
Kültür sanat yayınları; günceli tutan, sanatı bize açıklayan, onun dallarını ve bağını aktaran, sanat üretimlerini göstermenin yanında disiplinlerarası tartışmalara ışık tutan yayınlar. Bugün birçok disiplinin hem kendi dalı için özel hem de sanatın disiplinlerarasılığından yararlanan yayınları mevcut. Bu bölümde kültür sanat yayıncılığına selam veriyor, bu dünyaya minik bir giriş yapıyoruz.
Başlangıç ve Gelişim
Gazete fikrinin dünyada yaygınlaşması iletişimi bambaşka boyutlara taşısa da ilk etapta gazeteler yalnızca ticari amaç güden araçlardı. Hatta bunları devletlerin eliyle yayınlanan, ticari ilişkilerin-anlaşmaların yer aldığı duyurular olarak da değerlendirmek yanlış olmaz. Gazetelerin zaman içinde bu amacın ötesine taşınmasıysa yayınların devletler özelinden çıkıp farklı haberlere yer veren ürünler halini almasıyla gelişti. Zaman, sanayi ve politik atmosferin gelişimiyle birlikte iletişim alanında çok ciddi değişiklikler meydana geldi. Başta Avrupa olmak üzere hepimiz için çağ atlatan matbaanın doğuşu, içeriklerin yaygınlaşmasına olanak sağlasa da toplumsal gelişmeler yayıncılık alanında bir şeylerin ilginç şekilde yönlenmesine sebep oldu.

İlk etapta İncil ve dini kitaplar yaygınlaştırılsa da Almanya’dan tüm Avrupa’ya, ardından da dünyaya yayılan matbaa günlük, haftalık, aylık süreli yayınların yaygınlaşmasına olanak sağladı. İlk süreli yayınların 16. Yy.’da doğduğu kabul edilse de yazıların içeriği ve toplumu etkileme niteliği sebebiyle bunlara tam anlamıyla gazete demek yine de mümkün değildi. Fakat, okuma - yazmanın yaygınlaşması ve Rönesans hareketleriyle Avrupa’da bilim ve sanatın yükselişi hızlandı. "Bugünkü anlamda" ilk gazete 1609’da Strasbourg’da haftalık olarak Almanca yayımlanan Avisa, Relation oder Zeitung’du. Bu gazete, genel olarak dış politika ve savaşlarla ilgili haberler verdi ve bu haberler herhangi bir ayrım, açıklama veya analize tabi tutulmadan gelişigüzel işlendi. 16. ve 17. Yy., basının gelişmesi yaygınlaşması bakımından da başlı başına bir özelliğe sahip. Çünkü ilk dergiler de bu yüzyılda kuruldu, zamanla niteliklerde değişme ve gelişmeler yaşandı.
İlk edebi gazete 1665 yılında Paris’te yayınlanan Journal des Savants olarak bilinir. İngiltere’de yayınlan Gentleman’s Magazine ise tarihte yayınlanan ilk dergi olarak kabul edilir. Felsefe, edebiyat, müzik ve politikaya dair mektuplar yayınlayan bu dergi aslında tam anlamıyla sanat yayıncılığı yapan ilk dergi olarak görülür. (Elbette daha önce de bahsettiğimiz gibi ondan önce edebi mektuplara yer veren yayınların bulunduğu da biliniyor.). Tasarımın da devreye girdiği yani konulara çizimlerin eklendiği ilk dergi 1832 yılında yayınlanan The Penny Magazine oldu. Gerçek bir fotoğraf ise “Art Union” adlı derginin Haziran 1846 sayısında yayınlandı. 1858 yılında, yayın hayatına atılan Stereoscopic Magazine Dergisi de, kapanana kadar her sayısında düzenli olarak üç stereoskopik fotoğraf çalışması bastı.
18. yüzyıl düşünce, kültür ve bilim alanında ilerlemeler çağı olarak anılır. Siyasal alanda ise monarşik yönetimlerin egemen oluşu sonucu, basın tamamen baskı rejiminin etkisi altındaydı. Bu dönemde Avrupa basınında sansür ortaya çıkmış ve şiddetle devam etmişti. Baskı rejiminin en tipik örneğini Almanya’da görüyoruz. Bu nedenle Almanya’da siyasal haber gazeteciliği alanında bir gelişme kaydedilemedi, yazarlar daha çok edebi yazılara ağırlık verme zorunluluğu duydular. Dolayısıyla siyasal haber gazeteciliğinin ilkel görünümünün yanında, edebi gazetecilik doğup gelişti denebilir.
Sansür
Bu aşamada “sansür”den de bahsetme gerekliliğini duyuyorum. Dünyadaki ilk gazete olarak kabul edilen (tam olarak bugünkü anlamıyla olmasa da) Akta Diurna, günlük resmi haberlerin kayda alındığı ve halka gösterilen ilk belgelerdendi. Acta Popidi ya da Acta Publika olarak da adlandırılan bu kayıtlar İ.Ö. 131 yılında Roma döneminde yayınlandı. Önceleri yasal tartışmaların sonuçlarını ve mahkeme kararlarını içerirdi. Sonradan içerikleri resmi haberler, duyurular ve önemli doğumlar, evlilikler ve ölümleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Fakat Sezar’dan sonra gelen yöneticiler tarafından sürekli sansüre uğrayan bu kayıtların yayınlanması imparatorluğun Konstantinapol’e taşınmasıyla tamamen durduruldu.
Yüzyıllardır çeşitli politik sebeplerden ötürü varlığını sürdüren bu durumun sanattaki en güzel örneklerinden biri bence Caravaggio’nun yaşadığı bir olayla kanıtlanır. Daha önceki bültenlerde sanata dair süreçlere değindiğimizi de hatırlayarak burada verilen örneğin doğrudan yayıncılığa ek olarak metne uygun olacağını düşünüyorum.
1602 yılında bir Roma Kilisesi İtalyan ressam Caravaggio’dan sunak masasına konmak üzere bir Aziz Matta tablosu sipariş eder. Konsepte göre vahiyler yazarken betimlenecekti ve vahiylerin Tanrı’nın sözü olduğunu kanıtlamak için Aziz’in yanında esin perisi bir melek yer alacaktı.

“Caravaggio Aziz Matta’yı hiç beklemediği bir anda kitap yazma olayıyla karşı karşıya kalan yaşlı, yoksul bir emekçi, sıradan bir halk adamı olarak tasarlamaya çalıştı. Sonunda koca bir kitabı kabaca tutmaya çabalayan ve alışmadığı yazma eylemi nedeniyle tedirginlikle alnını kırıştıran ayakları çıplak ve kirli başı kel bir Aziz Matta çizdi. Yanında da hemen o an göklerden inip öğretmenin küçük bir öğrenciye yaptığı gibi azizin elini yumuşakça yöneten genç bir melek koydu.”
Burada Caravaggio aslında hayal gücünün de etkisiyle tahmin ettiği, şeyi çizdi. Çünkü bu durum belki de ancak bu kadar gerçekçi betimlenebilirdi. Fakat kilise resmi teslim aldıktan sonra halk bu eseri Aziz Matta’ya karşı yapılmış bir saygısızlık olarak gördü. Ortalık birbirine girdi, kilise resmi geri çevirdi ve Caravaggio yeni bir tablo yapmak zorunda kaldı.”*
Yalnız bu seferki tabloda sanatçı, o dönemde melek ve azizlerin nasıl olması gerektiğine hem fikir olunan düşüncelere bağlı kalarak yeni bir eser üretti. Yeni eser de diğeri kadar etkili ve güzeldi ama durum, otorite ve halkın sanatçının ve sanatın beklentisini başka duygularla yönlendirdiğinin ve şekillendirdiğinin kanıtıydı elbette. “Bu olay sanat yapıtlarını onlardan tat almalarını önleyen yanlış nedenlere dayanarak yadsıyan ve eleştiren kimselerin yol açabilecekleri zararı yeterince dile getirmektedir. Daha önemlisi ‘sanat yapıtı’ diye nitelemeye çalıştığımız şeyin gizemli bir etkinliğin sonucu olmayıp insanın insan için yaptığı bir nesne olduğunu da bize kanıtlar.”**
Burada sansüre vurgu yapmamın nedeni sanat yayını yapan gazete ya da dergilerin de Avrupa’da politik olarak sansüre uğramasından kaynaklı ortaya çıkmasına değinmek. Her ne kadar bizler için sanat yayınlarının doğuşu çok güzel olsa da bu, sanatın da aslında sansüre maruz bırakıldığının bir kez daha görüyoruz. Bugün sanat ve yayınlar halen sansürlenmekte. Hepimizin bildiği üzere hegemonyanın yönlendirişleri, politika, ekonomik durum ve daha birçok kavram sansür ve otosansüre neden olmakta. Hem de en başından beri...
Önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Hoşça kal!
Kaynaklar:
*Sanatın Öyküsü, Giriş bölümü Syf: 31
**Sanatın Öyküsü, Giriş bölümü Syf: 32
https://www.sektorumdergisi.com/ilk-dergi/
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



