Toksik Erkeklik, Çevreci Hareketlere Karşı

Güzel kardeşim, kaçıncı yüzyıldayız ya! M.Ö. 1.200.0000’de değiliz şu anda.
Toksik Erkeklik, Çevreci Hareketlere Karşı

Önce gelin “toksik erkeklik” kavramını biraz açalım. 

Toksik erkeklik veya toksik maskülenite; erkeklere duygusal derinlik, fiziksel yakınlık, güçlü iletişim veya işbirliği gibi kendileri tarafından kadınsı olarak algılanan her şeyi reddetmeyi öğreten toplumsal bir cinsiyet çerçevesi olarak tanımlanıyor. Başka başka tanımları da var tabii, her kavram gibi, ama bu tanım herhalde konuyu kavramak için şimdilik yeterli.

“Erkek adam”ların ağlamayacağı, pembe giyemeyeceği, duygularına yenik düşmemesi gerektiği, iri yarı ve kaslı gözükmezse ciddiye alınmayacağı gibi fikirler günden güne beyinlerine işleniyor. Baskın olmak için risk almak, saldırgan ve rekabetçi olmak teşvik edilirken; hassas olmak, duygusal derinlik gibi feminen olarak algılanan her şeyden kat'iyetle uzak durmaları tembihleniyor. Bu tembihleme mekanizması da toplumun çeşitli alanlarında karşımıza çıkabiliyor. Bazen bir toplantı odasında, bazen bir spor müsabakasında, bazen bir babanın oğluna anlattığı masalda, bazen de okulda… 

Güzel kardeşim, kaçıncı yüzyıldayız ya! M.Ö. 1.200.0000’de değiliz şu anda. 

İsmini telaffuz ederken oldukça zorlandığımız feminist yazar Chimamanda Ngozi Adichie, bu konuya tam da şöyle değinmiş.

“Sert olmaları gerektiğini hissettirerek, erkeklere yaptığımız en büyük kötülük, onları çok kırılgan egolarıyla baş başa bırakmamız.”  

İklim krizi yangınına, başkalarına ve kendilerine "hakiki erkek" olduklarını unutturmamak zorunda hisseden erkekler tarafından benzin dökülüyor. Bir dakika, nasıl yani?

Kendilerinin de kadınlarla aynı oksijeni soluyup aynı toprağa bastığını unutanlar olacak ki; geri dönüşüme özen göstermek, etik vejetaryenlik, doğa dostu çantalar taşımak ve iklim krizine karşı hassasiyet gibi tüm insanlığa fabrika ayarlarında yüklenmiş olması gereken bilinç bile kadınsı gözüktüğü için çoğu erkek tarafından komik ve tabii ki “kadınsı” veya “feminen” bulunuyor.  

Araştırmalara göre, (ki bu konuda baya bi’ araştırma var) genel olarak erkekler, iklim krizi adına yaşam tarzlarında birtakım değişiklikler yapmaya hem az ilgili hem de daha az istekli. Damarlarında toksik maskülinite gezinen erkekler, bir krizin üstesinden kendi başlarına gelme yeteneklerine olan inançları had safhada olduğu için, sorunun devasa boyutuna rağmen işbirlikçi eylemleri reddediyorlar. Bu da hâliyle rasyonel problem çözme yeteneklerini sınırlıyor. 

Bu noktada, sanıyoruz ki beslenme şekli en büyük sorunlardan birini oluşturuyor. Örneğin, ABD’de erkekler, kadınlardan yaklaşık %57 daha fazla et tüketiyor. Hayvansal tarım, sera gazı emisyonlarına en fazla katkıda bulunan sektörlerden biri olduğundan, et tüketimini en aza indirmek, iklim değişikliğini hafifletmede güçlü bir strateji olabilecekken; birçok erkek tabaklarında et olmadığında erkekliklerinin tehdit altında olduğunu hissediyor. Bunları hep, yapılan araştırmalar söylüyor. 

Kimileri ise, “Abartmayın abi küresel iklim değişikliğinin tek suçlusu erkekler mi?” diyor. Haklısınız, değil. 

Biz de “iklim krizininin suçlusunu” bulmaya çalışmıyoruz. Ama gelin size birkaç sayı verelim ve sonra da noktaları birleştirelim: 

  • Dünyadaki homo sapiens  üyelerinin %50.4’ü ila %51.9’u arasındaki bir oran erkek bireylerden oluşuyor. Kaynaklara göre oranlar değişebiliyor.Cinsiyet alanındaki tanım tartışmalarına burada hiç girmiyoruz. 
  • Şu anda sadece 22 ülkede kadın devlet başkanı var.
  • Tüm dünyadaki bakanlıkların yalnızca %21’i kadın bakanlardan oluşuyor. Parlamentolarda ise kadın milletvekili oranı %25. Birleşmiş Milletler’in öngörüsüne göre, bu kaplumbağa hızıyla   politik temsildeki kadın-erkek eşitliğine en erken 2063’de ulaşılıyor. 

Konudan sapmayalım. Uzun lafın kısası, iklim krizi konusunda bireysel ve kitlesel adımları atabilmek için ve politik düzlemde kalıcı ve sistematik değişiklikler yapmamız için bu “toksik erkeklik” muhabbetini artık bir geçmemiz gerekiyor. Gerçekten geçelim bunları. İstediğin kadar maskulen ol, toksik olma yeter. 

Kısaca: 


Zaten iklim krizi de cinsiyetimize, ırkımıza, dinimize, milliyetimize ve gözümüzün yaşına bakmadan çarpıveriyor tokadını. Nasıl tüm erkekler iklim krizi konusunda duyarsız veya agresif değilse, tüm kadınlar da birer çevre dostu Amazon savaşçısı değil. Tam anlamıyla çevresel yıkımlara sebebiyet veren milyar dolarlık güzellik ve moda endüstrileri en çok kimin etrafında pervane oluyor hepimiz farkındayız. 

Toplumsal cinsiyet rolleri iklim krizinin hem yarası hem yara bandıysa da, sıradan tüketicilerin stereotipik harcama alışkanlarına odaklanmak pek işe yaramıyor. Yani erkeklere daha fazla veganburger yedirerek iklim krizine "dur" demiş olmayacağız, ne yazık ki. Bu noktada bize daha kapsayıcı, sistematik ve bütüncül çözümler lazım. 

Bu üç kelimeyi bilinçli bir şekilde bilerek, isteyerek, özenle düşünerek seçtik. Bunlar hızlı hızlı okunup "eeeeehhh" diyerek geçilebilecek 3 kelime. Ancak tekrar bir vurgulayalım: 

Bu noktada bize daha 

  • kapsayıcı
  • sistematik
  • bütüncül

çözümler lazım.

Son bir not: Ragraga bir Aposto! Bülteninde toksik erkeklik konseptini çok detaylı incelemişti. Buyrunuz da link burada

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

“Green is the New Sexy”

Mi acaba? - Esmiyor Post!'un bugünkü temel konusu, konuşması çok kolay bir konu değil.

16 Eyl 2021

Alles Gut

YAZARLAR

Zeynep Şeniş

Engineer & Science Communicator

İLGİLİ OKUMALAR