Squid Game ile insanla yüzleşelim mi?

Bir Netflix dizisi daha kendisine karşı kayıtsız kalmamıza imkân vermeyecek bir çekim alanı yarattı. Merakla, heyecanla, dehşetle ve ilgiyle izlediğimiz Squid Game bana göre bir insanın kendisiyle yüzleşme eseri. Bir “insan nedir?” mefhumu ile yüzleşiyoruz bu diziyi izlerken. İnsanı çarpanı, insana çarpan bir senaryo. İnsanın insana, insanın insanlığa ne yaptığını düşündüren bir senaryo.
İnsan nedir?
Senaryodaki karakterlerin hepsi güçlü bir şekilde insanın bambaşka yönlerini temsil ediyor. Korkan, hileci, yalancı, hevesli, kıskanç, saf, kötü, gaddar, vicdanlı, bilge, yaygaracı, kurnaz, bağlı, güçlü, yalaka, sahtekar, acımasız, insaflı, insafsız… Dizi boyunca yüzlerce insan değil de hepsinin toplamı olan bir insanı görüyoruz. Bu bir insan, düzenin “oyunlarıyla” baş etmeye çalışıyor. O vadedilen masala, tepesinde duran dünyaya sahip olmak, belki de tanrı olmak istiyor. Kafasını kaldırınca her seferinde gördüğü paralar, Pavlov’un köpekler deneyindeki çalan zil gibi.
Hiçbir ölenin yası tutulmuyor dizide, çünkü birazdan gelecek olan ödül (et), oyuncuların zihinlerinde acıyla ödülü aynı anda fişekliyor, böylece insanlar acımasızlaştıkça acımasızlaşıyor. Tutulmamış, haykırılmamış yas, acı ve çaresizlik, öfkeye dönüşüyor. Kazanan oyuncu her ne kadar kaybedeni kendi elleriyle öldürmemiş olsa da, aslında iktidar olmayı başarıyor ve tadıyor. Ama oyun kazanan oyuncunun içinde zaman zaman karşılaştığı vicdan kavramıyla tamamlanıyor.
Dizi filmin güzel yanı bilerek ya da bilmeyerek bizlere, hem kapitalist, acımasız düzenin insanı birer “kendi iradesi varmış zanneden köle” yaptığını (borçlu bırak, zorunlu seçimler yaptır, itaat ettir ve tüket); hem de dönmeyi veya bu defa tam ve hasarsız olarak kavuşmayı düşlediği bebeklikten iz kalan bir peri masalının nasıl da peşinde olduğunu gösteriyor:
“Dünyada bir yerlerde bizim için çok iyi bir şeyler var. Ve biz seçimlerimizle yaşıyoruz. “O gün” gelecek. Yeterince çalışırsak ve uğraşırsak “o yeri” bulacağız. Orada bolluk bereket var, orada sevilmek, beğenilmek, onaylanmak var, orada otoritenin de bize adil davranacağı bir yer var. Bizi seveceği ve kollayacağı…”
İnsanın annelik ve babalık açlığı hiç bitmiyor.
Kadın
Fiziksel güç gerektiren sadece bir oyun (halat çekme) olduğu hâlde oyuncu kadınların çoğu, güçsüz, işe yaramaz, takımda olmasından memnun olunmaz, kısacası “adamdan sayılmayan”, olarak damgalanıyorlar dizide. Kadın, bir güçlü erkeğe yapışmak, cinselliğini, duygusallığını-anneliğini-zayıflığını kullanmak veya erkek gibi davranmak zorunda. Erkek dünyasının kadın için biçtiği oldukça sınırlı sayıda roller ve davranış kalıpları var. Örneğin kadın hiçbir zaman kazanamaz, hiçbir zaman bir erkek kadar güçlü, akıllı, oyuncu, bilge veya “kazanmaya layık" olamaz. Kadınsılığından uzaklaşmış, sessizleşmiş, kimseden talebi olmayan bir kadının bile, en sonunda öldürüleceğini görüyoruz. Squid Game gerçek yaşamın acı bir temsili.
Filmden bize kalan sorular bolca. Neden insanlar kaybetme ihtimalleri kat kat fazla olan, hele hele ölüm olasılıkları bunca yüksek olan işlere girer? Nasıl olur da insanlar acımasızca diğer insanları öldürür? Bu oyuncular bu vahşeti gördükleri halde neden geri döndü? Oyun için çalışan görevlilerden nasıl oldu da bir tanesi bile “ne yapıyoruz biz?” tereddütü yaşamadı ve bu kadar acımasız olabildi?
Her sorunun cevabını değil ama birkaçını tartışmak üzere sizi başka bir yere götürmek istiyorum.
İtaat
1971 yılında Standford Üniversitesi’nin bodrum katında sosyal psikolog Philip Zimbardo bir deney yapmış. 24 deneğin yarısına mahkum, diğer yarısınaysa gardiyan rolü verilmiş. Mahkumlara gardiyanların emirlerine uymaları, gardiyanlara da fiziksel şiddete varmadan sert davranabilecekleri bildirilmiş.
Bu kurgu deney kısa zamanda bitirilmek zorunda kalmış çünkü gardiyanlar ve mahkumlar rollerine lüzumundan fazla adapte olmuşlar. Deney süresince gardiyanlar beklenenin çok ötesinde bir sertlik sergilemiş. Sadistik cezalar, keyfi uygulamalar, küfürler, fiziksel müdahaleler, cinsel tacizler gözlemlenmiş. İlginç olan mahkum rolündeki deneklerin, deneyi diledikleri zaman terk edebilecekleri kendilerine söylendiği halde bu muameleye maruz kalmaya devam etmesi.
Bu deneyden daha önce 60’ların başında Yale Üniversitesi psikologlarından Stanley Milgram insanların otoriteye nasıl boyun eğdiğini anlamak amacıyla, Nazi savaş suçlusu olan Adolf Eichmann'ın davasının başlangıcından 3 ay sonra bir deney yapmıştı. Bu deneyde de deneklerin karşı tarafa verdiğini sandığı elektrik şokunu kurallara uygun olarak hiçbir vicdani veya ahlaki rahatsızlık yaşamadan arttırdıkları gözlemlenmişti. Bu iki deney hem etik ve hem politik sebeplerle eleştirildi. Ama bize insanın yapabilecekleriyle ilgili çok şey anlatıyor.
Bu durum, insanın kendi görüşlerine uymasa bile uyum ve itaat etme eğilimleriyle ya da kişinin kendisini başka bir gerçeklikte, birilerinin bir ideali uğruna araçsallaştırması ile açıklanabiliyor. Nazi savaş suçlusu Eichmann’ın da adeta kendisini araçlaştırarak bu kötülüğü sıradanlaştırdığına, herhangi bir ruh sağlığı sorununa sahip olmadığına şahit oluyoruz.
Otorite ve hiyerarşi kavramları karşısında gelişen davranışları sosyal davranışlar olduğu kadar o kişiye özel açıklamalar içinde de düşünmemiz lazım. Otoriteye uyum sağlamak ve boyun eğmek eğilimi kültürle, yetiştirilme biçimiyle, bir gruba ait hissetme ihtiyacıyla, bulunduğu sosyal çevre içinde dışlanmış olmasıyla ve benzeri sebeplerle ayrıca açıklanabilir. Ama genel bir eğilimimiz var. Aman dikkat!
Didem Doğan kimdir: Klinik psikolog, çift ve aile terapisti. Kurucusu olduğu Filika Psikolojik Danışmanlık’ta 2006’dan bu yana yetişkin, çift ve ailelerle çalışmayı sürdürüyor. İstanbul Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’nda klinik süpervizör olarak yarı zamanlı öğretim görevlisi. Psikoterapi ve Psikososyal Çalışmalar Derneği’nin yönetim kurulu başkanı. T24 ve OnYirmiOtuz bülten yazarı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Özgür Mumcu ve Eray Özer'in hazırladığı OnYirmiOtuz'un ikinci sayısı yayımda.
20 Eki 2021

YAZARLAR

Didem Doğan
Psikoterapist. Çift Terapisti. T24 yazarı. Psikoterapi ve Psikososyal Çalışmalar Derneği. Filika Psikolojik Danışmanlık. Önceden Açık Radyo.
İLGİLİ OKUMALAR


