
Bu sorunun cevabı teorik olarak “hemen her şeyi” 😄 Biraz daha netleştirmemiz gerekirse, insan anlamlandırabildiği her şeyi kıskanabilir. Ancak anlamlandırabildiği her şeyi aynı seviyede kıskanmaz elbette! Kıskançlığın seviyesini kıskançlık konusu olan nesneye verilen değer ya da atfedilen anlam belirliyor. Bu öznellik sebebiyle kıskanılan şeyler kişiden kişiye değişebildiği gibi zaman ve bağlam içerisinde de farklılık gösterebiliyor.
Bir nesne ya da olguyu kıskanmamız için o nesne ya da olgunun ulaşılabilir olduğu algısına sahip olmamız önemli. Bilim insanları, bireyin ulaşmasının çok zor olduğu şeylere karşı ilgisinin ve bunlara atfettiği değerin çok düşük olduğunu belirtiyorlar. Bu sebeple, bu ulaşılması zor şeylerin bir kıskançlık nesnesi olması pek mümkün değil. Sizin anlayacağınız, bir nesneye ya da olguya sahip olma ihtimalimizle o nesneye ya da olguya kıskançlık hissetme ihtimalimiz doğru orantılı. Örnek verelim, bir kuşun uçuşunu izlemek ne kadar keyifli. Gökyüzünde çarpan kanatları seyrederken uçabilmeyi hayal edip “ah be, ben de kanatlansam uçsam şimdi” diye iç geçirebiliriz. Ancak uçabiliyor diye kuşu kıskanan pek fazla kişi olduğunu sanmıyoruz. Çünkü uçmak bizim doğamızda yok ve yakın zamanda da herhangi bir araca ihtiyaç duymadan uçmamız mümkün görünmüyor. Tabii ki bu durum hayal etmemize, uçurtmalar yapmamıza, uçuşan kostümler seçmemize ya da uçaklar icat etmemize engel olmadı. Hiçbir aklı selim insanın uçabildiği için bir kuşa zarar verdiğini de duymadık ama, öyle değil mi?
Yapılan araştırmalar kıskandığımız nesnelerin, olguların ya da kişilerin çoğunlukla yakın çevremizde bulduğunu söylüyor. Kıskançlık vakalarının çoğu aile içerisinde, arkadaş çevresinde ve iş yerinde yaşanıyor. Tabii ki zaman zaman çok da yakın çevremizde olmayan şeylere ya da kişilere karşı kıskançlık hissedebiliyoruz, ancak bu kıskançlık kıvılcımları tam alevlenmeden sönüp yok oluyorlar. Angelina Jolie’nin güzelliğini kıskanmamak mümkün değil, ama hiçbirimiz gidip ona bir şey yapmıyoruz 😄 Göz görmeyince gönül katlanıyor belki de.
Aslında kıskançlığı çoğunlukla yakın çevremize karşı hissediyor olmamız bir önceki sayımızı okuyanlar için sürpriz değil. Geçen ay kıskançlığın bir sosyal karşılaştırma sonucu yaşanan daha aşağıda hissetme durumunun sonucu olduğundan bahsetmiştik. Günlük yaşamımızda sosyal karşılaştırmaya en çok maruz kaldığımız alanlar neresi? Elbette ki yakın çevremiz. Hangimiz ebeveynlerimiz tarafından kardeşlerimizle ya da komşu çocuklarıyla karşılaştırılmadık ya da arkadaşlarımız arasında bir değerlemeye maruz kalmadık? Peki, iş yerinde çalışma arkadaşlarınızın performansı övülürken size gelecekle ilgili küçük bir öneride bulunan patronunuz da mı olmadı? Hadi diyelim bunlardan hiçbirisini yaşamadınız. Bildiğimiz en büyük yargı mekanizması olan iç sesiniz… Yakın çevrenizdeki gelişmeler çerçevesinde kendi kendinizi bir karşılaştırmanın içine atmadınız mı? İşte, günün sonunda ister dış ister iç etkenler olsun yakın çevremizdeki olaylar, değişimler, gelişmeler bizi sosyal karşılaştırmalara, dolayısıyla da kıskançlığa götürebiliyor.
Hâlâ “neyi kıskanıyoruz?” sorusuna net bir cevap vermediğimizin farkındayız, ama bilim buna bir cevap bulmakta zorlanıyor. Çalışmalarda kıskançlığın sınıflandırıldığını ya da gerçekleştiği çevre ve bağlamın daraltılarak incelendiğini görüyoruz, çünkü kıskanmak öznel bir eylem. Biz de bilimin yolundan ilerliyor ve bu sorunun cevabını daha detaylı anlatabilmek için rotamızı daha dar, ama bizim için daha tanıdık olan iş yeri bağlamına çeviriyoruz. Sorumuzu da biraz daha detaylandırıyoruz “İş yerinde neyi kıskanıyoruz?”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Jurnal
İki hocanın kaleminden ve sesinden, başka hocaların da katılımıyla sosyal bilimlerde sıcak konular.
İLGİLİ OKUMALAR



