Sebep sen değilsin, sebep benim genlerim

Kişilerin aldattıklarından ya da aldatıldıklarından bahsettiğimizde, ilişki içinde kimin kimi aldattığı konusu karışmaktadır. Çok çeşitli “aldatma” hikâyeleri içinde birçok zaman, bu türden etiketlemelerin olması başka, yaşanan gerçeklik başka olmaktadır. Bir diğer ilişkide olma isteği, kişinin ruhsal yapısının bazı özelliklerinin eş ilişkisinde harekete geçmesiyle, ilişkiden bağımsız bir durum olarak ortaya çıkabilir. Bunun yanında, “Aldatma yoktur, ilişki gerçekliği vardır” dediğimizde; bir ilişki içine “aldatan/aldatılan” tanımları girdiği zaman, ciddi ve talihsiz bir sürecin başladığı ve ilişki gerçekliğinin bir kenara bırakılıp, tek mesele buymuş gibi bir belirlenmişliğin gündem olduğu kastedilmektedir.
Seanslarda karşımıza kadın, adam, aldatan ve aldatılan olarak dört birim gelmektedir. O görüşmelerde bunun üstesinden gelinebilir. Ama o çift, hayatlarında baş edemeyecekleri bir yarılmış gerçeklikle karşılaşmış olacaklardır. Her iki kişi için de travmatik olan bu durumda, bu olgu, kişilerin hem mağdur hem de muzdarip olmaları ile birlikte, ilişkiye musallat bir belirlenmişlik olarak hüküm sürecektir.
O zaman aklımıza şu sorular gelir: “Monogami bir seçim mi? Peki ya aldatmak? Aslında bu nörobiyolojik bir mesele olabilir mi? Birçok insan, tekeşlilik ve uzun vadeli ilişkilerin, insanları ve toplumu korumak için insanlar tarafından yaratılmış kavramlar olduğuna inanmaktadır. Fakat gerçek şu ki, insanlar hayvan dünyasında bu yapıları oluşturan tek tür değildir. Memelilerin sadece %3 civarı tekeşlidir ve biz insanlar da bu kategoriye giriyoruz; çayır fareleri de bu az miktardaki memelinin içindedir. Çayır fareleri çiftleştikten sonra, çiftleşmiş oldukları tek bir partnere ömürleri boyunca bağlanır. İlginçtir ki, biyolojik açıdan sevgi ve bağlanma farkındalığımızın büyük bir kısmı, bu büyüleyici küçük Kuzey Amerika kemirgenlerini inceleyerek olmuştur. Bu canlıların aşk hayatları ve kendi ilişki davranışlarımızı anlamamıza nasıl dönüşebileceği hakkında birkaç göze çarpan nokta vardır:
Çayır faresi, montan faresi adlı bir yakın akrabaya sahiptir. Bu iki tür arasındaki temel fark, çayır faresinin çiftleşmeden sonra monogamik kalmasıdır, bu arada montan faresi gelişigüzel birliktelikler yaşar. Peki, bu farklılığa neden olan nedir? Yapılan araştırmalar göstermiştir ki farklılık çoğunlukla beynin içinde. Çayır faresinde gözlemlenen uzun süreli bağlanma, beyindeki oksitosin ve vazopressin reseptörlerinin konumu ile doğrudan ilişkilidir. Oksitosin ve vazopressin, bağlanma ve yakınlık ile bağlantılı iki hormondur.
Çayır faresinde, bu reseptörler çoğunlukla beynin limbik (duygusal) bölgesinde yer alırlar ve oldukça aktiftirler; oysaki, aynı türden olan montan faresinin beynindeki reseptörler duygusal merkezin dışında yer alır ve çoğunlukla bastırılırlar.
Oksitosin ve vazopressin reseptörleri çayır faresi beyninde bloke edildiğinde, onların da önüne gelen karşı cinsle çiftleşir hale geldiği gözlemlenmiştir. Aynı reseptörler, montan fare beyinleri içinde aktive edildiğinde, uzun süreli ilişki için bir partner seçmeye başlarlar. Bu denemeler de bize, çayır farelerinin bağlanma tercihlerinin hormon düzeylerinin azaltılıp arttırılmasıyla değiştirilebileceği anlamına gelir.
Farelerle yapılan bu çalışmada öğrendiğimiz oksitosin ve vazopressin dışında aldatmada rol oynayabileceği öngörülen başka bir nörotransmitter ise dopamindir. Aşk zevktir ve dopamin haz duyumuna neden olur. İnsanlarda bu haz kimyasalı çikolata yemek, egzersiz, orgazm, kumar oynamak, uyuşturucu kullanımı ve hatta aşırı sosyal medya kullanımı gibi çeşitli nedenlerle aktif hale getirilebilir. Yeni bir romantik ilişkinin öforisi de, bir dopamin dalgalanmasından sorumlu olabilir.
Yapılan bir araştırma, yeni ilişkiyi bir maceraya dönüştürenin artan dopamin akışı olabileceğini ve dopaminin, yeni sevgililerin telefonla bütün gece konuşabilmelerine ve hem iştahlarını hem de konsantre olma yeteneklerini yitirmelerine sebep olabileceğini gösteriyor.
Dopamin reseptörlerindeki gen kodu da, erkekler ve kadınlarda aldatma konusunda anahtar rolü oynuyor. Bir araştırma, bu genin uzun çiftine sahip olan insanların (%50), kısa çiftine sahip olanlara (%22) göre partnerlerini daha çok aldattığını göstermiştir. Uzun gen çiftine sahip olan katılımcıların risk almaya ve alkol tüketimi gibi bağımlılık yapıcı davranışlara yenik düşmeye daha eğilimli oldukları görülmüştür.
Arginin vazopressin, oksitosinin hormon kuzenidir ve “çiftleri bir arada tut” sisteminin bir parçasıdır. Arginin vazopressin reseptör geninin bir varyantı, son zamanlarda mutsuz bir evliliğe vazopressinin partner bağlanması üzerinde çok az etkisi olduğunu göstermiş olmakla birlikte yine de bir rol oynayabilir.
Bir kere aldatan, hep aldatır mı acaba?
Muhtemelen “Bir kere aldatan, hep aldatır” deyimi gerçek hayatta da karşılığını buluyor. Aldatma konusunda vazopressin hormonu seviyesi de etkin bir rol oynamaktadır. Mutluluk hormonu denilen oksitosine benzer olarak vazopressin; güven, empati ve sosyal bağları etkileyebilir. Aslında vazopressini direkt olarak bir tarla faresinin hormonal sistemine enjekte etmek, tarla faresinin tekeşli olma olasılığını arttırır.
Ayrıca otizmli insanların, sosyal işaretleri anlama yeteneğini etkileyen vazopressin hormonuna diğer insanlara oranla daha düşük seviyede sahip olduğu tespit edilmiştir. 2014’te, 7000’den fazla Finlandiyalı ikizi içeren bir çalışma, aldatan kadınların vazopressin reseptörlerini kodlayan gende bir değişiklik olduğunu, diğer bir deyişle düşük seviyedeki vazopressin hormonunun aldatmada bir etkisinin olduğunu göstermiştir.
Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan bir araştırmadaysa, bir grup denek nakit ödül kazanmak için yalan söylemeye teşvik edilmiştir. İçi bozuk paralarla dolu olan kavanozun bulanık görüntüsü, tahmin yapacak olan kişilere gösterilmiş, deney grubuna ise partnerinize yalan söyleyerek kavanozun içinde olandan daha fazla para olduğuna ikna ederse ödüllendirileceği söylenmiştir. Test esnasında deney grubundaki kişilerin yalan söylediklerinde beyinlerindeki amigdalada (duygu ile alakalı olan beyin bölümü) ufak bir uyarılma tespit edilmiş ve bu tepkinin her yalan söylediklerinde giderek zayıfladığı görülmüştür. Böylelikle, beyinleri aldatmaya-yalan söylemeye karşı duyarsızlaşmış ve ne kadar duyarsızlaştılarsa bir dahaki seferde yalan söyleme ihtimalleri o kadar artmış, yalan söyleyebilecekleri kestirilebilir olmuştur.
Araştırmacılar, bir aldatıcının ilk kez yalan söylediği için suçluluk duyması halinde, bir dahaki sefere aynı düzeyde pişmanlık yaşama ihtimalinin daha düşük olduğu sonucuna varmıştır. University College London’daki çalışmanın yürütücüsü olan Neil Garrett, “Çalışmamız bizi şu sonuca götürüyor: Aldatmamızı engelleyen güçlü faktörlerden biri ona verdiğimiz duygusal tepkidir; aslında ne kadar kötü hissettiğimiz ve adaptasyon süreci, bu duygusal reaksiyonu azaltır, böylece daha fazla aldatmamıza izin verir. Seri halinde aldatanlar, aldatma hakkında ilk başta kötü hissetmiş olabilirler ama aldattıkları kadar çok aldatma eylemine adapte oldular ve artık aldatma konusunda kötü hissetmezler” demiştir. Benzer şekilde, “Archives of Sexual Behaviour” dergisinde yayımlanan bir başka makalede, ilk ilişkilerinde aldatanların bir sonraki ilişkilerinde üç kat daha fazla bir olasılıkla aldattıkları ortaya çıkmıştır.
Aldatma yaygın olarak, biyolojik ve genetik faktörlerden kaynaklı
Elbette, çözülmemiş duygusal sorunlardan ya da yaşanmış kötü ilişkilerden tutun da, aşırı alkol kullanımına kadar birçok diğer hayat faktörü, eşleri sadakatsizliğe yöneltebiliyor. Maalesef aynı cinsiyet arasında gelişen ilişkiler tam anlamıyla kavranacak kadar araştırılmadı ve bilimsel araştırmalar da belirli azınlık gruplarını bu araştırmalara dahil etmemeyi sürdürmektedir. Her halükârda aldatma denilen olgu, tekeşli olmamıza rağmen bazılarımız için açık bir şekilde biyolojik ve genetik faktörlerden kaynaklı; son nörobiyolojik araştırmalar da bunu destekler nitelikte.
“Erkek ve Dişiler Arasındaki Sosyal Mesafe”yi incelemek amacıyla yapılan bir çalışma, oksitosinin erkeklerin tekeşli ilişkilerine olan etkilerini incelemektedir ve sonuçta oksitosinin ilişkiye olan sadakati korumada yardımcı olduğunu bize göstermektedir. Oksitosin seviyeleri, partnerleriyle yakın ve cinsel etkileşim ile artırılır. Kandaki oksitosinin bazal konsantrasyonları, bekârlarla karşılaştırıldığında, romantik aşkın erken dönemlerindeki çiftlerde daha fazladır ve altı ay sonra birlikte kalan çiftlerde anlamlı şekilde yüksek kalmaktadır. Elde edilen sonuçlar, sadakat artırıcı etkilerin ortaya çıkması için endojen oksitosin salınımının daha da artırılmasının gerekli olduğunu göstermektedir.
Erkeklerde endojen oksitosin salınımını teşvik eden en belirgin fizyolojik uyaran, partnerleri ile cinsel ilişki kurmalarıdır. Herhangi bir anda eşlerinin yakın varlığı ve basitçe dokunuşu da buna yeterli olabilir. Erkeklerde monogamiyi teşvik etmede ise oksitosinin etkileri, kadın partnerleri ile bağda yakın bir pozitif ilişkinin varlığına ve çift arasındaki fiziksel yakınlığa bağlı olabilir.
Aldatmadaki bir diğer hormonal şüpheli de “testosteron”. Bu da kısmen, testosteronun hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel isteği artırmasına bağlıdır. Gerçek insanlarda yapılan bu testin handikapı ise aldatma ile ilişkili olan şeylerin birçoğunun aynı zamanda testosteron düzeylerinin artmasına da neden olmasıdır (flört, cinsel partner sayısı artışı vb.).Yüksek testosteron seviyeleri; beynin maliyet-fayda hesaplamasını, diğerlerinin ihtiyaçlarını da içeren uzun vadeli bir görüş almak yerine, mevcut ve benliğe doğru değiştirir.
Yüksek testosteron seviyesine sahip erkekler daha fazla aldatır, daha fazla boşanır, çocuklarıyla daha az zaman harcarlar fakat aynı zamanda son derece odaklanmış ve yönlendirilebilirlerdir.
Testosteron, bir erkeğin sosyal pozisyonuna duyarlıdır, yüksek statüye ulaşan erkeklerde testosteron yükselir. Ancak kadınlar, sadece yumurtlamanın altı günü boyunca testosteronu yüksek erkekleri tercih etme eğilimindedir. Zamanın geri kalanında ise çoğu kadın, birkaç haftadan fazla bir süredir onları saran ve onları sevecek düşük testosteron/yüksek oksitosin erkeklerini tercih eder.
Bu bulgular, aşkın ve aldatmanın nörobiyolojisini daha iyi anlamamıza yardımcı olmakla birlikte daha keşfedilecek çok şey var. Bir insan, beyninde oksitosin reseptörlerinin olmaması nedeniyle aldatmaya yatkın olabilir mi? Eğer öyleyse, intranazal oksitosinin uygulanması ilişkileri tekeşli hale getirebilir mi? Dopamin seviyeleri ile oynayarak bu yeni-aşk ışıltısını uzun süre devam ettirmenin bir yolu var mı? Karmaşık bir yaşamı, gerçek bir insanın aşk hayatını bir tarla faresininki ile kıyaslayabilir miyiz? Zaman gösterecek. Bilim; sevginin yoğun, derin, manevi deneyimini açıklayamayabilir. Benim önerim ne mi? Her bir aşk lokmasının tadını çıkarın…
Kaynakça
“Voles, vasopressin and infidelity: a molecular basis for monogamy, a platform for ethics, and more?” Biol Philos (2012) 27:521–543.
https://www.independent.co.uk/life-style/cheater-repeat-once-always-people-infidelity-unfaithful-relationships-scientists-university-college-a7899451.html
Dr. Murat Dokur, “Çift ve Aile Terapisi Eğitimi Notları”.
Oxytocin Modulates Social Distance between Males and Females examines the effects of Oxytocin. The Journal of Neuroscience November, 2012.
Paul J. Zak, Ph.D., is a professor at Claremont Graduate University and the author of Trust Factor: Five tests to determine if your partner will cheat.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aldatma denilen olgu, tekeșli olmamıza rağmen bazılarımız için açık bir șekilde biyolojik ve genetik faktörlerden kaynaklı; son nörobiyolojik araștırmalar da bunu destekler nitelikte.
01 Mar 2023

YAZARLAR

Gülşah Meral Özgür
Yazar @ Psikesinema

Psikeart
Psikiyatri, psikoloji ve sanatı buluşturan, güncel psikiyatri tartışmalarına ve bireylerin baş edebilme süreçlerine katkıda bulunan ve psikiyatriye konu olan kavramların sanatsal alandaki yansımalarının altını çizen insan hâlleri yayını. Her çarşamba 12.00'de Aposto'da yayımda.
İLGİLİ OKUMALAR



