Suzanne Belperron ve Zamansız Mücevherleri

1987 yılındaki Sotheby's açık arttırmasında satışa sunulan parçalarıyla adını tekrar duyuran Suzanne Belperron'un Art Deco tasarımlarını ve hayat hikayesini inceliyoruz.

Adını sıkça duymadığımız, başarılı tasarlayan kadınları her fırsatta sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz. Tarih boyunca en etkin takı ve mücevher tasarımcıları diğer alanlarda da olduğu gibi yine erkeklerden oluşuyordu. Belperron bu çoğunluğun içinde kendine her yaratabilmiş nadir yetenekli kadınlardan biriydi.
Tam adı Madeleine Suzanne Marie Claire Vuillerme olan tasarımcı 1900 yılında Fransa'da doğdu. Doğduğu ve büyüdüğü yer olan Jura Bölgesi soğuk kış aylarını geçirebilmek için geleneksel el işleriyle meşgul olan yerlilerden oluşurken aynı zamanda da döneminin en önemli pırlanta kesim bölgesiydi. Yeteneğini keşfeden annesinin, O'nu sanat okuluna kaydettirmesiyle mücevher tasarımına olan ilgisi iyiden iyiye ortaya çıkarak, 1918 yılında bir dekoratif sanat yarışmasında tasarladığı saatiyle birincilik ödülüne layık görüldü. Ödülün de verdiği özgüvenle 1919 yılında Parise taşınan tasarımcı, burada 20li yılların sanat ve tasarım alanındaki zenginliğinden beslenecektir. Bu dönemde Maison René Boivin adlı Fransız mücevher evinde tasarımları, markanın adı altında satışa sunulmaya başladı. 1924 yılında evlenen tasarımcı bundan sonra Suzanne Belperron olarak anılmaya başlandı.
1932 yılına geldiğinde, Belperron tasarımlarının başka isimle satılmasından duyduğu rahatsızlıkla Maison René Boivin'den ayrıldı. Bernhard Herz adlı, değerli taş ve inci tacirinin kendisine birlikte çalışmayı teklif etmesiyle tasarımcı özgürce tasarlamaya ve de kendi adını duyurmaya başladı. Art Deco tasarımları, adını mücevherin devleri olan Cartier, Boucheron ve Van Cleef gibi isimlerin yanında duyurmaya başladı.
Belperron'un başarısındaki en önemli nokta ise mücevhere getirdiği yenilik. Art Deco'nun keskin köşelerini yumuşatan tasarımcı, aynı zamanda da döneminin tasarımcılarının kullanmadığı materyalleri kullanarak kendi tekniği geliştirdi. Değerli taşları yarı değerli metallere tutturan Belperron, aynı zamanda da 22 karat altın kullanarak tasarımlarını öne çıkardı. Renkleri kullanmadaki inanılmaz başarısı ve Mısır, Doğu Hindistandan, Uzak Doğu gibi farklı kültürlerden aldığı ilhamla, doğadan gelen motifleri harmanlayarak kendine has tarzını oluşturdu. Tarzına çok güvenen tasarımcı eserlerini hiçbir zaman imzalama gereği dahi duymadı.
İkinci Dünya Savaşı'nda Bernhard Herz Auschwitz'te hayatını kaybetmeden önce Belperron'a gönderdiği mektupta, işi kendisine devretti ve de O'ndan çocuklarının haklarını korumasını rica etti. Oğul Jean Herz ile savaş sonrasında Herz-Belperron adında mücevher tasarımına geri döndü ve bu işbirliği tam olarak 30 sene devam etti. Detaylara olan düşkünlüğü nedeniyle inanılmaz titiz bir çalışma yürüten tasarımcı, kişiye özel tasarımlarında müşterisinin ten renginden yüzündeki kontüre kadar her ince detayı sürecine dahil etmiştir.
Ünlü olmaktan çok sanatını önemseyen tasarımcı, 1963 yılında Légion d'Honneur mertebesi alarak onurlandırıldı. 1975 yılında Herz-Belperron firmasını kapatmaya karar verdikten sonra özel müşterilerine tasarlamaya devam eden tasarımcı Tiffany gibi büyük firmaların işbirliklerini ise reddetmiştir. 1983 yılında vefat eden Belperron her ne kadar unutulmuş olsa da eserleri hem önemli müzelerin hem de kraliyet aileleri ve birçok ünlü ismin koleksiyonlarında yaşamaya devam ediyor.
Modern tasarımlarıyla öne çıkan Belperron'un kusursuz işçiliği, çarpıcı renkleri ve eserlerinin zor bulunması nedeniyle parçalarının bugün hala 10.000 ve 400.000 dolar aralığında olması, eserlerinin zamansızlığını da kanıtlar nitelikte.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


