Yeni Yeşil, Siyah mı?

Çevre Dostu Ürünleri Ayırt Etme Rehberi: Yeşil Görünen, Gerçekte Ne Kadar Yeşil?
Yeni Yeşil, Siyah mı?

Yazar: Erkut Öyüş, Fütüristler Derneği Üyesi, Elektrik Mühendisi, Proje Müdürü

Günümüzde karbon salınımı olmayan, üzerinde yeşil ve çevreci yazan ürünlere rağbet var. Çünkü biliyoruz ki gezegenimiz ısınıyor, iklimi değişiyor, doğal kaynaklar özellikle de fosil kaynaklar tükeniyor. Biz de bu yeşil ürünlerin daha çok kullanılmasını istiyoruz, çünkü gezegenimizi seviyoruz, çevreye zarar gelmesin istiyoruz. Bunun yanında hemen hemen her platformda yenilenebilir enerji kullanımının arttırılması ve elektrikli araçların yaygınlaşması gerektiğini öğreniyoruz. Ancak, çevre dostu olarak gördüğümüz bu ürünleri tek başına değerlendirdiğimiz için bazen yanıltıcı sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Yani aslında çevre dostu olduğunu düşündüğümüz bir ürünü derinlemesine incelediğimizde şaşırtıcı bir şekilde hiç de öyle olmadığını görebiliyoruz. Peki bir ürünün gerçekten çevre dostu olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Ya da buna nasıl karar vereceğiz?

Bir ürünün çevreye olan etkilerini değerlendirebilmemiz için ürünün yaşam döngüsü içindeki üç aşamasını gözlemlememiz gerekir. Bu aşamaları, ürünün doğadan alınarak ortaya çıkarıldığı üretim süreci, çevreye olan etkisinin incelendiği çalışma süreci ve son olarak hizmet süresi bitiminde tekrar doğaya bırakıldığı atık süreci olarak özetleyebiliriz.

Üretim (doğadan alınma)

Bir ürün birçok bileşenden oluşur ve birbirinden bağımsız birçok ürünün bir araya gelmesi ile bambaşka bir ürün ortaya çıkar. Bu ürünün çevreye olan etkilerini doğru değerlendirebilmek için her bir bileşenin de etkisini incelemek gerekir. Sadece son ürünün bileşenlerini ve üretim metodunu bilmek çevre etkisini ölçmek için çoğu zaman yeterli değildir. Bileşenlerin nasıl üretildiğini, hangi hammaddelerden oluştuğunu, kullanılan hammaddelerin elde edilmesi sürecini değerlendirmek ürünün toplam çevre etkisini bilmek için gereklidir. Örnek olarak pilleri ele alalım. Çevre dostu olan elektrikli cihazların birçoğunda, genellikle yüksek kapasiteli olanlarında yeryüzünde nadir bulunan lityum ve kobalt elementleri kullanılır. Bütün madenlerde olduğu gibi bu elementlerin de doğadan alınması sırasında çevre, sağlık ve güvenlik kurallarına tam olarak uyulduğuna emin olunmalıdır. Bu konuda çeşitli spekülasyonlar bulunmakta ama biz bu yazıda değinmeyeceğiz. Nadir elementlerin yoğun kullanımı bir taraftan da gezegenin kısıtlı kaynaklarının tüketilmesi sorununu da getirir. Üst düzey bir elektrikli aracın pillerinde lityum ve kobalt, motorunda da neodyum nadir elementleri kullanılır. Gelecekte bu elementlere başka kullanım alanları için ihtiyaç duyacak olursak elektrikli araçlarda tükettiğimiz için üzülür müyüz? Bunu söylemek şu an için zor.

Özetleyecek olursak, üretim aşaması ürünün çevreye olan etkilerinin ilk gerçekleştiği alandır. Ürünün çevreye dost olduğunu ancak tüm bileşenlerin nasıl üretildiği ve hammaddelerin nasıl elde edildiği bildiğimizde söylemeye başlayabiliriz.

Çalışma süreci

Ürünün çalışması sırasında çevreye olan etkileri çoğunlukla yalın olarak değerlendirilir. Yani sadece çalışması sırasında istenmeyen atıklar çıkarıp çıkarmadığına bakılır. Genel kabul olarak da bir cihaz çalışırken ne kadar az karbon salınımı yapıyorsa o kadar çevreci olarak değerlendiririz. Ancak ürünün çalışması için hangi imkanların sağlandığını çoğu zaman değerlendirmeyiz. Hidrojen ile çalışan araçlar bu konuda iyi bir örnek olabilir. Karbon emisyonuna sebep olmadığı için ilk bakışta çevreci olarak gözüküyor ve aslında gerçekten de öyle. Ancak günümüzde sıvı hidrojen üretimine baktığımızda yüksek enerji tüketimi ve neredeyse tamamının fosil yakıtlar yoluyla üretilmesiyle pek de çevreci olmadığını görüyoruz (https://www.iea.org/reports/global-hydrogen-review-2021/executive-summary). Buna ek olarak sıvı hidrojenin dağıtımı ve satışı da eklendiğinde hidrojenli araç kullanmanın yarattığı karbon emisyonu normal benzinli araç kullanımının üzerine çıkabiliyor. Bu durumda hidrojenli araç yerine benzinli araç kullanmak bizi daha çevreci yapıyor. Elbette hidrojen üretimi ve dağıtımında daha az karbon emisyonu yaratan yöntemler bulunduğunda bu dengeler değişebilir. Diğer bir örnek olarak güneş panellerini ele alabiliriz. Güneş panelleri bize karbon salınımı olmadan elektrik enerjisi sağlar. Peki güneş olmadığında elektrik kullanmayı bırakıyor muyuz? Eğer güneş olmadığında dengeyi sağlayan üretim sistemimiz karbon emisyonuna sebep oluyorsa bizim bu konudaki bağımlılığımız ortadan kalkmış olmuyor. Ek olarak güneş santrali kurabilmek için bir alandaki ağaçlar kesilmişse bu uygulama çevreci olmaktan tamamen çıkıyor. Araba ile yolculuğunuz sırasında zeytin ağaçlarının arasında kurulmuş bir güneş santrali görürseniz şu soruyu düşünün; ağaçların kesilerek yapıldığı bir güneş santrali gerçekten çevreci olabilir mi? Elbette ki ürünün yanlış kullanımından dolayı ürün sorumlu tutulamaz. Ancak fırsat maliyeti olarak baktığınızda yani bir uygulama yerine başka bir uygulama getirdiğinizde daha çevreci bir resim görüyorsanız o uygulamanın çevre dostu olmadığını rahatlıkla söyleyebilirsiniz.

Hizmet süresinin sonu (doğaya bırakılma)

Ürünün verimi düştüğünde ya da görevini yerine getiremediğinde yani yaşam döngüsü sona erdiğinde doğaya bırakılma süreci başlar. Bu süreç, yerine göre çalışma sürecinden daha uzun sürebilir. Üründen kalanlar geri dönüştürülerek tekrar yararlı olabiliyorsa bu süreç kısa sürede tamamlanmış olur. Eğer geri dönüşümü mümkün değilse, doğal yaşama zararlı olabilecek atıkların yayılmasına sebep oluyorsa, bu ürün çevre dostu değildir. Piller yine bu konudaki en iyi örnek olabilir. Ömrünü tamamlamış bir ürün içindeki piller mutlaka üründen ayrılarak yeniden değerlendirilmelidir. Ancak günümüzde pillerin çok küçük bir kısmı geri dönüştürülerek yeniden kullanılmakta. Geri dönüşümü olmayan pillerin ise çevreye zarar vermemesi için özel olarak toplanarak ayrı atık sahalarında saklanması gerekir. Bu yapılmadığında, yani diğer çöplerle birlikte atıldığında içinde bulunan ağır metaller suya karışarak ekolojik sisteme büyük zarar verir. Pillere güneş panellerini, rüzgâr türbinlerini ekleyebiliriz. 20 yıl kadar yaşam ömrüne sahip rüzgâr türbinlerinin fiberglas kanatları geri dönüştürülemediği için dönümlerce alana gömülerek doğaya bırakılıyor. Güneş panellerinde ise geri dönüşüm henüz tam olarak başlamış değil. Eğer şimdiden kolları sıvamazsak 15-20 yıl sonra atıl güneş paneli tsunamisi ile karşılaşmamız muhtemel.

Sonuç olarak, bir ürünün çevreyle dost kalabilmesi için yaşam ömrü sonunda çevreye zararlı olmadan saklanabilmesi ya da yeniden dönüştürülebilmesi gerekir.

Peki ne yapmalı?

Yeni teknolojilerin sağladığı avantajlara odaklanırken bizden neler götürdüğünü de gözden kaçırmamalıyız. Çevre dostu ürünleri hayatımıza kurtarıcı gözüyle alırken yanlış uygulamalar ve düşünülmemiş süreçler nedeniyle çevreyi ilk halinden daha kötü hale getirmemiz çok muhtemel. Ancak bu söylem yeni teknolojiler tercih edilmesin diye algılanmasın. Çevreyi gerçekten düşünüyorsak doğru ürünlerin doğru uygulama ile hayatımıza girdiğinden emin olmalıyız. Güneş santrallerini dağlara, ormanlık alanlara kuracağımıza çatılarda, bina yüzeylerinde ve açık otopark alanlarında kullanabiliriz. Böylece sadece güneş santrali için kimsenin yaşamadığı alanlara kilometrelerce uzunluğunda yeni hatlar çekilmez, elektrik üretilen yerde tüketilir ve araçlar gölgede park edilir. Rüzgâr türbinlerinin fiberglas aksamlarının geri dönüştürülmesi gündeme alınabilir ya da yenilenebilir malzemeden üretilmesi zorunlu tutulabilir. Elektrikli araçların pillerinde nadir bulunan elementler yerine alternatifler kullanılabilir; zaten şu an lityum yerine sodyum ile çalışan piller deneniyor. Kaldı ki hükümetlerin oldukça iddialı elektrikli araç kullanım hedeflerini tutturmak istiyorsak nadir elementlerin alternatiflerini bulmak zorundayız.

Sonuç

Sürdürülebilirlik bir dönem her şirketin, hükümetin, sivil toplum kuruluşunun en değerli gündem maddesiydi. Şu an ise misyon vizyon beyanlarının dışında görmekte zorlanıyoruz. Üretimin ve tüketimin her aşamasında çevreye olan etkilerini değerlendirmek ve geri dönüşümü en yüksek seviyeye taşımak zorundayız. Çünkü gezegenin kaynakları tükendiğinde, iklim değişikliğinin bir anlamı kalmamış olacak. Ancak sürdürülebilirlik bakış açısı ile baktığımızda yeşil uygulamaların siyaha dönmeden yeşil olarak kalmasını sağlayabiliriz.


Sevgili Okuyucularımız,

Fütürist Bülten hakkındaki görüş ve önerilerinizi [email protected]'a e-posta atarak bizlere iletebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Fütürist BültenFütürist Bülten

BÜLTEN SAYISI

Yeni Yeşil, Siyah mı?

Çevre Dostu Ürünleri Ayırt Etme Rehberi: Yeşil Görünen, Gerçekte Ne Kadar Yeşil?

20 Eyl 2023

Yeni Yeşil, Siyah mı?

YAZARLAR

Fütürist Bülten

Fütüristler Derneği tarafından haftalık olarak yayınlanan makalelerden oluşan bültendir.

İLGİLİ OKUMALAR