması, medyanın kesişim noktasındaki her üründe karşımıza çıkıyor. Bu anlamda sinemadaki kadın temsilinin de reklamdan farklı olduğunu söylemek mümkün değil. Televizyon dizilerinde hikâyenin öznesi kadınsa karakter kendini mutlaka bir “kadınlık dramının” içinde buluyor — çocuklarını kaybetmiş bir anne ya da eşi tarafından şiddete uğrayan bir kadın.

Sinemada kadınlara televizyona kıyasla daha fazla alan tanındığını söylemek mümkün. Genel izleyicinin iştirak etmediği yapımlarda güçlü kadın karakterlere rastlamak da öyle. Seyirci boynu bükük, el mecbur erkeğine koşan kadınlar yerine dilin özgürleştirdiği kadınlarla yeni bir sinema deneyimi yaşıyor. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gizem Parlayandemir, sinemadaki temsil pratiklerinde beklenmedik sürprizlerle karşılaştığımızı da dile getiriyor. 

Kadın hikâyelerini anlatmak için zaman var

Öte yandan kadının erkeğin bir adım arkasında duran rolünde senaryonun fiziksel ve psikolojik şiddeti bir reyting aracı olarak kullanması eşitliğin ilkeselleştirilmesi için önümüzde uzun bir yol olduğunu gösteriyor. Parlayandemir’in “sorunları çözmek için sanat ya da medya bu konuları tartışmaya açabilir ama bunu yaparken mağdurların mağduriyetlerini artırmamak, travmalarını tetiklememek; toplumdaki kadınları da sindirmemek; faillere ya da potansiyel faillere de haz almalarını ya da cüret kazanmalarını sağlayacak medya metinleri sunmamak gerekiyor,” yorumu, yanlış temsil biçimlerinin gerçek hayatta farklı karşılıklar bulabileceğine işaret ediyor. 

Hatalı temsillerin can sıkıcılığına sırt çevirip hegemonik erkekliğin hüküm sürdüğü hikâyeleri yer altındaki tozlu depolara itmek de bir seçenek. Kadın hikâyeleri anlatmak için hâlâ zaman varken — şimdi

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.

İlgili Başlıklar

über

Türkiye

Hikâyeyi beğendiniz mi?

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Nerede Yayımlandı?

👩‍💻 ANGST 14: MEDYADA KADIN OLMAK

Yayın & Yazar

Angst

Her cuma 12.00’de, çevre ve iklim gelişmelerine türler arası eşitlik ilkesini benimseyerek gelişmeleri aktarıyoruz.

Janset Atacan

Former editor @ Aposto

;