‘Sol-sağ işleri’ bitti mi?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Bu soru yeni değil. Geleneksel sol-sağ ideolojik spektrumunun önemi, çağdaş siyasi söylemde önemli bir tartışma konusu. Eleştirmenler, bu ikili çerçevenin iklim değişikliği, teknoloji ve kültürel kimlik gibi modern karmaşıklıkları ele almakta yetersiz kaldığını, bunun yerine konuyla ilgili ve kişilik odaklı politikaları tercih ettiğini savunuyor. Toplumsal endişelerin birbirine bağlı doğasını daha iyi yakalamak için bireylerin bu ikili tanım yerine birçok özelliklerinin kesiştiği daha karmaşık ve dolayısıyla daha incelikli yaklaşımlara duyulan ihtiyacı vurguluyorlar.
Hem solda hem de sağda popülizmin yükselişi, spesifik konularla ilgili ve kişilik odaklı politikalara doğru bir kaymayı gösteriyor. Seçmenler, geniş ideolojik bağlılıklardan ziyade, giderek daha fazla belirli politika endişeleri ve karizmatik liderlerden etkileniyor. Bu eğilim, geleneksel siyasi partilerin parçalanmasında ve ideolojik saflık yerine pragmatik çözümleri önceliklendiren yeni hareketlerin ortaya çıkmasında kendini gösteriyor.
Ancak destekçileri, sol-sağ ideolojilerin siyasi inançları ve politika tercihlerini şekillendirmede temel olduğunu savunuyorlar. Bu ideolojiler, siyasi katılımı ve bilinçli karar almayı kolaylaştıran netlik, çerçeve ve ortak bir dil sağlıyor. Ekonomik ve çevresel politikalar gibi birçok mesele hâlâ kamunun rolü ve piyasa düzenlemeleri hakkındaki temel ideolojik inançları yansıtıyor. Örneğin ekonomi politikaları, genellikle hükümetin rolü ve piyasa düzenlemeleri hakkındaki temel ideolojik inançları yansıtıyor. Çevresel politikalar, sol-sağ ayrımlarını aşar gibi görünse de genellikle devlet müdahalesi ve kolektif eylem ile bireysel sorumluluk hakkındaki ideolojik farklılıklara dayanıyor.
Türkiye’de sağ - sol farkındalığı
Türkiye, dünyada da olduğu gibi, sağ ve sol siyasetin kanlı çatışmasının anılarıyla yaşayan bir ülke. Türkiye’de kamusal tartışma ve hesap verilebilirlik çok sınırlı olduğu için siyasi partilerin politika önermelerinde tutarlılıktan bahsetmek pek kolay değil. Öte yandan 2022 yılının Nisan ayında yaptığımız bir araştırma, toplumun siyasi partileri konumlandırmada oldukça tutarlı olduğunu gösteriyor.

Soru: Sayacağım siyasi partilerin sağ-sol ekseninde nerede olduğunu düşünüyorsunuz? (%) - Nisan 2022
Bu tablo, toplum algısında sol ve sağ ideolojik aidiyetlerin hâlâ önemli bir yer tuttuğuna işaret ediyor. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Anket katılımcılarının siyasi partileri yerleştirdikleri pozisyonun ne kadarının tarihî ve kültürel referanslardan kaynaklı, ne kadarının ise gerçekten bu siyasi partilerin politika tercihlerinden kaynaklandığını bilmiyoruz. Ancak muhtemelen, birinci faktör bu yerleştirmede daha etkili olmuştur.
Toplum sağcı mı, solcu mu?
Hemen Türkiye %65 sağcı ve %35 solcudur klişesi ile başlayalım. Kuşkusuz durum bundan daha karmaşık ama Türkiye çokpartili sisteme geçtiğinden beri yapılan seçimlerin sonucu ara başlıktaki sorunun cevabını veriyor. Türkiye ağırlıklı olarak kendini sağcı olarak tanımlayanların ülkesi. Bu denli sosyal ve ekonomik adaletsizliğin olduğu bir yerde toplumun bu tercihini açıklamak çok kolay değil. Daha önce dediğim gibi işe sadece siyasi partilerin politika tercihleri üzerinden değil tarihî ve kültürel referanslar üzerinden bakmakta fayda var.
Türkiye’de ideolojik ayrımlar dengeleniyor mu?
Anketlerde sormayı çok sevdiğimiz bir soru var: "1 ve 10 arasında kendinizi ne derece solcu ne derece sağcı olarak tanımlarsınız? (1 en sol ve 10 en sağ)" Bu soruyu sormamızdaki sebep, siyasi tercihleri anlamlandırmakta çok iyi bir açıklayıcı olması. Bu sadece Türkiye için değil başka ülkeler için de geçerli bir durum.
- Prof. Ali Çarkoğlu bu sorunun cevabını 1990 yılından beri anketler yoluyla takip ediyor. Bu soruya verilen cevapların evriminde 2018 yılından bu yana bir örüntü var. Kendini sağda tanımlayan yurttaş sayısı azalırken, kendini merkezde ve solda tanımlayan yurttaş sayısı artıyor.
Bu gelişmenin benim aklıma gelen iki açıklaması olabilir. 2017’den beri hayatımızda olan ittifaklar dünyası siyasi partilerin farklılıklarını ortadan kaldırarak, seçimler öncesi benzeşme yarattığı için seçmenin ideolojik olarak partileri ve kendisini ayrıştırma gücü azalıyor olabilir. Bunu henüz test eden bir çalışma görmedim.
Bir diğer nedense gençlerin toplumun geri kalanında farklılaşma ihtimali. 2022 yılının sonunda tüm yaş gruplarıyla ve geçen ay da sadece 18-30 yaş arası gençlerle yaptığımız bir araştırmada bu soruyu tekrar yönelttik ve aşağıdaki sonucu elde ettik:

Kendinizi ne derece sağcı veya ne derece solcu tanımlarsınız? (%) (1=en sol, 10=en sağ) (Aralık 2022, Haziran 2024)
Grafikte görüldüğü üzere kendisini ortada tanımlayan gençlerin oranı toplumun geri kalanının bir hayli üstünde. Öte yandan kendini sağda tanımlayanların oranı gençler arasında toplumun geri kalanının bir hayli aşağıda. Buradan iki sonuç çıkarabiliriz: Daha gençler, yaş aldıkça sağa kayarlar veya yeni nesil artık daha merkezde hareketlerle ilgileniyor. Bu soruya ampirik bulguları temel alabileceğim bir cevabım yok. Ancak, siyaset vasatının çürümüş yapısının genç nüfusu ideolojik taraflara değil de çözüm üretebileceğini düşünen bir merkeze ittiği varsayımı üzerinde duruyorum. Bu varsayım dahilinde gençlerin maruz kaldığı çok etkileşimli dünyanın da etkisi olduğunu düşünüyorum.
Ortalamalara bakıp ayrıntıyı kaçırmayalım
Yukarıdaki grafikle 2018 yılından beri gördüğümüz örüntünün bir kısmını açıklamaya çalıştım. Ancak şimdi fotoğrafın çözünürlüğünü artırıp daha ayrıntılı bakmakta fayda var. Aşağıdaki grafik, 2022 yılındaki araştırmamızın sonuçlarını daha ayrıntılı gösteriyor. 2018 yılından beri kendini sol, orta ve sağda tanımlayanların oranları birbirine yaklaşsa da sağın kendi içinde dağılımı en uç noktada birikmeyi gösteriyor.

Kendinizi ne derece sağcı veya ne derece solcu tanımlarsınız? (%) (1=en sol, 10=en sağ) (Aralık 2022)
Bu tablo aslında yerel seçim sonuçlarının bir kısmını açıklıyor. AK Parti yıllardır bu en sağdaki kitleyi diğer siyasi partilerin müdahalelerinden korumayı başardı. Bilinçli yürütülen kutuplaştırma siyaseti CHP’nin asla erişemeyeceği bir seçmen kitlesi yarattı. Ancak bu seçimde ekonomik krizin ötesinde spektrumun en sağından bir rakip çıktı: Yeniden Refah Partisi, %29’luk bloktan ciddi bir ayrılmaya sebep oldu.
Sandık verisiyle yaptığımız analizler, 2023 Mayıs’ta AK Parti’ye oy veren yaklaşık 5 milyon seçmenden 1,5 milyonunun yerel seçimde Yeniden Refah Partisi’ne oy verdiğini gösteriyor. CHP içinse yeni bir fırsat var. Kazandığı belediyelerle on yıllardır hiç dokunamadığı sağ seçmene hizmet etme ve performans gösterme fırsatını yakaladı. Önümüzdeki yıllarda bu fırsatı nasıl değerlendireceğini ve bu seçmenin daha uzun süreli rızasını alıp alamayacağını göreceğiz.
Buradan nereye?
Yukarıda anlattığım verilerden yola çıkarak ben “sol-sağ işinin” bittiği kanaatinde değilim. Siyasetin son derece pragmatist yapıldığı ve siyasetçinin kendini güncellemekle uğraşmadığı için toplumda bu ayrışmanın karşılığı yokmuş gibi düşünülüyor. Aslında var, ancak bıkkınlığın arkasında kayboluyor.
En önemlisi ise gençlerin henüz, belki de istedikleri gibi bir siyasi parti olmadığı için, farklarını seçim sonuçlarında hissettirmeseler de yeni bir sosyolojinin habercisi olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu durum tam da araştırmacı Ertan Aksoy’un vurguladığı siyasette kuşak değişimi dönemine denk geliyor.
Buradaki talep dönüşümünü doğru okumakta fayda var. Küreselleşmenin 1970’lerden bu yana hâkim ekonomik omurgasını oluşturan neoliberal politikalar bu kadar eşitsizlik, adaletsizlik ve tahribat yaratmışken yeni nüfusa yeni bir önermede bulunmak şart. Bana kalırsa bu yeni nüfusu etkileyebilecek iki aday var: Ya sağ popülizm ya da sosyal demokrasi. Bu tartışmayı başka bir yazıya bırakalım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Çin ile ABD arasında Tayvan nedeniyle süren gerilime şimdi de nükleer silah müzakerelerinin askıya alınması eklendi. Trump'ın Başkan Yardımcısı adayı JD Vance, Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kurultayı'nda halkın karşısına çıktı.
18 Tem 2024

YAZARLAR

Can Selçuki
Kamuoyu araştırmacısı ve ekonomist.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.





