Sakarya Muharebesi Öncesi Gayrinizami Harp Tecrübesi
Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.Yazı: Emrah Özdemir
Kurtuluş Savaşı ile ilgili çalışmalarda Kuvayı Milliye’den çok bahsedilse de bunun bir gayrinizami harp (GNH) faaliyeti olduğu genellikle ihmal edilmektedir. Oysa I. İnö nü Muharebesi’ne kadar olan safhada yürütülen savaşın genel karakteristiğinin GNH olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. Üstelik Çerkes Ethem isyanı ile beraber Kuvayı Milliye büyük ölçüde tasfiye edildikten sonra da GNH’den istifade edilmiştir. Ancak bu kez gerçek GNH birlikleri yerine düzenli ordu birlikleri (özellikle de süvariler) ikiz görevli kullanılmıştı. Süvari alayları veya gönüllü subay ve askerlerden kurulu akıncı müfrezeleri düşman gerisinde kısa süreli ve mahdut hedefli akın, baskın ve pusu görevleri icra etmiştir.
Genel anlamda GNH, alışılagelmiş konvansiyonel strateji ve taktikler dışındaki askerî harekât nevilerinin ortak tanımı olarak kullanılmaktadır. Gayrinizami taktik ve teknikleri kullanmak bir askeri birliği otomatikman GNH savaşçısı yapmaz. Örneğin komando ve özel harp birlikleri düşman gerisinde gayrinizami taktik ve tekniklere başvurarak ona saldırmak için eğitilmişlerdir. Ancak bunlar konvansiyonel ordunun özel harekât birlikleridir. GNH geçmişten günümüze farklı dönem ve coğrafyalarda farklı kaynaklarca değişik isimlerle tasvir edilmeye çalışılsa da kavramın değişmeyen ortak özelliği düzenli birliklerce icra edilen konvansiyonel savaşa karşı bir alternatif arz etmesidir.(1)

Resneli Niyazi Bey, çetesi ve meşhur “Hürriyet” geyiği. Manaki Kardeşler, Makedonya Devlet Arşivi
Genel itibariyle güçsüz olanın güçlü karşısında başvurduğu bir yöntemdir. Eğer askerî açıdan rakip kadar veya ondan daha güçlü olunması halinde konvansiyonel ordu ve savaşa başvurmak en doğru hareket tarzıdır. Çünkü hem savaşı daha kısa sürede bitirmek mümkün olacaktır hem de halk ve ülke kaynakları daha az zarar görecektir. GNH tabiatı gereği uzun sürer ve işin içine sivilleri de dahil ettiği için daha kanlı ve yıkıcıdır. Tarihi ve coğrafi sebeplerden dolayı bazı topluluklar için GNH geleneksel savaş tarzıdır. Ancak önemli olan bir savaş esnasında GNH’den istifade edilecekse hangi düzey ve şekilde istifade edileceğidir. Yani GNH asıl gayret mi olacaktır yoksa düzenli orduya destek veren yardımcı bir faaliyet mi?
Son dönem Osmanlı ordusu ve subayları GNH konusunda tecrübeliydi. Başta Balkanlar olmak üzere ordu, imparatorluğun farklı coğrafyalarında farklı isyancı ve eşkıyalara karşı GNH’den istifade etmek zorunda kalmıştı. II. Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağlayan İttihatçı subaylar uzun yıllar Makedon komitacılara karşı savaşmış ve bu savaş esnasında GNH taktik ve tekniklerini iyice öğrenip uygulamıştı. 1911-12 Osmanlı-İtalyan Savaşı esnasında sayıca ve ateş gücü açısından kuvvetli İtalyan işgal ordusuna karşı Balkanlarda tecrübe edilen GNH başarıyla tatbik edildi. Gene I. Dünya Savaşı esnasında Arabistan, Suriye, Irak ve Kafkaslarda farklı düşmanlara karşı GNH kullanıldı.(2)
Ordu ve subayların tecrübelerinin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı bölgelerinde kronik idari otorite yetersizliği ve asayiş bozukluğu yüzünden haydutluk ve eşkıyalık geleneksel bir direniş tarzı haline gelmişti. Hobsbawm tarafından “sosyal haydut” olarak isimlendirilen bu gruplar Balkanlarda “hayduk, haydamat ve kleph” Anadolu’da ise “efe ve zeybek” olarak da adlandırılmaktaydı.(3) Gerek bu sosyal haydutluk geleneği gerekse Osmanlı yönetiminin ve jandarmasının kısıtlı imkânlarla ortaya koyduğu takip ve engelleme çabaları yine ciddi tecrübeler kapsamında değerlendirilmektedir. Bu çabaların yazılı kültüre geçirildiğine dair önemli bir örnek, Yüzbaşı Ömer Fevzi Bey tarafından hazırlanan “Eşkıya Takibi ve Çete Muharebeleri Talimnamesidir”.(4) Yani Osmanlı subaylarının GNH tecrübesinin yanı sıra Kurtuluş Savaşı’nın ana muharebe alanını teşkil eden Ege ve Güney Anadolu’daki kuvvetli sosyal haydutluk geleneği sayesinde GNH için istifade edilebilecek bir halk bulunmaktaydı.(5)
Mondros Mütarekesi sonrasında başlayan işgaller karşısında beliren yerel direniş hareketleri düzenli ordunun zayıflığı ve İstanbul Hükümeti’nin teslimiyetçi tutumu sonucu doğdu. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde subaylar, sivil bürokratlar, yerel halk ve eşkıya çete liderleri çoğunlukla spontane ve koordinesiz bir şekilde GNH’yi başlattı. Zaman içinde muhtelif gayrinizami birlikleri bir araya getiren cepheler teşkil edildi. Kuvayı Milliye sadece işgalci ve işbirlikçilere değil aynı zamanda Ankara Hükümeti’ne karşı ayaklananlara karşı da kullanıldı.(6) Ortak amaç vatan savunması gözükse de çoğunluk bunu bölgesel boyutta algılamaktaydı. Zaman içinde GNH tecrübesinin milli şuur ve milliyetçi duruşu kuvvetlendirdiği de açıktır. Anadolu’ya geçiş sonrasında Mustafa Kemal Paşa’yı en çok uğraştıracak konu ise doğal olarak ülke genelindeki Kuvayı Milliye gruplarını ve Harb-i sagir’i yani GNH’yi denetim altına alıp tek merkezden yönetmekti.(7)
Batı Cephesi’nde Kuvayı Milliye sıkı bir denetim altına alınamadı ve nihayetinde tasfiye edildi. Oysa Güney ve Güneydoğu’da tam tersine Ankara tarafından atanan subaylar başta Antep ve Maraş olmak üzere bütün çete ve gönüllüler üzerinde sağlam bir komuta-kontrol sistemi tesis edip Ankara’nın talimatları çerçevesinde GNH’yi yürüttüler ve ciddi başarılara imza attılar.(8) Ancak çoğunluğu sivil halktan olmak üzere büyük kayıplar verildi. Bu anlamda Güney Cephesi GNH’nin özünde ne kadar kanlı bir mücadele olduğunun anlaşılmasında çarpıcı bir örnektir.(9)
Trakya’da ise ne Kuvayı Milliye kurulabildi ne de Yunan işgaline direniş gösterilebildi. Kolordu Komutanı Albay Cafer Tayyar Bey yerel yöneticiler ve halkı suçlasa da(10) Trakya coğrafyası GNH’ye müsait değildi ve bölgede sosyal haydutluk geleneği yoktu. Kuvayı Milliye’ye hevesli genç subayları ise bizzat Cafer Tayyar Bey engellemiştir. Kendisi bu başarısızlığının bedelini Yunanlıların 25 Temmuz 1920 tarihinde Edirne ve Lüleburgaz’ı ele geçirdikleri süreçte esir düşerek ödemiştir.(11)

Mustafa Kemal Atatürk ve Nuri Conker yerel halkı örgütleyerek savaştıkları Trablusgarp’ta (Derne)

Aydın Kuvayı Milliye Komutanlarından Çamlıcalı Mehmet Efe soldan ikinci ve çetesi
Ege Bölgesi’nde Güney Cephesi’ndeki kadar başarılı olunamasa da Yunan ordusu üzerinde yarattığı etkinin ne derece ciddi olduğuna dair bilgilere şaşırtıcı bir şekilde Kıbrıs’ta EOKA Terör Örgütü ile özdeşleşen Grivas’ın anılarında rastlamak mümkündür. Grivas, gerilla savaşı ve GNH’nin ne kadar etkili bir yöntem olduğunu ilk kez Kuvayı Milliye müfrezeleri karşısında görevlendirildiğinde idrak ettiğini belirtmektedir. Kendi ifadesi ile “sadece tüfekleri olan düzensiz bir grubun, topçu ateşleri altında, bir tümeni tam bir gün oyalayabildiğine hayretle tanıklık ettim” şeklinde Kuvayı Milliye’nin etkinliğini ortaya koymaktadır.(12) Zaman zaman Kuvayı Milliye Yunanlıları o kadar yıldırdı ki eylemlerinin yarattığı tahribat ve çetelerin mevcutları abartılı bir şekilde rapor edildi. Örneğin 25 Haziran 1919 tarihinde Yunan istihbaratı Ege Bölgesindeki Türk askeri mevcudiyetini 40.000 olarak tahayyül etmekteyken asıl sayı 5.600 civarındaydı.(13) Bu yüzden Yunan ordusu ulaşımın ve cephe gerisinin güvenliğinin sağlanması için fazladan kuvvet ayırmak durumunda kalmaktaydı.(14)
Kuvayı Milliye’nin asıl askeri gayret olduğu dönemde yaşanan kötü tecrübeler de Kurtuluş Savaşı komuta heyetinin kafasındaki GNH’nin bir an önce sona erdirilip savaşın sadece düzenli orduyla sürdürülmesi fikrini pekiştirdi. Bu yetmezmiş gibi çetelerin Yeşil Ordu adı altında bir araya getirilerek bir halk ordusu teşkili ve bunun Yunan düzenli birlikleri karşısında başarılı olacağına yönelik fikirlerin dile getirilmeye başlanması, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere çoğu üst düzey komutanı endişeye sevk etti.(15)
Millî Mücadele aleyhinde propaganda yapmak için fırsat kollayan çevrelerce, Kuvayı Milliye adı altında bazı müfrezelerin halka yönelik zorbaca tutumları bulunmaz bir imkân sağlamaktaydı.(16) Birliklerin gayrinizami oluşu bir otorite altında bulunmayacakları, farklı amaçlar doğrultusunda keyfi hareket edebilecekleri anlamına gelmemektedir. Aksine âdemi merkeziyetçi bir tarzda hareket eden bu birliklerin üst komutanlıkların ana fikri doğrultusunda kendi aralarında ve düzenli birliklerle koordine içerisinde olmaları gerekmektedir. Ancak Hobsbawm’ın deyimi ile sosyal isyancı/haydut karakterinde olan bu çetelerden Millî Mücadele gibi kapsamlı bir toplumsal hareketi yöneterek başarıya ulaştırmaları beklenemezdi.(17)
Bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden birisi Demirci Mehmet Efe’dir. I. Dünya Savaşı sonrası eşkıyalık faaliyetlerine başlayan Demirci Mehmet Efe katı uygulamaları ve cesareti ile hem çevresi hem de diğer çeteler üzerinde büyük bir etkiye sahipti.(18) Efe’nin etkisi o derece kuvvetlidir ki 57. Tümen Komutanı dahil bölgedeki subaylar da onun nüfuzu altına girmekten kurtulamamıştır.(19) Sonuçta denetimden çıkan Demirci, 8 Temmuz 1920’de Denizli’de askerlik şubesi başkanı Albay Tevfik de dahil olmak üzere 68 kişiyi infaz etmiş ve şehri yağmalamıştır.(20) Ancak o dönemde Kuvayı Milliye’yi tasfiye etmek isteyenler ve günümüzdeki tarihçiler Demirci Akıncıları ve Yörük Ali Efe gibi sadık ve oldukça başarılı GNH lider ve çetelerini dikkate almamaktadır.(21)

Ege Kuvayı Milliyesinin önemli liderleri aynı karede: Ortada Refet Bele, iki yanında Demirci Mehmet Efe ve Çerkes Ethem
Ali Fuat Paşa (Cebesoy)’nın gayrinizami birlikler ile Gediz’de bir Yunan tümenine karşı giriştiği konvansiyonel taarruz hem Kuvayı Milliye’nin sonunu getirmiş hem de GNH’nin yapısal kısıtlarına iyi bir örnek teşkil etmiştir. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, Çerkes Ethem emir komutasındaki Kuvayı Seyyare ile Gediz’de tek başına bulunan Yunan tümenini imha ederek Kuvayı Milliye’nin gücünü herkese göstereceğini değerlendirdi. Genelkurmayın karşı çıktığı bu taarruz mecliste yapılan yoğun propaganda sonucu kabul edildi.(22)
Başarıyı garantiye almak için Kuvayı Seyyare’nin yanı sıra 61. ve 11. tümenleri de harekâta dahil eden Ali Fuat Paşa 24 Ekim 1920’de taarruz etti.(23) Başta bazı başarılar sağlansa da harekât Yunan karşı taarruzu ile tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Çerkes Ethem düzenli birlikleri suçlarken tümen komutanları ise onu ve çeteleri suçladı.(24) Ali Fuat Paşa’nın umduğunun tersine Gediz fiyaskosu hem düzenli orduya geçişi hızlandırdı hem de Kuvayı Milliye’nin Ege’de tamamen tasfiyesi kararının verilmesine neden oldu.
Başlangıçta Grivas’ı dahi hayran bırakacak seviyede bir etkinlik gösteren Kuvayı Milliye birlikleri yukarıda belirtilen gerekçelerle tasfiye edildi. Zaten en baştan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları GNH’yi mecburiyetten ve geçici bir aşama olarak görmüştü. En kısa sürede düzenli orduya geçmek ve Kuvayı Milliye’ye son vermek istiyorlardı. Yaşanan kötü tecrübeler bu kararın uygulanmasını hızlandırdı. Oysa sadık ve liyakatli çeteler muhafaza edilip II. Dünya Savaşı Partizanları(25) örneğinde olduğu gibi düzenli ordunun emrinde cephe gerisinde GNH’ye devam edebilirlerdi. Bu yapılabilseydi Kütahya-Eskişehir Muharebesi ve sonrasında Yunan birlikleri cephe gerisi emniyeti endişesi yaşamadan pervasızca Anadolu içlerine giremezdi.
Ancak Kurtuluş Savaşı’nın bu tarz bir kullanımı engelleyen kendine özgü özellikleri olduğu da belirtilmelidir. Bunlardan öne çıkanı, düşmanın cephe gerisinde bu küçük müfrezeleri destekleyecek halk kitlelerinin ve güvenli alanların yokluğudur.(26) Yunan birliklerinin Kuvayı Milliye’ye destek veren yerleşim yerlerinde uyguladıkları vahşet ve Kütahya-Eskişehir Muharebesindeki başarısızlığın yaratmış olduğu belirsizlik işgal altındaki bölgelerde yaşayan halkı müfrezelere destek olmaktan alıkoymaktaydı. Dahası düşman işgali altına giren bölgelerde bırakılan köylülerin düşmana kılavuzluk yapmak zorunda bırakıldıkları, binek ve hayvanlarına da Yunanlılarca el konulduğu belirtilmekte ve bu sebeple köylüler de göç ettirilmek zorunda kalınmaktaydı ve bu durum Mürettep Tümen başta olmak üzere askeri birlikler açısından ciddi zorluklar oluşturmaktaydı.(27) Ayrıca Yunan ordusu da sorun yaşadığı bölgelerdeki halkı türlü yöntemler uygulayarak göçe zorlamış, geniş alanlar insansızlaştırılmıştır.(28) Barınma, yiyecek, istihbarat ve gerektiğinde gönüllü desteği alabileceği bir halk mevcut olamayınca GNH birliklerinin faaliyet gösterme şansı da ortadan kalkmaktaydı.
Ankara Hükümeti’nin GNH’ye sıcak bakmamasının bir sebebi de yeni kurulan düzenli ordu ile çeteler arasında kaynakların kullanımı açısından yaşanan rekabettir. Mükellefler düzenli ordu birlikleri yerine daha iyi beslenen ve daha çok maaş alan Kuvayı Milliye müfrezelerine katılmayı tercih etmekteydi. Müfrezelerin vergi adı altında halkı haraca bağlaması ise merkezi hükümetin vergi toplama çabasına zarar vermekteydi. Çoğu zaman çifte vergi vermek zorunda kalan halk ise isyan etmekteydi.(29)
Ancak kanımızca asıl sorun komuta heyetinin Kuvayı Milliye’yi bir Partizan teşkilatına çevirecek stratejik öngörü ve altyapıya sahip olmamasıdır. Düzenli orduyu kurmak için gereken subay, asker, silah ve paranın bir kısmının Kuvayı Milliye ile paylaşılmak istenmediği yukarıda açıklanmıştır. Burada belirtmek istediğimiz Partizan hareketi kurmak için kuvvetli bir emir-komuta yapısının kurulması gereğidir. Ankara’da hem bunu yapacak kabiliyette üst rütbeli subay yoktu hem de Yeşil Ordu tecrübesi sonrasında Partizanların siyaseten hükümete sadık kalması konusunda ciddi ve haklı endişeler bulunmaktaydı. Bolşevizm rüzgârlarının estiği bir dönemde Partizan hareketini hem siyasi hem de askerî açıdan denetim altında tutmanın güç olacağı açıktır. Anladığımız kadarıyla bu riski kimse göze alamadı.
Her ne kadar bu GNH faaliyetleri Yunan ordusunun İkmal ve yığınaklanmasını kısmen sekteye uğratmış olsa da GNH, beklenenin aksine düzenli ordunun elindeki kısıtlı kaynakların kullanılmasıyla yürütülmek zorunda kaldı. Türk ordusu bu faaliyetler için çoğunluğu süvari üç tümen ayırmıştır.
Kuvayı Milliye’nin tasfiyesiyle ortaya çıkan zafiyeti gidermek için II. İnönü Muharebesi sonrasında Yunan tarafının kesin sonuçlu bir taarruzu beklentisine göre tertiplenen Türk ordusunca, Güney Cephesi Komutanlığı emriyle, “düşman gerilerine akınlar yapmak ve gereğinde demiryollarını tahrip etmek amacıyla” akıncı müfrezeleri teşkil edildiği görülmektedir.(30) Benzer faaliyetlere Mürettep Kolordu bölgesinde de girişildiği bilinmekte olup,(31) Yunan kaynaklarında Bursa ve Yalova bölgelerinde bulunan gayrinizami birliklerin etkili olduğu belirtilmektedir.(32)
GNH ihtiyacı o kadar büyüktü ki gönüllü müfrezeler yeterli olmadı. Düzenli ordu tümenleri bu işi yapmak üzere görevlendirilmeye başlandı. 6. Tümen’e Menderes bölgesinde düşman kuvvetlerini tespit etmek ve harekâtını geciktirmek maksadıyla, Sarayköy ve Aydın bölgelerinde kuvvet bırakarak düşman ulaştırma hatlarına akınlar yapması emre dildi. Gönüllü piyade ve süvarilerden teşkil edilen Adana ve Sandıklı müfrezelerinin birleştirilmesi ile oluşan iki alay gücündeki Mürettep Tümen ise benzer şekilde Afyon bölgesinde görevlendirildi.(33)
Bu müfrezelere hedef olarak düşman ulaştırma kolları, tek başına karakollar, telgraf ve demiryolu hatları ile köprü ve tüneller verilmişti. Bu planlama sonucunda gerçekleştirilen GNH faaliyetlerine karşı Yunan birlikleri ordu birliklerine hareket serbestisi kazandırmak maksadıyla iki alay ve ulaşımı emniyet altına almak için de bir Demiryolu Koruma Alayı teşkil etti. Her ne kadar bu GNH faaliyetleri Yunan ordusunun ikmal ve yığınaklanmasını kısmen sekteye uğratmış olsa da, görüldüğü üzere GNH, beklenenin aksine düzenli ordunun elindeki kısıtlı kaynakların kullanılmasıyla yürütülmek zorunda kalındı.(34) Yunan ordusunun ayırdığı üç alaya karşı Türk ordusu bu faaliyetler için çoğunluğu süvari üç tümenden fazla düzenli birliği kullanma yoluna gitmiştir. Her ne kadar mevzi başarılar elde edilmiş olsa da Yunan birlikleri üzerinde istenen etki yaratılamayarak Kütahya ve Eskişehir’in düşman tarafından ele geçirilmesi önlenememiştir.
Düzenli orduya geçiş sürecinde piyade birlikleri yanında süvari birlikleri de teşkil edilmişti. Bu birliklerin bazıları milli müfrezelerin dönüştürülmesiyle kuruldu. En iyi örnek ise, Yarbay İbrahim (Çolak) Bey’in 2. Kuvayı Seyyaresi’nin 3. Süvari Tümeni olarak isimlendirilip yeniden teşkilatlandırılmasıdır.(35) Türk tarafının 1920 yılı itibariyle kuvvetli süvari birlikleri bulundurulması yönündeki bu düşünce ve çabaları Yunan kaynaklarına da yansımıştır.(36) Süvari birliklerinin birleştirilerek tek elden kullanılması düşüncesi ile 1., 3. ve 14. Süvari tümenlerinin Kütahya Muharebesi döneminde 5. Grup altında birleştirilerek bir süvari kolordusu kurulması ve başına Albay Fahrettin (Altay) Bey’in atanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu Kolordunun görevi ordunun geri harekâtını örtmek olarak belirlenmiştir.(37)

Ege Kuvayı Milliye’den bir grup

Kara Fatma ve müfrezesi
Fahrettin Bey’in anılarında ifade ettiği gibi bu yeni teşkil edilen birlikler nasıl bir görev ifa edeceklerini tam olarak bilmemekteydiler. Askeri sınıfı piyade olan Fahrettin Bey ve komuta heyeti, Yunan birlikleri karşısında verilen bu örtme görevi için sürekli muharebe yürütebilecek yeterli kuvvet ve tecrübede olmadıklarını değerlendirerek vazifelerinin “düşman karşısında zayıf kuvvet bırakarak büyük kuvvetleri düşman yan açığında bulundurmak, bu yandan düşmanı izaç ve tazyik ederek ihata kollarını geriletmek olacağına” kanaat getirdiler.(38) Mevcut üç tümenle münavebeli olarak düşman derinliklerine akınlar tertip etmek suretiyle, kendilerine verilenden farklı bir görev icra etmek yönünde inisiyatif kullandılar. Bu ifadelerden anlaşılan süvari birliklerince yerine getirilen GNH faaliyetleri, düzenli birlikleri desteleyecek tarzda sistemli ve planlı faaliyetler olmadığı gibi süvari birliklerinin kullanım esaslarına da uygun düşmemekteydi.(39)
Askeri literatürde süvari birliklerinin kullanım esaslarına bakıldığında, hızlı hareket edebilme ve şok etkisi yaratma özellikleri ile ön plana çıktığı görülmektedir. Bu anlamda süvari birliklerinin dört farklı görevde kullanılması mümkündür. Birincisi dost kuvvetlerinin cephe ve yanlarında görevlendirilerek düşmana karşı birliğin yer değiştirme ve hareketlerinin örtülmesini sağlamak; yani örtme görevinde kullanmaktır. İkinci olarak düşmanın birinci hat birliklerinin yan ve gerisinde şok etkisi yaratacak şekilde kullanmak; bu sayede düşmanın birlikleri arasında irtibatın koparılması ve birliklerin etkisiz hale getirilmesi hedeflenmektedir. Son olarak da elde edilen başarının ardından yürütülecek takip harekatları için hazır tutulmalarıdır.(40) Bu doğrultuda Kütahya Muharebeleri ile Sakarya Muharebesi arası dönemde süvari birliklerinin asli konvansiyonel görevleri yerine GNH faaliyetlerinde kullanımları kapasite kullanımı açısından çok hatalıydı ve kötü bir alışkanlığı başlattı. Süvariler zayiat oranı daha yüksek konvansiyonel görevler yerine riski az GNH faaliyetlerini tercih etmekteydi.

Antep ve Maraş Umum Kuvayi Milliye Komutanı Kılıç Ali Bey

Hatay Kuvayı Milliye’den bir grup
İlerleyen süreçte 5. Süvari Kolordusu’na Sakarya Meydan Muharebesi’ne yakından katılacak olması nedeniyle geç de olsa ordu sol yanına hareket etmesi emri verildi.(41) Bu durum üzerine GNH faaliyetleri bu kez Mürettep Tümen eliyle yürütülmeye devam edildi.(42) Bir piyade ve bir süvari alayından oluşan ve Kurmay Yarbay Zeki (Soydemir) Bey komutasındaki bu birlik, düşman gerilerinde iaşe ve ikmal hatlarına yönelik akınlara devam etti. Afyon bölgesinde benzer şekilde GNH faaliyeti icra etmekte olan 6. Tümen de sınırlı şekilde bu faaliyetlerini sürdürdü. Kuruluş ve yapı olarak verilen GNH görevlerini yerine getirmeye elverişli olmayan bu düzenli birlikler Kuvayı Milliye kadar başarılı olamadılar. Süvari birliklerinin yanında Demirci Akıncıları gibi az sayıda yerel gönüllüler de Kurtuluş Savaşı’nın düzenli ordu safhasında faaliyet göstermişlerse de askeri etkinlikleri kısıtlı olmuştur.(43)
Kurtuluş Savaşı, ülke sathında ortaya çıkan direniş hareketleri bağlamında GNH şeklinde başlamıştır. Kuvayı Milliye olarak tanımlanan bu yerel direnişler, düzenli ordunun olmayışı sebebiyle zorunlu bir mücadele haline gelmişlerdir. Makalede belirtildiği gibi, Türk halkı ve subayları GNH anlamında oldukça ciddi tecrübelere sahiplerdi. Ancak genel kanıya göre, Yunan ordusu gibi düzenli bir askeri birlik karşısında başarı elde etmenin tek yolu düzenli bir orduya sahip olunmasından geçmekteydi. Bu nedenle Kuvayı Milliye birlikleri zaman zaman önemli başarılara imza atmalarına rağmen, disiplinsiz hareketleri ve kontrol dışına çıkmaları da gerekçe gösterilerek kaldırılmışlardır. Gayrinizami müfrezeler piyade ve süvari birlikleri haline getirilerek düzenli ordu içerisine entegre edilmişlerdir.

Güney Anadolu’dan bir Kuvayı Milliye grubu

Süvari Bölüğü
Bu milli müfrezeler II. Dünya Savaşı partizanları gibi düzenli ordu emir-komutasında ve onu destekleyecek tarzda kullanılabilselerdi savaş gayretine büyük bir katkı sağlanabilirdi. Çünkü gerçekten düşman gerisinde GNH yapılmasına ihtiyaç vardı. Kuvayı Milliye ortadan kalkınca bu göreve süvari birlikleri ve bazı gönüllü askeri müfrezeler tahsis edilmek zorunda kalındı. Süvari birlikleri GNH’ye tahsis edilin ce asıl yapmaları gereken görevler yani örtme, keşif, düşman yan ve gerilerine icra edilecek akınlar ve başarıdan faydalanma görevleri sağlıklı ve başarılı bir şekilde icra edilemedi. Yani tam anlamıyla bir kaynak israfı yaşandı. Kurtuluş Savaşı konusunda bu kadar çok eser verilmesine rağmen Kuvayı Milliye’nin tasfiyesinin sorgulanmaması ise askeri tarih açısından ciddi bir eksikliktir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih'in 333. sayısından Sakarya Savaşı dosyası devam ediyor
03 Mar 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


