
Sofra kültürleri çeşit çeşit ve bol renklidir bu ülkede, her gün başka duygularla yeniden sofralar kurulur: kimi zaman bir tabak eksik, kimi zaman boydan boya uzanan kalabalık sofralar. Doğudan batıya, kırmızıdan yeşile uzanan bu sofralar eskiden bir başka güzeldi, her şey gibi.
Yakın geçmişten, o heyecanla kurulan yılbaşı sofralarını hatırlıyorum, eskiden daha çeşitli, daha kalabalık geliyor o sofralar. Şimdi sofra kültüründen uzaklaşan eğlenceler aldı sanki o bizi buluşturan yılbaşı sofralarının yerini. Kalabalık Ramazan sofraları geliyor aklıma, ailelerin, eşin dostun bir arada olduğu ama kimin neye inandığının pek önemsenmediği, inananların dualarda, arayanların bir güler yüzde bulduğu o huzurlu sofralar. Komşuların bir araya gelip yardımlaştığı, birlikte yiyip içtiği o masalar daha neşeliydi sanki. Arkadan koşturan çocuk sesleri, iş güç dert tasa ve sevincin harmanlandığı sofralar anımsıyorum geçmişe bakınca. Şimdi bu kadar kalabalık değil o sofralar, birbirimize tahammülümüz kalmamış sanki eskisi kadar. Artık karşılaştığımızda ya da birbirimizi anımsayınca edilen kısa ve belirli amaçlar içinde olan sohbetler var o yüzden o sofralarda pek buluşmuyoruz. Sofraları güzelleştiren birbirinden güzel lezzetlerin yanında bizim kahkahalarımız, neşemiz sohbetlerimizdi halbuki, bu yüzden nostaljik sofralar daha bir hoş geliyor kalbime.
Sofra kültürü ve nostaljinin buluştuğu yerde çilingir sofraları kuruluyor, sabahlara kadar kahkahaların ağlamalara döndüğü, gözyaşlarının mezelerde dem bulduğu o sofralar. Meyhane kültürü günümüzde “yeni nesil meyhane” olarak çıksa da karşımıza o eski rakı sofralarının keyfi bir başka geliyor. Belki mezeler, kadehler aynı ama işte o neşeler, sohbetler… Şöyle bir geçmişe dönünce rakı sofralarında felsefeden, politikaya yapılan yolculukları izliyorum sanki. Neşe ve acının anasona karıştığı bu sofralarda doğuyor birlikler, aşklar ve nice hikâyeler. Gar meyhanelerini hatırlıyorum, fasılların sazların sözlerin bir arada ne şairlerin, yazarların ağzından döküldüğü. Hâlen keyfi bir başka olsa da o eski rakı sofralarının tadı eşsiz, üzerine konuşulan sohbetlerin derinliği pek kıymetli.
Sofra, eskiden bizi yalnızca fiziksel olarak bir araya getirmiyordu, kimi zaman gözyaşlarımız kimi zaman neşelerimiz yenilip içiliyordu. Paylaşımın en güzel tanımıydı sofra bizim için, kimi zaman rakımızla kimi zaman bir sıcak çorbamızla buluşuyorduk. Şimdi aynı tüketim çağının getirileri gibi bir an önce bitsin diye yalnızca ‘yemek’ eylemi ile fiziksel buluşmalar yapıyoruz ya da yapacak vakti dahi ayıramıyoruz. Sabahlara kadar yanan terasların ışıkları eskisi gibi neşeli gelmiyor, sofralar anlık, hayalsiz ve hevessiz artık. Oysa eskiden ne hayaller, aşklar ve şarkılar buluştu renklerin sentezini bulduğu sofralarda. Nostalji ruhumuza her zaman iyi gelir mi bilinmez ama nostaljik sofralar hep kurulsa, yeniden birleşsek o kahkahaların içinde ve sıkı sıkı sarılsak birbirimize. Sofraların tadını ‘yemek’ içinde değil de sohbetlerimizde bulsak, hiç kimse olarak bir sofraya oturup herkes olarak kalkmayı bilsek kim bilir bugün de yarından kalabalık ve nostaljik oluverir.
Sevgili 20’likler nostalji bültenini okurken arkada o geçmişte huzur bulduğunuz şarkıyı açınız ve bülten bitince arayınız dostlarınızı; açın 20’likleri, 70’likleri buluşalım yeniden sofralarda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Gözde Ataç
20lerinde 20lik, yazar, çizer, kodlar

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




