Şehirler ve Döngüsel Ekonomi

Şehirler ve Döngüsel Ekonomi
Yaşadığımız şehirler döngüsel ekonomi içinde çok önemli bir yere sahip. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının şehirlerde yaşadığını düşündüğümüzde bu şehirler daha da etkili bir noktaya geliyor. Bu kadar önemli bir sistemin döngüsel ekonomi konsepti dahilinde iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve yaşayan bir ekosistem olduğunun farkına varılması sayesinde başarılacak çok fazla şey olduğuna eminiz. Bu nedenle bu haftaki yazımızda, bina ve ulaşım sistemlerine odaklanarak, şehirlerin döngüsel ekonomi içindeki yerini daha detaylı incelemeye çalışacağız. Hadi başlayalım!
Şehirler ne gibi potansiyel fırsatlar sunuyor?
Döngüsel ekonomiyi şehirlere entegre etmemizle beraber ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarında muazzam olumlu etkiler göreceğimiz bir gerçek. Peki temelde en önemli elle tutulur çıktılar ne olacak?
-atıkların azalması ve doğru kullanılması, maliyetlerin azalması, şehirlerdeki bunaltıcı yoğunluğun önüne geçilmesi ile gelişen ve büyüyen şehirler görebileceğiz,
-kirliliği azaltacak yeniliklerle, sosyal etkileşimin arttırılmasıyla ve yaşam standartlarının yükselmesi ile daha yaşanabilir şehirler oluşturacağız,
-atıkları üretimde kullanmaya devam ederek, hammaddeye olan ihtiyacı en aza indirgeyerek ve global tedarik zinciri süreçlerini yenileyerek ‘resilient’ yani hızlı uyum sağlayabilen şehirler yaratabileceğiz.
Tüm bu potansiyel avantajlara döngüsel ekonominin en temel özelliklerinden olan, sistem içinde yeniden düşünme ilkesi ile ulaşabiliriz. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda atılacak adımlar için, şehirlerin yeniden tasarlanması, finanse edilmesi ve iyileştirilmesi izlenecek en doğru yol olacaktır.
Şehirlerimizi de yaşayan bir ekosistem olarak düşünmemiz ilk adım olmalı. Nasıl vücudumuz farklı organların doğru çalışması ile tek bir yapı olarak yaşamaya devam etmemizi sağlıyorsa, şehirler de farklı alanların kendi içinde çalışması ile yaşamaya devam ediyor. Önemli olan bu farklı alanlar arasındaki uyumu ve düzeni doğru şekilde tasarlamak ve genel bir çıktı elde etmek. Bu bakış açısı ile, şehirlerimizin temel alanlarını tek tek incelemeye başlayabiliriz.

Binalar
Binalar şehirlerimizin vazgeçilmez bir parçası. Bu parçanın döngüsel ekonomi ile harmanlanması sonrası ortaya çıkabilecek potansiyel fırsatlardan önce, mevcut olumsuzluklara bakalım;
-Binaların yapımı sürecinde kullanılan materyallerin bir kısmı direkt olarak atık haline gelmekte,
-pandemi öncesinde binalarımızın büyük bir kısmı mesai saatlerinde kullanılmasa da kaynak kullanımına (doğal gaz, elektrik vs.) devam ediyordu. Pandemi ile evlerimizden çalışmaya başladığımızda bu tam tersine döndü ve bu sefer ofislerimiz boş yere kaynak kullanmaya devam ediyor.
-yıkılan binalardan arta kalan malzemelerin yarısından fazlası toprağa gömülüyor ya da gömülmeden kaderine terk ediliyor
Mevcut sistemin sorunlarını arttırmak mümkün. Ama biz potansiyel fırsatlara odaklanalım. National Geographic tarafından açıklanan verilere göre, global sera gazı salınımının %30’u şehirlerdeki binalar tarafından kaynaklanıyor. Bu nedenle acilen tüm paydaşların bir araya gelerek, şehirleri yeniden daha dayanıklı, daha sürdürülebilir ve yaşanabilir hale getirmek için yeni sistemler tasarlaması gerekmekte.
Peki yeni sistemler nasıl olabilir?
Dilediğiniz zaman evinizin yerini değiştirebildiğiniz bir şehirde yaşamak nasıl olurdu? Ya da bir binanın yeri kolayca değiştirilerek onun yerine o bölge için planlanan daha doğru binanın ya da yolun ya da parkın gelmesi? Bunlar hayal gibi gelse de aslında döngüsel ekonomi bizlere bu tarz fırsatlar sunuyor. Yeni tasarımlarla binalar tıpkı bir Lego gibi sökülüp takılacak şekilde tasarlanabilir.
Şimdi biraz da elle tutulur örnek verelim dilerseniz😊 İnşaat sırasında kullanılan materyalleri düşünelim. Mevcut inşaatlarda kullanılan materyallerin çoğu geri dönüşüme uygun değil, çünkü zehirli malzeme içeriyorlar. Bunun yerine, geri dönüşüme uygun materyallerden, kullanım ömrünü tamamlamış malzemelerden, ya da kullanımı bittiğinde doğaya kolayca karışabilecek materyallerden evler üretsek. Bu mümkün ve uygulamalar da başladı aslında. Geçen haftaki yazılarımızda hikayesine yer verdiğimiz Ottan tam da bu alanda çalışıyor. Yazıyı okumadıysanız buradan ulaşabilirsiniz.
Bir diğer örnek ise akıllı teknolojiler olacak elbette. Enerji tüketimini ölçen akıllı binalar, kullanıma göre kaynak kullanımını optimize eden yapay zekâ tabanlı sistemler. Bunlar biraz daha aşina olduğumuz terimler değil mi? Hepsi döngüsel ekonomi içerisinde yer bulup şehirlerimizi akıllı hale getirebilir ve tüketimimizi verimli şekilde yeniden tasarlayabilir.
Döngüsel ekonomide sınır hayal gücümüz, bu nedenle tüm olasılıkları düşünmek ve belki biraz da fazladan yaratıcılık kullanmak, istediğimiz sonuçları almamız için bize yardımcı olabilir. Gelin şimdi hayal gücünün sınırlarını ulaşım sistemlerinde zorlayalım.
Ulaşım
Şehirlerdeki hava kirliliğinin %90’ının ulaşımda kullanılan araçlardan kaynaklandığını söylesem kimse şaşırmaz sanıyorum. Pandeminin ilk zamanlarında İstanbul’daki hava kirliliği trafik olmadığı için azalmıştı hatırlarsanız. Aslında izin verilince doğa hemen kendini yenilemeye başlıyor zaten.
Peki ulaşım sistemlerini nasıl döngüsel hale getirebiliriz?
İlk olarak verilecek örnek elbette tam bir kapalı ulaşım sistemi. Bu ne demek peki? Şehirlerde yaşayanlara bir yerden bir yere ulaşım için verimli çalışan ve farklı ulaşım araçları sunan bir sistem kurmak. Elbette artık dünyanın her yerinde tramvay, otobüs, metro, vapur vs. gibi ulaşım yolları var. Bunların hepsinin birbirine tam bağlı çalışması ve yeterli kapasitede çalışması ile, kaynak kullanımı ve kirlilik önlenebilir.
Bir diğer örnek ise, şehirlerin doğru tasarlanması elbette. Yürüyerek şehirde istediğiniz yere varmak, ya da bisiklete binmeye teşvik edecek bir şehirde yaşamak çoğumuzun hayalidir. Avrupa’da yeniden gündeme gelen bu konu, özellikle şehir merkezlerinin araçlardan arındırılmasına ve bu sayede hem şehirlerin insanlara kalması hem de kirliliğin azaltılması ile sağlığa yönelik iyileştirilmeler yapılmasına olanak tanıyor.
Son ulaşım örneğimiz de döngüsel ulaşım araçları tasarlamak. Tamamen elektrikli araçlar zaten hayatımızda artık. Bunları arttırmak, geliştirmek, mevcut hurdaya çıkmış araçların parçalarını kullanmak. Tüm otobüsleri elektrikli hale getirmek gibi örnekler arttırılabilir. Sınırların dışında düşünmemiz en önemli nokta.
McKinsey & Company tarafından hazırlanan bir makalede bahsedilen geleceğin ulaşım teknolojilerinden kısaca bahsedip bu haftanın yazısını tamamlayalım. Atlardan arabalara geçişimizdeki kadar radikal bir değişiklik ile, yeni ulaşım teknolojilerini 2030 yılı itibari ile hayatımızın her alanında görebileceğimiz iddia ediliyor makalede. Daha hızlı, daha otonom, sadece elektrikli arabalar ile global olarak birbirine bağlı, akıllı yolların çok uzak olmadığını bizler de günümüzde yaşanan gelişmelerle görebiliriz aslında. ‘Drone’lar ile paket teslimatı, uçan taksiler, en kısa ve çevreci yol tarifi gibi teknolojiler hayatımıza girdi bile.
Döngüsel ekonominin şehirlerin temel sistemlerini baştan aşağı değiştirecek gücü olduğunu biliyoruz. Bu hafta döngüsel ekonomi ve şehirleri bina ve ulaşım sistemleri üzerinden incelemeye çalıştık. Gelecek hafta ise gıda ve ürün/hizmet sistemleri üzerinden bir tartışma yürütmeye çalışacağız. Yaşadığımız şehirlerin yaşayan birer ekosistem olduğunu kabullenip, döngüsel ekonominin sunacağı fırsatları iyi değerlendirmek bizim elimizde.
Haftaya görüşmek üzere!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bina ve ulaşım sistemlerini döngüsel ekonomi üzerinden inceliyoruz
08 Nis 2021

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi
Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!
İLGİLİ OKUMALAR


