Pozitivist Yaklaşımlar ve Objektiflik

Auguste Comte’un orijinal Pozitivist teorisi aynı zamanda bir araştırma programı olarak Bilim Tarihinin başlangıcı olarak görülebilir.
Pozitivist Yaklaşımlar ve Objektiflik

Yazı: Ömer Faik Anlı

Auguste Comte’un orijinal Pozitivist teorisi aynı zamanda bir araştırma programı olarak Bilim Tarihinin başlangıcı olarak görülebilir. Kaldı ki Bilim Tarihi disiplininin akademik kurucusu olan George Sarton’a göre de Comte bilim tarihinin kurucusu sayılmalıdır. Bu da Pozitivist bilim felsefesi ile Sarton’un akademik bilim tarihini, disiplinin epistemolojik çerçevesi üzerinden birbirine entegre etmektedir.

Bu entegrasyonun merkezinde, tarih disiplininin bilimselliğine ilişkin sağlam inanç bulunuyordu: Akademideki tarihçiler, diğer profesyonelleşmiş bilimlerde olduğu gibi, metodolojik olarak denetlenebilen bir araştırmanın nesnel ve doğru bilgiyi mümkün kıldığını kabul ediyorlardı. Tarih ve ilişkili disiplinler, ampirik gerçekliğin tespiti ve betimlenmesiyle başlayan ve tam da başladığı yerde, yani olguda duran, herhangi bir şekilde betimlemenin ötesine geçme ihtimalini az ya da çok şiddetle yadsıyan bir epistemolojik temeli benimsediler. Bu temel, spekülasyonla özdeşleştirdiği betimleme-ötesinden, yani açıklama ve teoriden uzak durduğu ölçüde yarı-pozitivist idiografik bir epistemolojik konumlanış açığa çıkarmaktadır.

Bu konum için “metin” alfa ve omegadır; diğer bir deyişle başlangıç ve sondur ve metin objektifliğin kaynağı ve garantörüdür. Ancak yarı-pozitivist metin/belge sınırını aşmama şiarı bir yandan da bir tür metin fetişizmine de neden olabilmektedir. Bilim tarihi böyle yapılandırıldığında da bilimin bir tarihe değil, uzun bir kronolojiye sahip olması sonucu açığa çıkmaktadır. Bu durumda da böylesi bir kronolojinin mevcut problem durumları için nasıl bir işlev yükleneceği sorusu kendisini göstermektedir.

Ancak yarı-pozitivist yaklaşım, metin tesisi odağı, sınırı ve ısrarıyla ki bu metodolojik bir ısrardır, objektiflik idealini korumaktadır. Bu bağlamda objektiflik, bilim tarihi disiplini için akademik kuruluşunda bir ideal-koşul ve bir kriterdi. Sarton için, bilimsel metinler, yani bilim metinleri, genel tarih araştırmasında olanaklı olmadığı denli, yorumdan, teorik bakıştan, teori-yüklülükten azade objektif bir tespit ve araştırma ortamını tesis ediyordu. Bu nesnellik için dil-bilimsel yöntemleri kullanmak (çeviri, transliterasyon vb. içeren metodoloji) ve ilerleme merkezli karşılaştırmalı bir kritik yapmak yeterliydi. Özetle, dilbilimsel metodoloji ve bugünü baz alan bir çizgisel, birikimsel ilerleme varsayımını ısrarla koruyan kritik etme bileşkesi bilim tarihi araştırmasının kısa formülasyonuydu. İşte tam da bu formülasyon “İlk keşfeden kimdi?” sorusuna gereğinden fazla önem verilmesine neden olmaktadır.

Oysa, metinler tarihi olarak değil, “fikirler tarihi olarak Bilim Tarihi” yaklaşımını geliştiren Alexandre Koyre’yi hatırlamak kaydıyla, Bilim Tarihi disiplinindeki dönüşümün sembolü olabilecek, en etkili ve bilinen isim Thomas Kuhn’dur. Kostas Gavroğlu’nun bir meta-bilim tarihi çalışması olarak “Bilimlerin Geçmişinden Tarih Üretmek” adlı kitabı da bu yoldan gider. Söz konusu olan bir geçiştir; bu“text”ten “context”e geçiş, araştırma odağının metinden bağlama kaydırılmasıdır. Bu yaklaşımda metinler, bir araştırma nesnesi olarak monadlar veya bağımsız kendilikler olarak değil de içerisinde ilişkisel olarak konumlandıkları tarihsel, sosyal ve maddi art alan ile ele alınan ve o bağlama bugünden ulaşabilmemizi sağlayan göstergeler olarak görülür.

Bu geçiş için öncelikle, “geçmiş”, “tarih” ayrımı ve buna bağlı olarak “bilimin geçmişi”, “bilimin tarihi” ve “bilim tarihi araştırması” ayrımı yapılır. Bilimin geçmişi, “bilim” adını verdiğimiz bilme biçimini ve kurumlarını oluşturan, zamansal olarak şu andan önce gerçekleşmiş/ gerçekleştirilmiş tekniklerin, pratiklerin, keşfedilmiş olguların, yasaların, ilkelerin, teorilerin, kurumların ve tüm bunların dönüşümlerinin, terk edilişlerinin süreçsel bütünüdür. Kısacası, bilimin geçmişi, bir süreç olarak bilimde şu andan önce olup bitmiş veya başlangıcı geçmişte olup etkileri bugün süren her şeyi içerir. Bilim Tarihi disiplini bu geçmişten, anlamlı, tutarlı, bütünlüklü ve tabii ki “doğru” olma iddiasında bir anlatı, bilgi üretme girişimidir ve her şeyi içer(e)mez. Dolayısıyla, Tarih ve Bilim Tarihi geçmişe ilişkin bugün üretilen bir şeydir. Bu nedenle de Tarih ve özelde Bilim Tarihi daima teori-yüklüdür; geçmişin epistemolojik anlamda çerçevelenmiş bir anlatısıdır. Diğer bir deyişle, Bilim Tarihi araştırmasının ve yazımının kendisi paradigmatiktir. Pozitivist veya yarı-pozitivist Bilim Tarihi araştırması, sürekli olarak “olağan bilim dönemi” içerisinde olduğu için paradigmatik olduğunun farkında olmayan ve bu nedenle kendi “nesnellik” ideal ve ölçütünü evrensel kabul eden bir konumdadır.

Daha derin bir değerlendirme için, bir meta bilim tarihi çalışması olarak Kostas Gavroğlu’nun “Bilimlerin Geçmişinden Tarih Üretmek” adlı kitabını herkese öneriyorum.

Ömer Faik Anlı - Ankara Üniversitesi


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Resimdeki Balık Olmak

Toplumsal Tarih'in 332. sayısından resimde balık imgesi, kitap incelemesi, Bilim Tarihi Güncesi

06 Oca 2023

Resimdeki Balık Olmak

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR