
Bu kısımda psikoloji, sosyoloji gibi alanlardan çeşitli konulara ilişkin, "Nedir?" sorusunu soruyoruz. Bu sayıda “Özgür Beden Nedir? sorusuna cevap arayacağız.
Aslında bu kavram, herhangi bir bilim dalında tanımlanmış bir kavram ya da kuram değil. Biraz bunun ne anlama geldiğini kendi algım ve açıklama şeklimle yanıtlamaya çalışacağım.
Özgür beden kavramıyla ilk defa yoga eğitmenlik eğitimim sırasında tanışmıştım. Açık bir kalp, berrak bir zihin ve özgür bir bedendi ulaşmaya çalıştığımız. Kendi bedenimin içinde özgür hissediyordum elbette, ancak ne demekti bu özgür beden, tam olarak anlamıyordum. Zihnimin bilişsel kısımlarının elverdiği ölçüde beynimin kıvrımlarında bir yerlere yerleştirmeye çalışıyordum. Kolumu, bacağımı, kafamı, çok şükür ki istediğim şekilde hareket ettirebiliyordum. Beden sınırlarımın izin verdiği ölçüde akrobatik hareketlerde de (Biliyorsunuz ki yoga asanaları, yani pozlar her ne kadar akrobasi için yapılmasa da, zaman zaman akrobatik yetenekler gerektirecek ters duruşlar ya da dengelerle karşı karşıya kalınabiliyor. Yoga elbette bu asanalardan ibaret değil.) fena sayılmazdım.
Yoga pratiği olanlar bilir, olmayanlar için de kısaca açıklamış olayım. Yogada bazen pozları, kalp açıcılar, kol dengeleri, burgular, esneklik arttırıcılar gibi nitelendirip ders akışlarını bunlara göre hazırladığımız olur. Tüm bu ders pratiklerinin sonunda hedeflenen bölgelerde bir açılma, bir rahatlama olması beklenir. Çoğunlukla her ne seviyede öğrenci olursanız olun bu rahatlama yaşanır. Ama bedenin özgürlüğü tam olarak böyle bir şey de değil gibi geliyor bana.
Böyle olmadığını anladığım ilk an, öne katlanmalı pozlarda, bende koşular sebebiyle oldukça sıkı olan bacak arkalarımızda bulunan hamstring kaslarımda hissettiğim garip hislerdi...Bedenimin sınırlarını biliyordum ve ona göre ortalama şartlarda kendimi rahatlatacak bir öne katlanma ile pozları tamamlamaya çalışıyordum. Sonra bir anda eğitmenin "nefesinizi tutmayın" komutuyla hayretle bedenime dışardan bakmaya başladığımı hatırlıyorum. Ne demek ya nefesinizi tutmayın? E ben nefesimi tutmuş bekliyorum pozda!
İşte o noktada bedenimin içinde ne kadar sıkışık olduğumu fark ettiğimi hatırlıyorum. Beden kıvrılmış, kaslar esnemiş, Meriç bir yerlere uzamış ama bedenin temel özgürlük sıvısı "nefes" akmıyor. Elbette hayatta kalabileceğim şekilde nefes alıp veriyorum ama asla farkında olmadan. Farkına vardığımda ise pozun içinde derinleşebilme kapasiteme ben bile şaşıp kalmıştım. Meğerse sınır sandığım yerler, sadece kafamın içindeki sınırlarmış.
Sonraki derslerde, hangi pozun içinde olursam olayım, bilinçli bir şekilde nefes alıp vermeye başladığımı hatırlıyorum. Mucize gibi bir şeydi. Bu kadar küçük, temel ve zaten öyle olması gereken (yani nefes akmalı değil mi? Ama akmıyor, bakın söylüyorum, tutuyoruz hep o nefesleri bir şekilde) bir şey, nasıl da olamamıştı ve ben bunu o kadar spor aktivitesi içinde o ana kadar nasıl fark edememiştim?
Özgür bedeni ikinci deneyimlediğim yer ise, bir dans meditasyonu etkinliğiydi. Bir arkadaşımıza doğum günü hediyesi olarak hep birlikte eğleniriz diye aldığımız bu etkinlikte bir grup insan, bir apartmanın en üst katında toplaşmış, yönlendirici eşliğinde bir süre birbirimize baktıktan sonra komutlar eşliğinde yarı loş bir ortamda kendimizi çılgınca dansın kollarına bırakmıştık. Bittiğinde ayak tabanlarımın ağrıdığını hatırlıyorum. Eminim ki hiçbirimiz herhangi bir gece etkinliğinde ve herhangi bir alkollü içecekle o özgürlükle dans etmemiştik. Zihin bir süre sonra alanı terk etmiş, tamamen içgüdüsel hareketler bedenimizin potansiyelini ortaya çıkarmaya başlamıştı.
Tüm bu güzel deneyimlerimin neticesinde diyebilirim ki, özgür bedene giden yolda birincisi nefesimizin farkında olarak hareket etmek, ikincisi de zihnimizin içinde dönüp duran sinemaya bir ara verip, zihnimizin yönlendirmesiyle değil de, içimizden geldiği şekilde, adeta hayvansı bir içgüdüyle hareket etme kapasitemizi keşfedebilmek bize yepyeni kapılar açacak. Bize kalansa sadece istedikçe o kapıdan geçmek olacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

İçimdeki Dünya
İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



