Sen şarkılarını söyle Merve!

Biz buradayız!
Sen şarkılarını söyle Merve!

Yazar: Ozan Özkan

’Bir şarkı asla yeni olmamışsa ve hiç eskimiyorsa o folk şarkısıdır’’  

Coen Kardeşlerin, bir müzisyenin zorlu yolculuğunu anlattığı İnside Llewyn Davis filminden bu replik. Merve’nin sesini ilk duyduğumda aklıma düşmesi tesadüf değil elbet. İşittiğim ses hem çok tanıdık hem de yepyeni tınlamıştı kulağımda. Belleğinde her daim yerini koruyan bir anının, artık orada olduğunu unutturacak kadar bir parçan olup, zamanı geldiğinde de olanca ışığıyla belirmesi gibi. Bir yanıyla çoktan yaşanıp bitmiş bir devrin sepya tonlarındaki bir fotoğrafından sesleniyordu, diğer yanıyla ise cıvıl cıvıl ve hayata dönük bir sesti. Manuel bir dünyanın kalıntılarına doğup tam otomatik bir dünyaya geçerken dehlizlerde yitip gitmiş bir neslin çocuklarını can evinden yakalaması sürpriz değil.

Hikâyeyi başa saracak olursak; Merve’nin sesiyle, sözüyle tanışmam bundan yaklaşık beş yıl önceydi. Çapa’da yüksek giriş bir apartman dairesinde, farklı sebeplerden birbirinin yanına savrulmuş üç kişiydik. Birimiz aşksız, birimiz evsiz, birimiz de yolsuz kalmıştık. Ölümün; sokaklarda, duraklarda, büyük caddelerde ve meydanlarda başıboş dolaştığı zamanlardı. Her yer tetikti ve her an yanımızdan geçen birinin bizi milyonlarca parçaya bölebileceğini bilerek arşınlıyorduk kaldırımları. Bundan sebep birbirimize kenetlenmiş ve gizli bir arka bahçeye açılan o apartman dairesini kendimize mabet bellemiştik. Laf olsun diye duraksız yakılan bir sigarayı hafif tiksintiyle içerken, birikmiş bulaşıklar için birbirimizi süzerken ya da anlamsız bir jeste dakikalarca gülerken Merve’nin sesi dolaşıyordu aramızda. Loş bir odada usulca yanıldığını söylüyordu Merve. Takibi zor geniş bir duygu aralığı içinde devinen bu şarkı, öyle böyle bir yerden yakalıyordu hepimizi. Bazen sadece sözü, bazen salt gitarın sesini, bazen de yalnızca Merve’nin sesini işitiyorduk. Zor bir yazın tam ortasında bize arkadaşlık ediyordu. Ardından bu sesi işitebileceğimiz başka kayıtların peşine düşmüştük. Merve’nin söylemek için seçtiği şarkılara baktıkça küçük bir şaşkınlık yaşıyor, aynı şarkıları tutmanın ve onlara aynı yerden tutunmanın verdiği yakınlıkla inceden inceye bir gönül bağı kuruyorduk.

Kendi kaleminden dökülen şarkılar ise bambaşka bir kapıyı aralıyordu. Hani nasıl derler bu şarkılar ‘kadife eldivenin içindeki demir yumruk’ gibiydi. Bazı çiçeklerin koparılmasını öğütlüyor, her şeyin sevgiden olmadığını fısıldıyor ya da önümdeydin artık diyerek noktayı koyuyordu. Kelimelerin sertliği Merve’nin sesinde yumuşuyordu. Bu tezatlık, teskin edici bir sahiciliği beraberinde getiriyordu. Şarkılar üst üste eklenirken bizler de başka evlerin başka anların misafiri ve tanığı olmaya devam ediyorduk. Hikâyeler kabuk değiştiriyor, gittiğimiz yerleri yadırgıyor ve ardımızda binlerce kimliksiz ölüyü bıraktığımız bu coğrafyada yaşamaya çalışıyorduk. Bombaların ve silahların sesi biraz kısılmışken, Merve de artık daha büyük kalabalıklara şarkılarını söylemeye hazırlanıyordu.
Takvimler 2019 baharını gösterirken Mabel Matiz imzalı Defter çıkageldi. Günümüzün şiire en yakın duran söz yazarlarından olan Mabel’in dizeleri Merve’nin çağlayan sesinde tam karşılığını bulmuştu. Geçen yılların karanlığında yitirilen ne varsa, hepsine çok kişisel bir yerden yakılmış bir ağıttı sanki. Ardından gelen sonbaharda, Merve’nin kaleminden dökülmüş en duru şarkılardan olan Gözlerin sunuldu dinleyiciye. ‘Aynı göğün altında mı uzanmaktayız?’ diye soracak kadar çaresiz ve âşıktı bu sefer. Kışa girerken pek çiçekli Çıkış Yolu eklemlendi hikâyeye.

2020 gelip çattığında ölümün başka türlüsü dolaşmaya başladı aramızda. Artık gözle görülmeyen bir düşmanla baş başaydık. Caddelerden, meydanlardan bir kez daha çekilmiştik. Dört duvar arasında, birbirine benzeyen günlerle dolu haftalar ve aylar gelmişti. Hayata dair bildiğimiz ne varsa çürüğe çıkıyordu. İçimizde her dem duyduğumuz dünya ağrısı yerini dünyanın şaşkınlığına bırakmıştı. Hayatta kalabilenlerin baharsız bir yaza pencereden bakarak geçtiği tuhaf bir yıl. 2020 yazı, yılın ilk yarısının yarattığı şoku hafifletmek istercesine rehavetle geçmişti. Yazın tam ortasında; 90'lı yıllardan unutulmaz bir klasikle, Gülay’ın her dizesini zihnimize kazıdığı Cesaretin Var Mı Aşka ile sürpriz yaptı Merve. Sonrası malum film başa sardı ve bir öncekini dahi aratacak sertlikte bir kış kapımıza dayandı. Büyük eziyetlerle kış bir şekilde bitti yine bahar geldi. Biz yine bahara gidemedik belki ama Merve evlere baharı getirmeye niyetliydi. Mabel Matiz imzalı Aşkı Bana Getir, bir tutam 80'ler diskosu ve bolca bahar sarhoşluğu vadediyordu. Hem Mart soğuğundan hem de alt kat komşumuzun gazabından korunmak için ayağımızda çoraplarla parkelerin üstünde tek kişilik pistimizde dans ediyorduk Merve’yle. Pencerelerde geçip giden bir baharı daha uğurlarken…

Gökyüzü değil ama takvimler yazı müjdeliyor şimdilerde. Merve’nin sesinde ise yine bir Mabel şarkısı dönüyor. Tekinsiz. İsmi gibi aşkın en tekinsiz halini ifşalıyor. Hem zarif hem de çok derinlerden kopup gelmiş bir sitem gibi sözleri. Merve yine bildiğim gibi bir içerden bir de geçmişten sesleniyor. Kim bilir adresi kendinde saklı o yerden daha ne şarkılar çıkacak.

Nefes aldığımız sürece hikâyelerimiz bir şekilde devam eder. Başka yüzlerle, başka yerlerde ve bir daha asla dünkü kişi olamayacağımızı bilerek. Etrafımızdaki her şey hızla değişirken, geri dönüp bakma isteği de bir o kadar baştan çıkarıcı olur. Biliyorum. İşte hepimizin bu yüzden anılara ihtiyacı var. Çünkü anılar, varlığımızın boşunalığını siler ve kökleri de şarkılarda filizlenir. Hele ki art arda eklenirse hikâye olur. Ben hep buna inandım. Sen de hep şarkılarını söyle Merve! Hikâyemizin devamı için bize daha çok anı lazım.

Kapak Fotoğrafı: Şerife Şahin

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Üretim Kaydı Üretim Kaydı

BÜLTEN SAYISI

Çatıdaki konserimize sonsuz kişilik davetiyeniz var!

Lütfen, LCV için gökyüzüne bakın!👀 Konuk: Merve Çalkan 🎶 Konuk Yazar: Ozan Özkan✒

26 Haz 2021

İllüstrasyon: Pınar Öcel

YAZARLAR

Üretim Kaydı

Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.

İLGİLİ OKUMALAR