Tanıdık hikaye, farklı son: Biden ve Kılıçdaroğlu

ABD Başkanlık seçimlerini takip edenler için Joe Biden'ın adaylık ısrarı, ister istemez 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden devam eden tartışmayı hatırlattı. Ancak bu sefer hikayenin sonu farklı oldu.
Tanıdık hikaye, farklı son: Biden ve Kılıçdaroğlu

ABD Başkanı Joe Biden’ın adaylık macerası, Türkiye’den Amerika seçimlerini izleyen bizler için oldukça tanıdıktı. Ta ki kazanamayacağını kabullenen Biden'ın adaylıktan çekilmesine kadar... 

Aslında ABD’deki Demokratlar arasında Biden’ın yaşı ve gafları bir endişe kaynağı olarak masada duruyordu ancak 27 Mayıs’ta canlı yayınlanan bir münazarada Biden’ın ayakta zor duran, cümle kuramayan hâli, tam anlamıyla dosta korku, düşmana güven verdi ve Biden'ın anketlerdeki düşüşü ivmelendi.

  • ABD Başkanları, hayatın olağan akışında ikinci bir dönem başkanlık yapmak için aday olurlar. Seçilip ikinci bir dönem aday olmayan ABD Başkanlarının sayısı bir elin parmaklarını aşmıyor. Dolayısıyla Biden, Demokratlar’ın 2024 Başkanlık seçimi için de facto adayıydı.

Demokrasi için, Trump’a karşı

Biden kampanyasının 2020’deki en büyük argümanı “Amerikan demokrasisini kurtarmaktı.” 2016’da Başkan seçilen Donald Trump, adaylık sürecinden itibaren birçok normu çiğnemiş, basına karşı düşmanca davranmış ve başkanlık yetkilerinin sınırlarını sürekli zorlamıştı. 

  • Başkanlığı sonrasında da hukuksal sıkıntıları devam etti ve ABD tarihinde hapis cezası olan bir suçtan hüküm giyen ilk Başkan oldu.

Demokratlar, Biden’ın popülerliği günden güne  artan, Amerikan halkının bağrına bastığı, efsanevi bir politikacı olmadığının farkındaydı ama “demokrasiyi yok edecek Trump” ile onun arasında kalındığında halkın yapacağı tercihin belli olduğunu düşünüyorlardı. Doğrusu, birçok kişinin bir adayda aradığı en önemli özellik Biden’da vardı: Öbür aday olmaması.

Biden, Demokratlar tarafında belki herkesin en çok istediği aday değildi ama kimsenin en az istediği aday da değildi. En önemlisi, adaylığı kesin duruyordu ve Trump’ın karşısına çıkacak adaylarını yıpratmak istemiyorlardı. Bu yüzden Biden adaylığına karşı konuşan isimlere çok fazla mikrofon uzatılmadı, bu yöndeki argümanlara verilen cevap da basitti: “Trump’tan iyidir, en azından demokrasiyi tehdit etmiyor.”

Düşüşün anatomisi

Ancak zaman, Biden’ın aleyhine işledi. Zaten en büyük handikapı yaşı ve yaşına bağlı olarak zihinsel performans kaygıları olan Biden, günden güne cümle kurmakta bile zorlanır, isimleri karıştırır hâle geldi. Sosyal medyada dolaşan videoları, hem alay hem de endişe konusu oluyordu. 

Hâlihazırda birçok kişi, ülkeyi gerçekten onun yönettiğine inanmıyordu, tabiri caizse onu boş bir ceket olarak görüyorlardı. Geleneksel medyanın bu konuya yeterince eğilmediğini düşünenlerin hem medyaya güvenleri azalıyordu hem de Biden’ın “politik elitlerin adayı” olduğu algıları güçleniyordu. Önce münazara, sonra NATO zirvesindeki gaflar derken, akıntı tam olarak Biden’ın aleyhine döndü.

Beyaz Saray önünde bir "Pass The Torch" çağrısı

                                            Beyaz Saray önünde bir "Pass The Torch" çağrısı.

Sosyal medyada çığ gibi büyüyen baskılar, Beyaz Saray’ın önüne kadar vardı. Burada açılan pankartlar “Seni seviyoruz Joe ama bu seçim kaybedilemeyecek kadar önemli. Meşaleyi devretme zamanı geldi” diyordu. Artık geleneksel medya da Biden’ın gaflarını, halkın tepkilerini ve Başkan’ın sağlığı hakkında endişeleri sayfalarına ve ekranlarına taşımaya başladı. Trump-Biden karşılaştırması yapılırken, Trumpçı olmayan biri bile “Putin’in veya Xi’nin karşısında kimin oturmasını isterdiniz?” sorusunu yöneltebiliyordu. Özellikle dünyanın böylesine dengesiz olduğu bir dönemde, “zayıf bir lider” giderek daha az seçmene hitap ediyordu.

Son darbe, Biden’ın kendi partisindeki isimlerden ve Demokratlar’ın bağışçılarından geldi. Hollywood ünlüleri ve partinin bağışçıları başka bir aday bulunması için çağrılarını yükseltti. Partinin önde gelenleri kapalı kapılar arkasında yeni bir aday arayışı başlatmıştı. Aylar boyunca ne zaman adaylığı konusunda bir soru işareti olsa “Trump’ı yenebilirim ve aday benim” diyen Biden, bu açıklamalarını yineliyordu ama gittikçe daha sık söylemesi gerekiyordu bunu. Adaylığı karşısındaki momentumun azalmayacağı ve yeni bir aday belirlemek için çok az zaman kaldığını gören Biden’ın karşısında iki ihtimal vardı artık: 

  • Daha önce çok az Başkan’ın yaptığını yapıp ikinci bir dönem için aday olmamak veya “en önemli seçim” olduğunu söylediği bu süreçte kendi siyasi istikbalini önceliklendirmek, ona kazanamayacağını söyleyen anketlere, tabanına, akademisyen ve parti elitine meydan okumak. 

Biden, adaylıktan çekildi.

Tanıdık bir hikaye

Biden’ın konumu gereği ilk akla gelen aday olması ve adaylık için en iyi seçenek olmadığını söyleyenlere ısrarla kulak tıkaması, bizlere oldukça tanıdık gelecektir. Aynı şekilde bu seçimin demokrasi için kritik olduğunu vurgulaması, diğer adaya karşı birleşme zorunluluğunu öne sürmesi ve seçmenin sandık başına gidip iki seçenek arasında kaldığında kendisini tercih edeceğine inancı da...

ABD’de seçim sistemi, seçmenleri iki büyük partinin çıkardığı adaylar arasında seçim yapmaya zorluyor. Başka adaylar çıksa bile, kazanma ihtimalleri gerçekçi bir zemine oturmuyor. Zira seçim bir beka savaşı olarak görülüyor. Demokratların en büyük derdi Muhafazakarlar’ın kazanmaması; Muhafazakarlar’ın en büyük derdi Demokratlar’ın kazanmaması. Bu yarısından bölünmüş, kutuplaşmış ortam da bizlere pek yabancı değil.

Bir başka benzerlik de, popülaritesi düşük aday, yola devam etme ısrarını sürdürürken partisinden kimsenin çıkıp "Ben de adayım" dememesi. Hatta aynı "mahalle"den de facto adaya karşı sesler yükselince bunların "anti-demokratik" bir tavır olarak yaftalanması. Elbette bu karşı seslerin bizdeki versiyonu "Seni seviyoruz ama..." diye başlayan cümlelerle değil, çok daha suçlayıcı bir üslupla ortaya çıktı, ancak gene de adayın en büyük argümanı olan demokrasinin, kendisi söz konusu olunca işlemediğini yeterince gösterdi. Bu demokrasi anlayışına göre,  aday olmak için partisinin onayını alıp geniş bir koalisyon oluşturabilmek yeterliydi.

Elbette iki ülkenin seçim sistemleri, politik gerçekleri ve adayları arasında önemli farklar vardı. Öncelikle Biden, Trump’a karşı bir seçim kazanmıştı. Oysa Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan’ı yenebilirim” argümanı, “Bu şartlarda kim olsa yener”in ötesine geçemiyordu. 

ABD’de anket firmaları 2016’da biraz çuvallamıştı ama yine de düzenli olarak ve çok daha geniş bir kesimden topladıkları verilerle, siyasi partilerden bağımsızlıklarıyla Türkiye'dekilerden çok daha güvenilir bir konumdaydılar. 

  • Bu nedenle anketlerde Trump ile baş başa giden Biden’ın birkaç hafta içinde, özellikle kritik eyaletlerde Trump’ın gerisine düşmesi önemli bir eşik oldu.

Ancak belki de iki ülke arasındaki en büyük fark, siyasetin finansmanı konusuydu. ABD'de adayın çekilmesini, Türkiye'de ise ısrarını seçim gününe, hatta bugüne kadar sürdürmesini sağlayan da büyük ihtimalle bu oldu.

  • Türkiye’de seçim kampanyalarını, aldıkları oy oranına göre devletten kaynak alan siyasi partiler finanse ederken ABD’de hem küçük ve bireysel bağışlar hem de büyük bağışçılar ve çıkar grupları fonluyor.
  • Hâl böyle olunca, kazanabileceğine halkı ve çıkar gruplarını ikna edemeyen adayın kampanyası zayıf kalıyor. Oysa bizde partinin lideri, adaylığını ilan ettikten sonra parti bütçesini kampanyası için kullanabiliyor. 

Bu tabii buzdağının görünen yüzü: Siyasi kampanyaların finansmanında parti, belediye ve devlet kaynaklarının kullanılması başka bir yazının konusu.

Siyasetin oyun teorisi

Buradan Kılıçdaroğlu'na retrospektif bir eleştiri getirmek sadece kolay değil, yanlış da. Aynı şekilde Biden'ın adaylıktan çekilirken bunu ulvi duygularla yaptığını düşünmek de biraz naif kaçabilir. Günün sonunda siyasetçiler, kendi siyasi istikballeri çerçevesinde kararlar alan rasyonel bireyler olarak değerlendirilmeli. 

Adaylıkta ısrar eden bir lider bu "kumar"da başarısız olursa gerçekten ne kaybediyor; kazanırsa ne kazanıyor? Onu bu kumarı oynamaktan vazgeçirmek veya kaybederse ödeyeceği bedeli yükseltmek için halk nasıl örgütlenebilir? Siyasetin finansmanı ve aday belirleme süreçleri nasıl olursa siyasetçinin kişisel istikbali, temsil ettiği grubun istikbaline en yakından bağlı olur? Mevcut süreçlerde rol oynamak için ne yapmalı?

Biden'ın istemeye istemeye adaylıktan çekildiği aşikar. Onu bu kararı vermeye zorlayanın büyük bağışçılar olması da tam olarak bir demokrasi dersi sayılmaz. Ancak yine de 2023 seçimlerinden dersler çıkarmaya çalışan Türkiye toplumsal muhalefeti için bu tip karşılaştırılabilir vakalar, önemli bir zihinsel laboratuvar işlevi görüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

✈️ Haniye yankıları, İngiltere'de aşırı sağ

Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye öldürüldü. Ortadoğu'da yayılan savaş korkusu. Rusya ile ABD arasında tutuklu takası. İngiltere'de göçmen karşıtları sokakta.

06 Ağu 2024

✈️ Haniye yankıları, İngiltere'de aşırı sağ

YAZARLAR

Alp Akiş

Politika Editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR