
Greenvibes’ı tanıyarak başlayalım. Greenvibes’ı kim yapar? Nil ve Ceren nasıl bir araya geldi? Onlar kendi hayatlarında neler yapıyor?
C: Greenvibes, ikimizin ekolojik meramlarını artık bireysel sesimizle duyurmakla yetinemediğimiz bir anda Nil’le ortak bir atölyeye davet edilmemizle doğmuş; ekolojik endişelerimizi, düşüncelerimizi paylaştığımız, bilgilerimizi aktardığımız bir oluşum aslında. Greenvibes’ın arkasında Nil ve ben Ceren var. İkimiz aslında sosyal medya üzerinden tanıştık, pandemi nedeniyle hiç yüz yüze gelemedik ama sanki yüzyıllardır ruhlarımız arkadaşmış gibi hissediyoruz. Dertlerimiz, endişelerimiz ortak olunca, birlikte kuvvet doğar diyerek seslerimizi birleştirip daha gür çıkarmak istedik ve Greenvibes doğdu. Ben aslında bir şehir plancıyım, coğrafi bilgi sistemleri üzerine doktora yapıyorum, bir CBS yazılım şirketinde bursiyer olarak çalışıyorum ve iklim kriziyle mücadelede bilimsel yöntemlerle ilgileniyorum. Kişisel hayatımda atıksız yaşam gönüllüsüyüm, bu konudaki deneyimlerimi ve bilgilerimi sosyal medyada @atiksizminimalist hesabımda paylaşıyorum, aynı zamanda Buğday Derneği gönüllüsüyüm.
N: Bizim gerçekten söyleyecek çok sözümüz, duyurmak istediğimiz çok meramımız var; enerjimiz de bu kadar tutunca Greenvibes kendiliğinden doğdu diyebiliriz. İyi ki de doğdu :) Ben de aslında editörüm, ayrıca çocuk kitapları çeviriyorum. Başka Bir Gezegen Yok isimli bir kitabım var. @nilkiyisi hesabımda ben de atıksız yaşam üzerine deneyimleri paylaşıyor, iklim krizi ile ilgili farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Ben de Buğday Derneği gönüllüsüyüm.
“Greenfluencer” kavramını biraz daha açmanızı isteyebiliriz…
C: İçinde yaşamaya çalıştığımız tüketim toplumunda, iletişim araçlarının küresel ölçekte gelişmesiyle birlikte “influencer” adıyla anılan, insanlara çoğunlukla ürün ve marka deneyimlerini aktaran içerik üreticileri sayısı gitgide artıyor. Öte yandan bizim gibi ekolojik kaygıları olan, insanlara ekosisteme dair sorunları ve bu sorunlara yönelik çözümleri aktarmaya çalışan içerik üreticileri de var. Bizim bu yeşil çabalarımız, insanları etkilemeye yönelik bir çabayla birleşince “greenfluencer” kavramı ortaya çıkıyor aslında.
N: Her ne kadar “influencer”lar kadar büyük kitlelere hitap etmesek de, “mikro” düzeyde kalsak da biz de insanları ekolojik anlamda etkileyebiliyoruz. O kadar çok “Senin sayende komposta başladım," “Senin sayende adet kabına geçtim," “Senin paylaşımların sayesinde ben de artık xxx yapıyorum, iyi ki varsın,” mesajı alıyoruz ki kendimizi böyle adlandırmanın doğru olacağını düşündük.
Biraz malum olanı soracağız ama bu sayede Greenvibes’ın mesajının altını da çizmiş oluruz. Süveyş Kanalı’ndaki krize üretilen esprilerden birinde Ever Given iklim krizine, o küçük kepçenin çabası da ekolojik kaygılara benzetilmişti. Neden ekolojik kaygılar taşımalıyız? Ekolojik kaygıların bir “trend” olduğunu düşünenler çoğunlukta mı yoksa atıksız ve ekolojik yaşam tarzının “mecburiyete” dönüşmesi ve kitleselleşmesi için umut var mı?
C: Yaşadığımız dünya bizim biricik evimiz. Yaşayabileceğimiz başka bir gezegen yok, aynı Nil’in kitabının başlığı gibi. Biz özellikle sera gazı üretimimizle Dünya’yı ciddi bir yok oluşa sürüklüyoruz, daha önce yaşanan beş yok oluştan çok daha farklı ve ciddi boyutta bir felakete. Şu an içinde bulunduğumuz altıncı yok oluş insan davranışlarının etkisiyle olduğu için hepimizin ekolojik kaygılar taşıması gerekiyor aslında. Çünkü her bir bireyin faaliyetleri çok önemli, bir araya gelince de büyük etkileri var. Öte yandan bizim taşıdığımız ekolojik kaygılar bazıları için bir “trend” fırsatı olarak görülüyor. kişisel çıkarları için ne yazık ki bu kaygıları kullanıyorlar. Ama bu durum bizi yıldırmıyor. Gün geçtikçe, paylaşımlarımıza yapılan yorumlardan, eğitimlerimizdeki dönüşlerden görüyoruz ki bu yaşam tarzının kitleselleşmesi için gerçekten umut var.
N: İnsanlar olarak kendimizi, tüm doğanın ve diğer canlıların sahibi olarak gördüğümüz için ne kadar zarar verdiğimizin, hatta zarar verip vermediğimizin bile farkında değiliz. Doğa ile bağlarımız uzun süredir kopuk. Ama ben de artık yavaş yavaş bu kaygıların arttığını ve ekolojik farkındalığın yükselişe geçtiğini gözlemliyorum. Ama kişisel olarak “mecburiyet”e dönüşmesini istemem; “zaten” öyle yaşamalıyız, kurallara gerek kalmamalı. Bizim asıl yapmamız gereken “yaşayan gezegenimizin” her bir parçasını özümseyip doğayı gözeterek onunla birlikte hareket etmek. Örneğin, tatlı suyu, barajların seviyesi düşer diye değil de doğanın bir parçası olduğu için tasarruflu kullanmalıyız. Doğa üzerinde tahakküm kurmaya çabalamak, ona karşı bir savaş açmak gibi insanmerkezci düşünce biçimlerinden bir an önce kurtulmalıyız.
İklim krizi konusunda kuşaklar arası hassasiyetler bakımından nasıl farklar görüyorsunuz? Z kuşağı bu konuyu kendi meseleleri hâline getirdi desek yanılmış olmayız. Sizin kendi çevrenizde bu konuda gözlemlediğiniz bir şeyler var mı?
C: Yeni nesil kendi gelecekleri açısından gerçekten çok hassas, olması gerektiği gibi. Tabii ilgisiz bir kesim var ancak bunu bilgi eksikliğine bağlıyoruz. Öğrendiklerinde herkesten çok sahip çıkıyorlar. Bizim neslimiz ise biraz daha az ilgili. Hem kişisel ekonomik kaygılardan hem de rahata düşkün bir yetiştirme tarzının mirasından dolayı ekolojik kaygılar çoğunlukla öncelenmiyor. Ama bu konuda da yavaş da olsa bir dönüşüm olduğunu düşünüyorum ben. Ancak bizlerin anne-babalarına baktığımızda, onların yaşanan ekolojik değişimi ve kötüleşmeyi görmelerine rağmen herhangi bir sorumluluk almadıklarını söyleyebiliriz. Evet, her şey çok bozuldu deseler bile eski alışkanlıklarını bırakmakta çok zorlanıyorlar. Hele de bu felaketlerin tohumlarını kendi nesillerinin attığını kabul etmeleri çok da zor.
N: Ben gençlerden çok umutluyum. Greta’nın attığı o ilk taş tüm dünyada öyle bir etki gösterdi ki… Türkiye’deki gençlerin heveslerini ve çabalarını görmek beni çok mutlu ediyor. Şu an ilkokul çocukları bile kompost yapmayı öğreniyorlar; ben kelimeyi duyalı üç, yapmaya başlayalı iki sene oldu :)
Çağrışımları seviyoruz. Üç maddeye, üç kısa çağrışım yanıtı bekliyoruz:
Buğday:
C: Derneği, Victor ve onun bize bıraktığı, birbirimizden güç aldığımız ekolojik platform.
N: Kurda, kuşa, aşa.
Minimalizm:
C: Sıfır atıktaki sıfır kadar uzak ama bir o kadar huzur veren ideal :)
N: Benim aklıma Ceren geliyor valla :)
Vandana Shiva:
C: Tohumun özgürlüğü.
N: Tohum ve kadim bilgi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Platforma yeni katılanlar ve editörlerin favorileri burada ☝️
03 Nis 2021

YAZARLAR

Editörün Seçkisi
Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.
İLGİLİ OKUMALAR


