
1. Arsenal (+2)
Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında bugünlerin fragmanını izleten Arsenal’ın en büyük problemi, kadro derinliğinin darlığı ve forvet oyuncularının sisteme uyumsuzluğuydu. Yaz aylarında yapılan hamlelerle bu sıkıntıların giderilmesinin ardından Arsenal’dan ciddi bir yükseliş bekleniyordu. Topçular'ın şu ana kadar gösterdiği performans ise beklenen yükselişin kat ve kat üstünde. Gabriel Jesus’un bağlantı, pres ve etrafındaki oyunculara alan açma konusunda ilk günden itibaren fark yaratmaya başlaması Gabriel Martinelli, Bukayo Saka ve Martin Odegaard’ın da performanslarında belirgin bir yükselişe sebep oldu. Granit Xhaka’nın sürekli ceza sahası koşusu atan bir canavara dönüşmesi ile birlikte William Saliba ve Ben White’ın gösterdiği performanslarla takımın çehresi çok hızlı değişti. Her ne kadar şu anda zirvede yer alıyor olsa da hala Manchester City ile bir sezon cebelleşecek kadar deneyimli olmamaları şampiyonluk hayalini dizginliyor. (Enes Yılmaz)
2. Manchester City (-1)
Sezon başlamadan önce Manchester City ile ilgili notlar paylaşırken Mavilileri şampiyonluktan edebilecek üç madde saymıştım: Liverpool'un hamleleri, Dünya Kupası arası ve Erling Haaland-Pep Guardiola birlikteliğinin uyuşmama ihtimali. Liverpool’un bayrağını deneyimsiz ve genç Arsenal’e devrederek masadan kalkması ve Erling Haaland’ın sezona yüksek perdeden giriş yapmasıyla saydığım maddeler etken olmaktan uzaklaştı diyebiliriz. City’nin şu anda zirveden bir basamak uzak olmasının sebebi ise Aston Villa ve Newcastle United maçlarında da gördüğümüz, sağlam kapanıp geçiş hücumlarıyla etkili olan takımlara karşı hâlâ tam çözüm sunamamasıydı. Erling Haaland sayesinde maçları çok rahat koparmaya alışan City’nin bu alışkanlığı sebebiyle sıkıntı yaşadığını da Haaland'sız oynanan Fulham ve Leicester City’ye maçlarında görmüş olduk. Bu durum Norveçli oyuncunun sık sakatlandığını hesaba kattığımızda ilerleyen dönemde büyük bir probleme dönüşebilir. (Enes Yılmaz)
3. Newcastle United (+5)
Newcastle United, bu sene Premier League izleyicisi için en büyük kazanımlardan biri oldu. Körfez kökenli konsorsiyum tarafından satın alınan Tyneside ekibi, elde olan servetinin coşkusuna kapılmaktansa daha planlı hareket etmeyi tercih ediyor. Eddie Howe önderliğinde kurulan yapıda işler şimdilik kusursuza yakın ilerliyor. Callum Wilson'ın, Bruno Guimaraes'in, Kieran Trippier'in ve özellikle ayın oyuncusu seçilen Miguel Almiron'un formunda gözle görülen bir yükseliş söz konusuyken geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında performansı artan Joelinton'ın da formunu sürdürmesi takımın hücum potansiyelini tavan noktasına ulaştırdı. Halihazırda ligin en iyi kalecilerinden olan Nick Pope'un alışma sürecini hızlı geçmesi ve Sven Botman ile yakaladıkları sinerji hücumda olduğu kadar savunmada da güven veriyor. Bireysel yeteneklerden bu kadar bahsetmişken Eddie Howe'a da bir ek parantez açmadan olmaz. Genç menajer oyuncu profillerine uyan takım sistemiyle takımdaki tüm bireysel yetenekleri ön plana çıkardı ve devraldığı zor görevi şimdilik başarıyla sürdürüyor. (Görkem Alkan)
4. Tottenham (-+0)
Geçtiğimiz sezon menajer değişikliği sonucunda kazanılan ivme ve yapılan transferlerle Premier League’i ilk 4’te bitirmeyi başaran Tottenham, yazın attığı zarlarla daha da güçlenmişti. Kuzey Londra ekibinin her ne kadar stoper rotasyonu sıkıntılı da olsa Ivan Perisic, Richarlison ve Yves Bissouma eklemeleri ile geri kalan bölgelerde ciddi bir rotasyona sahip. Dejan Kulusevski’nin sakatlığına kadar Arsenal ve City ile ligin zirvesi için yarışan takımda İsveçli oyuncunun sakatlığının ardından defolar ortaya çıkmaya başladı. Kulusevski dışında hücumda net bir top dağıtıcısı olmaması oyun kurulumu konusunda Antonio Conte’nin başını ağrıtmaya başladı ve çözüm olarak Richarlison’u sahaya atıp oyunu Harry Kane üzerinden kuran ve daha hızlı hücum eden bir yapı kurdu. Richarlison’un sakatlığının ardından ön alana rotasyonun dibinden oyuncu eklemektense 3-5-2’ye dönen Conte, hem geçiş oyunundaki keskinliği kaybetti hem de kapanan savunmaları açacak set hücumları kurgulayamadı. Antonio Conte’nin alameti farikalarından olan büyük maçlarda da bu sebeple tökezleyen Spurs, ligin ikinci haftasında berabere kaldığı Chelsea maçından sonra çıktığı üç ‘Big Six’ maçını da kaybetti. Son zamanlarda yaşadıkları düşüşle City ve Arsenal’i zirvede yalnız bırakan Tottenham’ın imdadına Dünya Kupası molası yetişti diyebiliriz. (Enes Yılmaz)

Görsel: Football 365
5. Manchester United (+1)
Yaz aylarından beri süren Cristiano Ronaldo - Erik ten Hag anlaşmazlığının gölgesinde başlayan sezona korkunç bir giriş yapan Manchester United’da işler Hollandalı menajerin kadroda radikal hamleler yapmasıyla düzelmeye başladı. Kaptan Harry Maguire, Luke Shaw ve Cristiano Ronaldo gibi takımın gedikli isimlerini kulübeye gönderen Erik ten Hag; Tyrell Malacia, Lisandro Martinez, Christian Eriksen, Casemiro ve Antony gibi isimleri ilk 11’e monte ederek kendi takımını oluşturmaya ve otoritesini sağlamlaştırmaya başladı. Özellikle büyük maçlarda -Manchester City maçı hariç- gösterdiği performansla medyada oluşan yangını söndürmeyi başaran Hollandalı, United’a katıldığında yaptığı ‘’City ve Liverpool seviyesine çıkmak için zamana ihtiyacımız var’’ açıklamasında istediği süreci başlatmış oldu. Büyük beklentiler eşliğinde girilmeyen sezonda otoritesini sağlamlaştırıp takımı bebek adımlarıyla da olsa toparlamaya başlaması Erik ten Hag ve United açısından olumlu ibarelerden. (Enes Yılmaz)
6. Brighton (+7)
Takımın en önemli parçaları sayılabilecek Marc Cucurella ve Yves Bissouma'yı ligin devlerine kaptıran Brighton'daki oturmuş yapı, en son başarılı çalıştırıcıları Graham Potter'ı da göndererek tabiri caizse Big Six'in altyapısına dönüştü. Lige fırtına gibi başlayan Martılar, hücumda ve savunmada kendi rekorlarını alt üst etti. Oyunun iki yönünde de dengeyi yakaladılar ve taraflı tarafsız seyircilere göz doyurucu bir oyun, planlı bir sistem izletiyorlar. Potter'ın ayrılığı camiayı sarssa da yerine gelen deneyimli menajer Roberto De Zerbi, kafalardaki soru işaretlerini günden güne silmekte. Takımın nitelik olarak eksildiği bu zorlu süreçte Alexis Mac Allister ve Leandro Trossard'ın gösterişli performansı onları hala ilk 6 sıranın içinde tutuyor. Bu sezon, Pascal Gross'un ve Joel Veltman'ın da oyunu oldukça ileriye gitti. Formasyonları maçtan maça değişse bile, ortaya koydukları görüntü akıcılıklarını etkilemiyor. Bu ölçekte bir takım için de en kıymetli şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Tabii ki başarılarını sürdürülebilir hâle getirmeleri zor fakat şunu biliyoruz ki Amex Stadyumu'nda maç kazanmak da hiçbir zaman kolay olmayacak. (Görkem Alkan)
7. Chelsea (-2)
Sezon başında Chelsea’nin ayrılan isimlerin yerini doldurmakta geç kaldığından ve bunun sezonu etkileyeceğinden bahsetmiştim. Yeni gelen oyuncuları takıma adapte etmeye ve yeni bir yapı kurmaya uğraşırken bir türlü sonuç ve istikrar yakalayamayan Thomas Tuchel’in kovulması, Mavililer'in sezonunu daha da kaosa sürükleyebilirdi. Ancak Todd Boehly ve yönetim hızlı davranarak Graham Potter’ı takımın başına vakit kaybetmeden getirdi. Yeni menajerin getirdiği enerjiyle reaksiyon veren Chelsea, Premier League’de 5 maç üst üste mağlubiyet görmedi. Her ne kadar Potter’ın gelişi yangını söndürse de Chelsea’nin orta saha ve hücumda ciddi sıkıntıları var. N’Golo Kante’nin bir türlü sağlığına kavuşamaması, Jorginho’nun çok spesifik bir rol dışında kullanılamıyor oluşu, Mason Mount ve Kai Havertz’in bir türlü istikrarlı performans gösterememesi şu anda Chelsea kadrosunun en büyük problemleri. Potter’ın bu kadroyla daha çok zaman geçirmesi ve biraz da para harcaması gerekli. (Enes Yılmaz)
8. Liverpool (-6)
Sezon başlamadan yaptığımız güç sıralamasında Jürgen Klopp’un yeni transferlerinden hemen verim alma becerisinden bahsetmiş ve bu sebeple Darwin Nunez’in kısa sürede form tutarak takımı taşıyacağını düşündüğümü yazmıştım. Liverpool’un başında geçirdiği 6 sezonda nadiren oyuncuyu adapte etme sorunu yaşayan Klopp’un istisnalar listesine Nunez’in girdiğini söylemek şu an için yanlış olmaz. Nunez’in denkleme girememesi, Mo Salah’ın yeni formasyonla etkinliğinin nazaran düşmesi, Luis Diaz, Diogo Jota, Thiago ve Naby Keita’nın sakatlıkları sebebiyle kullanılamaması sonucunda hücum ve orta sahada rotasyonu iyice daralan Liverpool’da son 6 yılın aksine istikrar ve düzen kalmadı. Virgil van Dijk ve Fabinho’nun formsuzluğu Trent Alexander-Arnold ve Andy Robertson’ın savunma açısından aslında ne kadar sıkıntılı oyuncular olduğunu gösterdi. Sık sık Harvey Elliott ve Fabio Carvalho ikilisini sahaya sürerek takımı toparlamaya çalışsa da Klopp’un henüz yanan evi söndürdüğünü söyleyemeyiz. (Enes Yılmaz)
9. Fulham (+9)
Marco Silva, bu sezon çok az konuşulsa da işini en iyi yapan menajerlerden biri. Şu ana kadarki performansının bir noktada ödüllendirileceğinden kesinlikle eminim. Silva ve takımının her maç ayrı bir hikâye sunması bu serüveni daha da anlamlı kılıyor. Portekizli'nin kariyerinde hiçbir zaman hak ettiği yere gelememesi onun için üzücü bir durum fakat Fulham’la olan birlikteliği her iki taraf için de harika gidiyor. Olası bir Avrupa macerasında Fulham’ın inanılmaz şeyler başarabileceğini düşünüyorum, DNA'sında bunu barındıran bir kulüp olduğunu iddia edebiliriz. Bu arada Fantasy takımımda bulunan Alexander Mitrovic’ten bahsetmeden geçemeyeceğim. Sezonun en formda futbolcularından biri olan Mitrovic, Joao Palhinha'yla birlikte Fulham'ın da en önde gelen ismi ve takım lideri denebilir. Sırp oyuncu, Erling Haaland’ın absürt performansından dolayı altın takımlara giremese de gümüş takımlarda kesinlikle kendine yer bulacaktır. (Oğuzcan Keskin)
10. Crystal Palace (+3)
Premier League'in oturmuş kadrolarından birine sahip olan Crystal Palace, bu sene de istikrarını sürdüren bir görüntü veriyor. Bir nevi Premier League'in Anadolu deplasmanı olan Selhurst Park bu sene de rakiplerinin gözünü korkutuyor. İç sahada sadece Chelsea'ye karşı mağlubiyet yüzü gören Kartallar, evini bu sene de bir kaleye çevirdi. Bunun yanı sıra deplasmanda da yenilmeme alışkınlığını az çok kazanan Patrick Vieira'nın oyuncuları, şimdilik kendilerine orta sıraları mesken tuttu. Geçen sene Chelsea'den kiralık olarak kattıkları ve başarılı bir form grafiği sergileyen Conor Gallagher'ın gidişi onları geriye götürecek bir kayıp gibi gözükse de, onun yerini Cheick Doucoure ile başarılı bir şekilde doldurdular. Oyunun hücum yönünde Gallagher daha etkili olsa da Doucoure'nın savunmada kattığı katma değer ile bu durumu dengelediler. Ligin en gösterişsiz kadrolarından birine sahip olan Palace, elindeki isimlerden en verimli ve en uyumlu şekilde yararlanarak bu sorunu aşmış gibi görünüyor. Hızlı ve atletik oyunculardan kurulu ekibi ile iyi bir kimya yakalayan Patrick Vieira, orta sıralardan kopmak istemeyecektir. (Görkem Alkan)
11. Brentford (+3)
Thomas Frank’in takımı sezona gerçekten harika başladı fakat kadro iskeletinde genç oyuncular fazlalıkta olduğu için ister istemez tecrübe konusunda eksiklikler yaşanıyor. Tıpkı geçen sezon gibi, iyi başlangıcın devamını getirememelerinin en büyük sebebi bu. Bu sebeple transfer edilen Ben Mee ve benzeri profilde oyuncular takımın bu eksikliği gidermekte şu ana kadar sınıfta kaldı. Bryan Mbeumo ve Ivan Toney dışında da skora ciddi katkı yapan isim çıkartamamaları doğal olarak takım gol yollarında da sınırlanmasına sebebiyet verdi. Kadroda halihazırda birçok genç oyuncu var ve bunların gelişeceğini varsayarsak, Brentford için bu seviye şu an gayet yeterli. (Oğuzcan Keskin)

Görsel: Football 365
12. Leeds United (+4)
Leeds United'ın bu sezon beni epey şaşırttığını söyleyebilirim. Jesse Marsch’ın fizik kapasitesi yüksek takımı bazı maçlarda gösterdiği performansla gerçekten hayrete düşürüyor, hatta bazılarına göre puan durumunda bulundukları yerden daha fazlasını hak ediyor. Kuşkusuz Leeds bu sezon izlemesi en zevkli takımlardan biri. Yeni transferlerden Brandon Aaronson’ın yeteneğinin gerçekten çok özel olduğu ilk 3 ayda ortaya çıktı ve takımın hücumdaki birçok problemine çözüm getirebiliyor. Diğer bir ABD milli takımı oyuncusu olan Tyler Adams, takımın direnç noktasını belirleyen bir dinamo. Sürece inanan kimlikte bir takım oldukları için Leeds’in fotoğrafını yalnızca bugünden çekmek biraz haksızlık olabilir. Bence gayet doğru yoldalar ve sürecin sonunda bizi gerçekten çok özel bir şey beklediğine inanıyorum. (Oğuzcan Keskin)
13. Aston Villa (-3)
Aston Villa da transfer dönemini hareketli geçiren takımlardan biriydi. Para harcamalarının amacı bir üst segmente yükselip, Avrupa Kupaları'nı hedeflemekti. Fakat Steven Gerrard ile istedikleri sonuçları alamadılar. Aslında oyun olarak çok da sınıfta kaldıklarını söyleyemeyiz. En azından bu kadar mağlubiyeti hak eden bir oyun oynamadılar. Kurulan kadronun kalitesi, üzerlerindeki baskıyı arttırmış olabilir. Bu baskıyla beraber iyi sonuçların gelmemesi Steven Gerrard'ın sonu oldu. Topu kaleye sokmaktaki beceriksizlikleri, hedefledikleri sıralara ulaşamamalarının sebebi oldu. Yine de elde yeni menajerleri Unai Emery'nin, takımı başarıya götürebileceği bir oyuncu grubu var. Altyapıdan çıkardıkları Jacob Ramsey onlar adına uzun vadede umutlanmak için iyi bir sebep. Emi Buendia ve Ollie Watkins'in de performansının yükselmesiyle birlikte hücumda daha tehditkar bir takım olacaklardır. Ben onların şu an olduklarından daha üst sıralara tırmanacaklarını düşünüyorum. (Görkem Alkan)
14. Leicester City (-5)
Leicester City için sezon kabus gibi başladı. Yaz sezonunda yaşadıkları sıkıntılar, ligin başını da direkt olarak olumsuz etkiledi. İlk 7 maçta aldıkları 6 mağlubiyet Brendan Rodgers'ın koltuğunun şiddetli şekilde sallanmasına sebebiyet vermişti. Kötü başlangıca rağmen zaman içinde oyunları ileriye gitti ve düşme hattından şimdilik uzaklaştılar. Kasper Schmeichel ve Wesley Fofana'nın iskeletten eksilmesi, takım savunmasını bir iki seviye aşağı çekti ve yeni bir yapı inşa etmek tahmin edildiği gibi zor oldu. Hücumda çok fazla James Maddison'a muhtaç bir takıma dönüşmeleri bir başka problem sayılabilir. Bu süreçte takımın diğer liderleri Youri Tielemans'ın da görüntüsü transfer söylentilerinden etkilenmiş gibiydi. Tüm bunlar olurken yönetim Rodgers'dan desteği eksiltmedi ve mükafatını almış durumdalar. Belki de yönetimin bu duruşu son haftalarda meyvesini topluyor diyebiliriz. Oyun olarak pek bir şey vaat etmeseler de hasbelkader bir yenilmeme alışkanlığı edindiler. Bu kadar su alan bir gemi nereye kadar gidebilir bilinmez ama en azından şimdilik alabora olmadı. (Görkem Alkan)
15. West Ham United (-8)
Sene başında 180 milyon euro'ya yakın para harcayıp kulüp transfer rekorunu kıran West Ham United, bu sezona geçtiğimiz seneye oranla çok daha düşük viteste girdi. Büyük beklentilerle hücum hattına eklenen Lucas Paqueta ve Gianluca Scamacca istikrar sağlamakta yeterli olamadı. Skor bulmakta güçlük çekmelerinin yanı sıra, çoğu zaman oyunu da rakibe veriyor olmaları teknik direktör David Moyes’un canını çok sıkıyor olmalı. Özellikle iç sahadaki dominant kimliklerinden uzaklaşmış görünüyorlar. Hücum aksiyonlarının belirsizliği, takımı kimlik bunalımına sürükledi. Gol atamamalarının yanında kalelerini savunmakta da sıkıntı yaşıyorlar. Geçen senenin yıldızı Michail Antonio çok formsuz ve şu an için Said Benrahma'nın trenine binmiş durumdalar. Bence Moyes geniş kadronun hakkını veremedi ve oyuncu tercihlerinde sürekli hata yapıyor. (Görkem Alkan)
16. Everton (-1)
Bence ligin hücum anlamında -açık ara- en kısır takımı Everton. Rotasyonun darlığı, Frank Lampard’ın pragmatist bir yöntemle uzun süre 5-4-1'i ana plan olarak benimsemesi ve hücum varyasyonları açısından pek mahir bir menajer olmaması bu konuda en büyük etkenler. James Garner’ın orta sahada Amadou Onana veya Gana Gueye’nin partneri olması bu konudaki problemi çözer gibi geliyor, ancak sezonun Everton adına en formda oyuncusu olan Alex Iwobi'nin kenarda kalacak olması da bu kararı zorlaştırıyor. Everton hakkında çok yazmak istemiyorum çünkü neredeyse Lampard hiçbir şey denemiyor ve maçların neredeyse hepsi aynı ritimde ilerliyor. Lampard’ın biraz daha cesur davranması gerekiyor. Yoksa küme düşmekten korktuğu için küme düşebilir. (Oğuzcan Keskin)
17. Bournemouth (+1)
Scott Parker'ın dediği gibi, Bournemouth kadrosu bu lig standartlarının bir hayli altında ve 9-0'lık Liverpool maçının ardından sahip oldukları en büyük değer olan menajerlerini de kaybetmelerinin işleri daha da kötüleştireceği akla gelen senaryoydu. Ancak geçici menajer Gary O'Neil, başarının yalnızca oyuncu kalitesiyle gelmediğini ve mental yönden bir enkazın nasıl toparlanacağını şu ana kadar gayet güzel kanıtladı, en azından kısa vadede. Bournemouth’un en üst düzeyde kalıcı başarılara ulaşması şu an için imkansız gözükse de ilk hedef olan ligde tutunmayı gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Umarım daha sonra Fulham’ın yaptığı gibi bir yeniden yapılanma sürecine dahil olurlar. (Oğuzcan Keskin)
18. Southampton (-1)
Southampton’ın Ralph Hassenhütl’ü neden kovduğunu bir nedene oturtamadım açıkçası. Kadro açık ara ligin en zayıf kadrolarından biri belki de en zayıfı. James Ward-Prowse dışında herhangi bir Premier League takımında net olarak ilk 11 oynar dediğimiz bir futbolcu bile yok. Southampton’ın içine kapalı bu vizyonu bence onlara zarar veriyor. Genç oyuncu geliştirmek her ne kadar özel olsa da bunu kazanarak yapmak her zaman daha iyidir. Kaşların çatık olduğu, sürekli morallerin bozuk olduğu bir atmosferde şüphesiz genç futbolcular olumsuz anlamda etkilenecektir. (Oğuzcan Keskin)

Görsel: Daily Echo
19. Wolverhampton (-8)
Bruno Lage ile sezona başlayan ve geçtiğimiz günlerde Julen Lopetegui ile anlaşan, bir nevi küçük Portekiz ekibi lige oldukça başarısız bir giriş yaptı. Leander Dendoncker ve Conor Coady'nin gidişi oynama alışkanlıklarını çok kötü etkilemiş gibi görünüyor. Üstüne bir de Raul Jimenez'in sakatlık konusundaki istikrarı, gol yollarındaki alternatifleri azalttı ve bu sebeple rotayı tecrübeli golcü Diego Costa'ya kırmalarına sebep oldu. Adama Traore'nin de kısa Barcelona birlikteliği ona pek yaramamış görünüyor. Zaten yetenek tavanı düşük olan bu takımın, bir de üstüne eldeki yıldızlarının sönüklüğüyle beraber şu an düşme hattında olması sürpriz bir gelişme değil. Wolves'un Nuno Esprito Santo'dan beri sürdürmeye çalıştığı geride savunan, dengeli ve temkinli oyun kültürü bu sene Bruno Lage ile meyvelerini vermedi ve onu zorunlu bir ayrılığa sürükledi. Yerine gelen İspanyol teknik adam Lopetegui de bu oyun profilinden bağımsız bir top oynatmayacak gibi. Zaten oyuncu grubu da buna pek müsait değil. Wolves için bu sene gerçekçi hedef gediklisi olduğu ilk 10 sıra bandındansa, kümede kalmak olacak. Bunu başarabilecek güce sahipler. (Görkem Alkan)
20. Nottingham Forest (-+0)
Aslında ligin en potansiyelli takımlarından biri olmasına rağmen Nottingham Forest, en güçlü olduğu şeyi yapmakta inanılmaz zorlanıyor. Bu yapının ligin en çok gol yiyen 2. takımı olması, savunma kökenli bir menajer olan Steve Cooper için kabul edilemez. Bu kadar çok yeni oyuncuyla kısa sürede sağlam bir savunma yapısı kurmakta zorlanması normal olsa da bu konuda da yapısal bir sorun yok aslında, tamamen nitelik olarak sorun yaşanıyor. Maalesef Chris Mepham bu ligin altında bir futbolcu ve Steve Cook ile pek uyumlu değil. Eğer ara dönemde bir transfer yapılırsa ben Nottingham’ın ufak da olsa bir şansı olduğunu düşünüyorum. O zamana kadar optimistliğe iten bir ortamın da oluşması zor. (Oğuzcan Keskin)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



