Türler arası bir elçi: Anna Meredith


Montlar, kabanlar, yelekler, gömlekler: Germirli Kış Koleksiyonu
Kasım ayının sonlarına yaklaşırken yazlıkların ve mevsimliklerin yerini kışlık giysiler almaya başladı. Kışlık giysiler denince bizim aklımıza başlıktakiler geliyor: Hem sıcak tutan hem de bütünlüklü bir tarz oluşturmayı mümkün kılan…
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Bir süredir ara verdiğim podcast kanalım Beni Bana Anlat’a ne zaman ve nasıl geri döneceğimi düşünüyorum. Hayatta öncelikler yerinden oynadı mı, tamir etmek mümkün değil. Yıkıp baştan dizmek gerekiyor. Zihnimde bu düşünceler dolanırken ve Keşif Sahnesi yeni konuğunu ararken Anna Meredith ile tanıştım ve bir röportajında yaptığı “Her zaman işim gereği beste yapıyor, bir sürü proje üstleniyorum. Bu dönemde beni en çok yoran süreç albüm kaydetmek oldu. Çünkü albüm dışında diğer tüm işler dışarıdan geliyor ve hepsi değişmeyen teslim tarihlerine sahip. Albüm üretimi ise tamamen bana bağlı. Bu yüzden de bir tarih koymak ve ona zaman ayırmaya çalışmak en zor şey.” itirafını okur okumaz da hemen kendisiyle yakınlaştım.
Benim içerden kurduğum bağlanmaları bir kenara koyarsak; ki söz konusu Anna Meredith olduğu için bu neredeyse şart. Neden mi? Çünkü karşınızda 20'li ve 30'lu yaşlarını ülkenin en çok aranan klasik bestecilerinden biri olarak geçirmiş, Birleşik Krallık geleneği olan BBC Proms’un açılış ve kapanış konserlerinde sahne alan ilk kadın besteci unvanını kazanmış, Somerset House Studios’un ev sahiplerinden biri olan, klasik müziğe olan hizmetleri için bizzat kraliçenin elinden Britanya İmparatorluk Nişanı alan ve son albümüyle 2020 Mercury Prize’a aday gösterilen en yenilikçi sanatçılardan biri var. Hazırsanız, klasik ve elektronik müzik bestecisi, prodüktörü ve icracısı olan, Keşif Sahnesi’nin 25'inci konuğu Anna Meredith’in peşine düşme vakti geldi.

Night Reveler: Takvim yapraklarını bir hayli geri sarıp Anna Meredith’in çocukluk yıllarına doğru yol aldığımda ilk durağım Firth of Forth haliçi kıyısındaki pitoresk şehir South Queensferry oldu. Hemen ardından da yarım saat uzaklıktaki Edinburgh’a uğradım. Ülkenin en büyük şehirlerinden biri bu kadar yakın olunca hâliyle Meredith’in tüm okul yaşantısı Edinburgh’ta geçirmesine şaşırmamak lazım. Çoğu zaman okul sonrası orkestraların ve müzik gruplarının performanslarını takip ettiğinden bahseden Meredith, gençlik yıllarının çoğunu Edinburgh’da yaşamayı dileyerek geçirdiğini itiraf ediyor. Nedeni ise; o dönem adı Night Reveler olan ve çok seyrek saatlerde çalışan gece otobüsünde hayatının yarısını geçirdiğine inanması. Zihnim bir şekilde Meredith ile aynı otobüse bindi. Işıltılı şehir merkezinden ayrıldı ve çoğumuzun hayallerini süsleyen İskoçya kırsalında köy köy uğrayarak ilerdi ve üstünden geçen köprüler sayesinde kara ve deniz; tarih ve endüstri arasında bağlantılar kuran South Queensferry’e vardı. Bugüne döndüm. Anna Meredith, ömrünün yarısından çoğunu Londra’da geçirdi. Eserleriyle çağdaş klasikten art pop’a, elektronik müzikten deneysel rock'a kadar türler arasında kusursuzca dolaştı. Bir bakıma onları birbirine bağladı. Peki merkezde, hayatın akışının içinde yaşamayı dileyen kimdi? Ya da köprülerin geçtiği şehirde her gün aynı köprü manzarasına uyanan?
Türlerin bilinmezliğine doğru: Klasik, elektronik ve pop müziği aynı cümlede geçirmemiz için öznede muhakkak Anna Meredith’in adı olmalı. Zira karşımızda üretim sürecini bir oyuna dönüştüren, müziği şekiller hâlinde duyan, kompozisyonlarını haritalar çizerek oluşturan ve her seferinde oyuncakları; yani sesleri farklı şekillerde kullanarak türünlerin bilinmezliğine doğru gitmekten korkmayan birisi var. Bugüne kadar Hong Kong parklarındaki banklardan, Singapur’daki uyku bölmelerine, M6 servis istasyonlarından Suffolk MRI tarayıcılarına kadar pek çok farklı alan ve ortam için müzik besteleyen Meredith’in yaratım sürecine daha yakından bakmakta fayda var. Müzik hakkında çoğu insandan farklı düşünen Meredith’in “Mesele her zaman parçaların dengesini birlikte çalışan iyi bir karışımda tutmakla ilgiliydi.” ve “Yaptığım tüm çalışmaları, aynı yelpazenin bir parçası olarak görüyorum. Orkestra ya da çocuklar için yazdığım parçalar, ne olursa olsun hepsi aynı müzik bileşenlerini içeriyor. Bu yüzden hep benzer üretim sürecinden geçiyorum.” sözlerini peşi sıra koyunca amacıma ulaştım.
Kusursuz karışım: Neredeyse 20’li ve 30’lu yaşlarının tamamını besteler yaparak sahne arkasında geçiren Anna Meredith, müzik türlerinin sınırlarında dans eden eşsiz formlar yaratabildiğini fark ettiği anda kendi tuhaf senfonisini üretmeye başladı. 2016 yılında yayımlanan Varmints isimli ilk albümü, klasik ve pop müzik elementleriyle yarattığı karışımla sadece dikkat çekmekle kalmadı, aynı zamanda Franz Ferdinand, Chvrches ve Young Fathers gibi kuvvetli adayların arasından İskoçya’da Yılın Albümü Ödülü’nü de kazandı. 2018 yılında Bo Burnham’ın yönetmenliğini yaptığı Eighth Grade’in soundtrack’lerini üstlenerek üretim çizelgesinde yeni bir alan daha açan Meredith, aynı yıl Scottish Ensemble ile birlikte Vivaldi’nin Four Seasons’ından yola çıkarak eski ile yeniyi, "klasik" ve "popüler"i kusursuzca harmanlayan ANNO adını verdiği bir albüm yayımladı.

Tutarlılık çizgisi: Son olarak Anne Meredith, “Erişilebilir olması için müzik yazıyorum. İnsanların eserlerimin bir yabancılaşma egzersizi olduğunu düşünmesini istemiyorum. Her zaman fiziksel olarak hareketli bulduğum müzikler bestelemeye çalışıyorum. Müziğin beni götürdüğü yörüngeyi takip ediyorum.” sözleriyle FIBS adını verdiği bir albüm paylaştı. Tutarlılık çizgisinin üreticisinde saklı kaldığı, her biri ayrı dünyalar vadeden 11 şarkılık bir albüm. Üstelik başta da söylediğim gibi Mercury Prize adaylığı etiketine de sahip. Anna Meredith’in klasik ve elektronik müzik arasındaki uçurumu doldurarak iki türü birleştirmeye çalışan bir elçi ya da öncelik sıralamasını yapmakta zorlanan birisi olduğunu düşünebiliriz. Benim tercihim ilkinden yana. Ya sizin?
Bu yazı 27 Kasım 2020 tarihinde Duende'de yayımlanmıştır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de futbolun gayriresmî tarihi neler anlatıyor? Sokak yemekleri, geçirdiği dönüşümü kime borçlu? Hızlı modanın topluma maliyeti nedir?
28 Kas 2020

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Türkiye’de kız çocuklarının eğitime erişiminde son 20 yılda önemli ilerleme sağlandı; ancak eğitimde kapanan makas, okuldan işe geçişte, ekonomik katılımda ve karar alma süreçlerinde yeniden açılıyor. Bugünün meselesi artık kız çocuklarını yalnızca okula ulaştırmak değil, değişen dünyada kendi yollarını çizebilecekleri beceri, özgüven ve fırsatlarla desteklemek. Aydın Doğan Vakfı, "Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar" projesiyle eşitsizliğin eğitim sonrasındaki halkalarına odaklanıyor.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.



