aposto-logo
TR
TREN

Şehre bir yabancının gelmesini beklemeyen belgeseller

Belgeselci Zeynep Altay ile özgür bir anlatı yakalamak üzerine söyleşi
Şehre bir yabancının gelmesini beklemeyen belgeseller

Daha öğrencilik yıllarında Siyaha Bakmak, Kıllıt ve Naatra belgesellerini yapan Mardinli yönetmen Zeynep Alay, Midyat Sinema Kültür Sanat Derneği'nin kurucusu ve başkanı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü destekli ilk uzun metrajı Li Beyrut ve Merkepteki Kadınlar adlı belgeseli için çalışmalarını sürdüren yönetmen, Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı Akademi Beyoğlu Gençlik Merkezi'nde belgesel yapımı derslerini vermeyi sürdürüyor.

Sinema-televizyon okuyan pek çok genç genellikle uzun metraj filmlere yönelir. Sizi belgesel çekmeye iten neydi?

Aslında sinema okumaya karar vermem şöyle oldu; hep toplumsal meselelere kayıtsız kalmayıp etrafımda olup bitenleri kamuoyuyla paylaşmak isteyen biriydim. Fakat bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Üniversiteye giriş dönemimde güzel sanatlara da ilgim vardı, gazeteciliği de düşündüm. Meseleleri deşmeye dair bir istek içindeydim. Sinema okuyunca daha özgür olabileceğimi düşündüm. Abim Türkiye’de özgür bir gazeteci olmanın pek mümkün olamayabileceği, onun yerine sinema bölümünü önerdi. Sinema okumaya senarist olacağım, yönetmen olacağım diye bir ayrımla girmedim. Etrafımda olup bitenlere dair en özgür anlatıyı nasıl yaparım, düşüncesiyle girdim.

Kadın olmak ya da başörtülü olmak belgesel yapım aşamasında sizin için sorun oluyor mu?

Özellikle festival dönemlerinde zorluklar yaşanıyor. Bir keresinde kokteyl tarzında bir etkinlikte katılımcılardan biri gelip İranlı olup olmadığımı sordu. Sinema yapıyorsa başörtülü kadın bir İranlıdır, diye düşünülüyor. Mütedeyyin bir sinemacı kadın olarak direkt etiketlenmiş oluyorsun. Aynı durumda mütedeyyin bir erkek sinemacıya sen İranlı mısın diye sormazlardı. Bu gibi küçük şeyler yaşıyorum. Ben artık önemsemiyorum. Ben kendimi temsil ediyorum. Bu yüzden “bizi temsil ediyorsun”, “bir başörtülü olarak…” ile başlayan ya da “bir kadın olarak coğrafyanı aşıp geldin” vb. yorumları sevmiyorum. Bir insan olarak inancımdan kaynaklı dış görünüşümün eserimin önüne geçmesini istemiyorum.

Kıllıt belgeseli Türkiyeli Süryanileri odağına alsa da göç konusunu işliyor. Son yıllarda Avrupa Birliği ülkelerine iltica etmede üçüncü sırada olan bizleri size göre nasıl bir gelecek bekliyor, neler öngörüyorsunuz?

Göç, aslında Türkiye için çok yaygın bir problem, bu sadece benim bölgemle ilgili değil. İç göç, beyin göçü, mülteciler… Daha iki gün önce bir öğrencime şunu söyledim: göçmen olmak kolay bir şey değil. Bu duygu çok zor. Li Beyrut belgeselinin çekimlerini yaparken vatan hasretinin 40 yıl önce göçmüş olan kişilerde dahi hiçbir zaman geçmediğini gördüm. Kıllıt’de de geri kalanların acısını ortaya koydum. Görüşmecilerimden biri olan Aziz amca, gidip geri dönenlerden. Evet hepimizde her geçen gün büyüyen bir göç arzusu var, ekonomik sorunlarla da iyice ivme kazandı. Üzülerek seyrediyorum ama bunun bir çaresi olmadığını düşünüyorum. Bence göçler olacak ve memleket hasreti de göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Ekonomik şartlar kadar kendini ait hissetmek de zorlayıcı bir duygu.

Belgesellerinizde hep sessiz kuşak insanlarına yer veriyorsunuz. Bu dönemin insanlarının hikâyeleri oldukça orijinal. İtiraf etmeliyim ki beni en çok etkileyen belgeseliniz Siyaha Bakmak . Söz konusu coğrafyadaki Z kuşağının özgün hikâyeleri olacak mı?

Kendi coğrafyam için konuşacak olursam 10-15 yıl önce Batı’daki bir gençle farkları var mı diye sorsaydın çok keskin bir evet yanıtını verirdim. Bugün bölgemde yaşayan bir Z kuşağı ile Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşayan Z kuşağı arasında pek fark göremiyorum. Sosyal medya ve internetten dolayı Z kuşağına mensup gençler birbirine çok benzer hareketler, tavırlar, kararlar ile yaşıyorlar. Tabii küçük farklılıklar var.

TRT Belgesel Film Ödülü kazanan Naatra belgeseli özelinde soracak olursam sizce Bedriye Hala, başka bir dünyanın insanı olduğu için mi ölümle barışıktı yoksa bugün biraz da alaycı bir eleştiri olarak kullanılan Anadolu irfanının temsilcisi olduğu için mi?

Aslında Naatra belgeseli benim televizyonda yayınlanan ilk belgeselim. Daha öncede belgeseller çekmiş, ödüller almış olmama rağmen kendi memleketimde “İşte Zeynep de bir şeyler yapıyor” diye bakılıyordu. Naatra sadece sinemaya ilgi duyan belgesel izleyicisinden çıkıp genel izleyiciye ulaştığı için çok mutluyum. Bedriye Hala, öldükten sonra da hatırlanmak istiyordu. Bu yüzden biraz daha buruk bakıyorum hikâyesine. Bedriye Hala, Anadolu irfanının, son diyemem ama en iyi temsilcilerinden biriydi, diyebilirim. Tabii onun yaşıtı herkes bu olgunlukta değil.

Merkepteki Kadınlar belgeselinizi heyecanla bekliyorum. Konusu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Belgesellerinizin Türkiye’de ya da dünyada neyi değiştirmesini isterdiniz?

Merkepteki Kadınlar, kendi köyümdeki kadınlar, bir gelenekten ötürü köyün içerisinde eşeğe, ata, bisiklete vs. binemiyor. Toplumsal eşitliğe aykırı olduğu için bu duruma dikkat çekmek için bir şeyler yapmak istiyorum. Sonuçta testi içindekini sızdırır. Ben hep insan en iyi bildiği şeyi anlatır yaklaşımından yola çıkıyorum. Benim de derdim olan, dertlerini dert edindiğim bir coğrafyayı içeriden biri olarak anlatmak istiyorum. Belgesellerimin büyük bir patlama yaratması gibi bir beklentim yok. Elbette ne kadar çok kişiye ulaşırsa o kadar iyi. Çünkü her hikâyenin anlatılmaya değer olduğunu düşünüyorum, küçük ya da büyük hikâye diye bakmıyorum. Birinin hayatına dokunması, izleyende farklı bir bakış açısı oluşturması ya da bir farkındalık yaratması bile benim için değerli. Küçük dokunuşların önemli olduğunu düşünüyorum. Bakış açılarımız zenginleştikçe dünyayı anlamlı hâle getirebiliriz.

Li Beyrut hakkında bize neler söylemek istersiniz? Zeynep Altay izleyicilerini gelecekte nasıl işler bekliyor? Hep belgesel mi çekecek, uzun metrajlı film düşünüyor mu?

Li Beyrut’un çekimleri çok sancılı geçti. Hem Türkiye’de hem Lübnan’da çekimleri olan bir belgesel. Beyrut Limanı’ndaki patlama ve pandemi yüzünden çekimleri yarım kaldı. Ayrıca Lübnan’ın politik durumuyla ilgilenenler bilir, orası her zaman çok karışık bir ülke. Çok kültürlülüğün yanı sıra yönetim olarak da etnik gruplara bölünerek yönetilen bir ülke. Böyle karışık bir ortam varken yaşam da sosyal ortam da güvenlik de sıkıntılıydı. İzinlerim olmasına rağmen rahat çekim yapamadım. Her mahallede farklı bir hizip olduğu için “iznim var sana ne” deyip çekim yapamadım, kameram sürekli engellendi. Sivillerin yanı sıra polisler de engelledi, karakola çekildim elimde İçişleri Bakanlığı'ndan ve Beyrut Emniyet Müdürlüğü'nden belge olmasına rağmen. Bu yüzden Li Beyrut sancısı devam eden bir belgesel.

Her zaman belgeselci olarak anılmak istiyorum ama kurmaca da çekeceğim. Şu an senaryosunu yazıp tamamladığım bir kısa filmi projem var, toplumsal cinsiyet bağlamında bir kız çocuğunu odak noktasına alan. Aynı zamanda uzun kurmaca filmimin senaryosu üzerinde çalışıyorum. Eğer bir gün çekebilirsem Mardin’in erk hikâyesini yaratmak istiyorum. Hep erkekler kadınların hikâyesini anlattı bugüne kadar, sanırım ben 90’lı yıllar Mardin portresini kadın bir yönetmen olarak anlatmak istiyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

Siyaha Bakmak

Naatra

Mardin

Midyat

Sinema Genel Müdürlüğü

Li Beyrut ve

Merkepteki Kadınlar

Türkiye

İran

Avrupa Birliği

NEREDE YAYIMLANDI?

Kolektif Yastan Özgür Anlatılara, Kadınların Sanatı

Fotoğraf, belgesel ve müziğin içinden kadınlarla kısa kısa

14 Haz 2023

YAZARLAR

Elif Bulut Ateş

Yazar @ Yerel Kadın Muhabirler Ağı

Yerel Kadın Muhabirler Ağı

Uçan Süpürge'nın Muhabirler Ağı, toplumsal cinsiyet eşitliğini ana odağa alarak kadınların sesinden haberlere ulaştırır.

İLGİLİ OKUMALAR

;