10 yıl sonra 10 Ekim'den kalanlar: Katliamdan kurtulanlar ve yakınları anlatıyor

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
“10 Ekim sadece cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı değil aynı zamanda Türkiye tarihi açısından bir dönemecin sorunsuz geçilebilmesi açısından dönüm noktası özelliği taşıyan bir katliam…”
Gazeteci Gökçer Tahincioğlu “10 Ekim’in 10. yılında 10 kavram” kampanyasında bir katliamın anatomisini yazarken kurdu bu cümleleri.
10 Ekim Ankara Gar katliamının 10. yılı. 10 Ekim 2015’teki Barış Mitingi’ne IŞİD iki canlı bombayla saldırdı ve 104 kişi hayatını kaybetti. Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemi olan bu saldırı, yüzlerce kişinin de yaralanmasına neden oldu.
'Hatırlamazsak, yüzleşmezsek hep yeniden oluyor'
10 Ekim’de hayatını kaybedenlerin aileleri ve yaralı olarak katliamdan kurtulanlar ise bu 10 yılda güçlü bir "hafıza" direnci gösteriyorlar. Hafıza diyorum çünkü Türkiye tarihindeki birçok katliam ya unutuldu ya da bir şekilde unutturulmaya zorlandı.
Ailelerin verdiği bu mücadele de bir yüzleşme çağrısı. Hem şiddeti doğuran toplumsal kültürle hem de buna yol açan siyasi kültürle yüzleşme. Avukat, yazar Fethiye Çetin de 10 Ekim’in 10. yılı vesilesiyle bunu hatırlatıyor: Zira hatırlamazsak, layıkıyla yüzleşmezsek hep yeniden oluyor, bunu biliyoruz.
Katliamın 10. yılı vesilesiyle bir de kampanya başlatıldı. Katliamın farklı boyutlarını görünür kılmak amacıyla 10 kavram belirlendi: Dava, Barış, Katliam, Sorumluluk, Eylem, Politika, Emek, Yas, Mücadele, Zaman. Her yazarın 10 kavrama dair yazılarının yer aldığı çalışma çizimler, ses ve görsellerle desteklenerek bir hafıza kaydı oluşturuldu.
- Temel soru ise "Böyle bir katliam karşısında yeterli ve kamu vicdanını rahatlatacak bir mahkeme kararı nasıl olurdu?" idi.
10 Ekim katliamının ardından bu 10 yılın nasıl geçtiğini, hem hayatını kaybedenlerin aileleri hem yaralıların hissettikleri üzerinden anlatmaya çabaladık. Biraz da bu hafıza kaydına destek mahiyetinde bir izleği devam ettirme çabası.
'Hesap sorabildiğimiz zaman değer kazanacak'
Katliamda hayatını kaybeden 32 yaşındaki avukat Uygar Coşkun’un eşi Mehtap Sakinci Coşgun. Aynı zamanda 10 Ekim Barış Derneği’nin Eş Sözcüsü. “Bu ülkedeki siyasi konjonktür değişmeden attığımız hiçbir adım bizi adalete, barışa götürmeyecek” diyor ve ekliyor:
"Her şeyden önce bugün kamuoyunun önünde hak mücadelesi, hesap soran ve her şeye rağmen adalet diye haykıran insanlar on yıldır hiç yas tutmamış insanlar aynı zamanda. Aktif yas sürecinde olan bizler, günün sonunda bu mücadelenin daha ilk çeyreğinde dahi olmadığımızı hissetmenin de öfkesini yaşıyoruz. Zaman bizim için bir döngü olmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Zaman, asıl hesap sorabildiğimiz zaman değer kazanacak."
Yakınlarını kaybedenler için bu süreç elbette ağır bir yük. 10 yıl önce genç olanları orta yaşta, orta yaştakiler artık daha yaşlı. Ama insanüstü bir çabayla adaletin peşinde koşmaya devam ediyorlar.
'Yalnız bırakılmaya zaten alıştık'
10 Ekim’de hayatını kaybeden 9 yaşındaki Veysel, yaşasaydı 19 yaşında olacaktı. Coşgun, tam da buna vurgu yapıyor:
"Bebeklerimiz büyüdü birer gence dönüştüler. 9 yaşındaki Veysel’in şimdi 19 yaşına bir delikanlı olduğunu hayal etmek gerçekten sürecin ne kadar zamandır ilerlediğini de göstermesi açısından çarpıcı. Devletin sistematik olarak geride kalanların haklı taleplerine göz yumduğunu bile bile devam ediyoruz. Sözün bittiği yerden on yıl sonra sözün devam ettiği noktaya evrilmek hiç de kolay değil ve olmadı da."
Ümit Seylan. Katliamda hayatını kaybedenlerden biri. 18 yaşındaydı. Amcası İhsan Seylan, da bu geçen 10 yılda mücadelenin en önünde yer alanlardan. Kamu görevlilerin sorumluluğunun görmezden gelinmesinin altını çiziyor Seylan:
“Taleplerin çoğunun dikkate alınmaması ve ‘insanlığa karşı suç’ yönünden verilen beraat kararı, yargı mekanizmasının adalet veya adalet arayışına kulak tıkadığının en temel göstergesi.”
“Yalnız bırakılmaya zaten alıştık” ifadelerini kullanan Seylan, sivil toplumun ve siyasi partilerin dahi 10 Ekim katliamına gereken önemi vermediğinden yakınıyor.
Osman Turan Bozacı, Rize Pazar’ın ‘Turan Hocası’ydı. İdealist bir öğretmen olarak 10 Ekim 2015’te barış mitingine katılmıştı. Katliamda hayatını kaybetti. Oğlu Çağlayan Bozacı hâlâ babası için mücadele vermeye devam ediyor.
10 Ekim tüm aileler için acı dolu bir yük. Bozacı bu yükün ağırlığını anlatırken yüzlerce, binlerce insanın yaşadığı "kapana kısılma" hâlini, buradan ses duyurmaya çalışan binlerce insanın çığlığını çarpıcı şekilde özetliyor:
“Yüz yıl dahi geçse böylesi bir acıyla ve ‘Bu gerçekten bizim başımıza geldi mi?’ sorusuyla yüzleşmek çok kolay değil. Katliamın yıkıcılığını ve acının boyutunu size şöyle anlatmak isterim: Tek tesellimiz canımız babamızı vücut bütünlüğü bozulmamış bir hâlde teslim aldık ve gördüklerimiz yanında bu durumun bizi mahcup ettiği anlar bile oldu. Kimimiz akıl sağlığını yitirdi, kimimiz öfkesini politik bilinciyle yoğurup daha bir tutundu hayata…Bugünse ‘keşke hiç tanışmasaydık’ dediğimiz büyük bir aile, dalları aynı göğe uzanan bir orman gibiyiz; buluştuğumuz en önemli ortak nokta bize ve bu halka yapılanları asla kabullenmeyecek ve hesabını sorana dek vazgeçmeyecek olmamızdır.”
'Yasımız bitemez'
Bu acı "yükü" anlatatanlardan biri de hem kendisi katliamda yaralana, hem de iki yakınını (Başak Sidar Çevik ve Nilgün Çevik) kaybeden Hatice Çevik’ti. “Acılarımız ilk gün gibi taze” diyen Çevik, aslında geçen bu 10 yılın ağırlığına cevabın mücadele olduğunu ortaya koyuyor:
“Yemek yerken, yürürken, otururken, sohbet ederken,gülerken, bastığımız yerlerde ve hatta bir kahkahanın boğazımıza düğümlenmesi ve her şeyin gözümüzün önünden akan engel olamadığımız gözyaşlarımızda…Yasımız bitmedi. Bitmez. Kızımın kokusu burnumdan, Nilgün’ün şen kahkahası kulaklarımdan silinmiyor, silinmez. Zaman ne kadar acıtsa da yaşama tutunma sebebimiz mücadele etmek. Ve canlarımıza olan borcumuz, ödemek; onların ellerinden düşen barış bayraklarını kaldırmak. Son nefesimize kadar borcumuz.”
10 Ekim 2015’teki katliamda en fazla tartışılan konulardan biri de canlı bomba saldırısı sonrası polisin, alanda bulunan ve itiraz edenlere gaz sıkması olmuştu. Dava süreçlerinde de çokça gündeme gelen bu durum özellikle katliamdan yaralı kurtulanların unutamadığı anlardan biri.
Ayşegül Duman da onlardan biri. “O gün yerde yatarken biber gazı atılmasını hâlâ anlamış ve kabullenmiş değilim” diyen Duman şunları da ekliyor:
“Yerde insanlar can çekişir ve savunmasız bir hâldeyken birdenbire gelen gaz bombardımanı… Hâlâ anlayamam bunun sebebini, bunun altında nasıl bir akıl, mantık, ruh yatabilir? Bilemiyorum. Ben bu cendereden çıkamıyorum. Hep bunu düşünüyorum: İnsanlar canıyla uğraşırken, ağır yaralıyken, kanaması varken, zor nefes alırken o biber gazı neyin nesiydi?”
10 Ekim’in 10. yılında dava süreci
Can Ateş de katliamdan yaralı kurtulanlardan. Aynı zamanda 10 Ekim Barış Derneği’nin yöneticisi. Herkes gibi özellikle vurgu yaptığı dava süreci. Çünkü hem aileler hem yaralı kurtulanlar, yıllardır "yeterli" ve kamu vicdanını sağlayacak bir karar çıkmadığında yakınıyor.
- Tek istekleri, kaybedilen onlarca kişinin ardından böyle bir katliamın bir daha yaşanmaması için cezai yaptırımın uygulanması.
Davalarda iki defa karar verildi. Biri 2018’deydi. 36 sanıktan 19’u çeşitli cezalara çarptırıldı. 10 yıldır hâlâ bulunamayan 16 firari sanık vardı. Onlar yönünden dava devam ediyor. “Dava sürecinde geldiğimiz aşama bizim için asla tatmin edici değil” diyen Ateş, bu 19 kişinin birer "maşa" olduğunu söylüyor. Avukatından yaralısına 10 Ekim katliamı için tek bir çağrı var: Gerçek sorumlular ortaya çıkarılmadı ve yeterli cezalandırma yapılmadı.
Firari sanıklar yönünden devam eden davada avukat İlke Işık, IŞİD’İn Gaziantep ve Adıyaman’da örgütlendiğinin herkes tarafından bilindiğini vurguladı. Valiliği, Emniyet’i işaret etti.
Dinlendiler, takip edildiler ama engellenemediler
Katliamla ilgili müfettiş ön inceleme raporu da gündem olmuştu. Tutuklu sanık Yakup Şahin’in telefonlarının Emniyet tarafından dinlenildiğine dair bir yazışma raporda yer aldı. Firari sanık Yunus Durmaz’ın katliam sonrası nerede olduğunun bilindiği belirtildi. Avukatlara göre katliamda parmağı olanlar takip ediliyordu fakat harekete geçilmedi ya da görmezden gelindi, geç kalındı.
Savcılık katliamın "insanlığa karşı işlenen suçlar" kapsamında değerlendirilmesi için sunulan uzman görüşünü kabul etmedi. Tutuklu sanık Erman Ekici hakkında "anayasal düzeni ihlal"den ceza istedi. Ve mahkeme heyeti, sanık Erman Ekici hakkında "insanlığa karşı işlenen suçlar" yönünden beraat verdi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22.Ceza Dairesi beraat kararını hukuka uygun buldu ve istinaf talebini tek cümleyle reddetti.
Avukat İlke Işık, "insanlığa karşı işlenen suçlar" yönünden beraat kararı verilmesine ve istinafta taleplerinin reddedilmesine vurgu yaptı. “IŞİD’in insanlığa karşı suç işlediğini kabul edemeyen bir yargı mekanizmasından söz ediyoruz diyebiliriz” diyen Işık, şu ifadeleri de kullandı:
“Bu durum on yıl önce IŞİD’lilere ‘öfkeli çocuklar’ denilmesini, IŞİD’lilerle ilgili hiçbir işlem yapmayanları hatırlatıyor bize. Ülkeyi o dönem IŞİD üssüne dönüştüren anlayışın da halen yaşadığını gösteriyor.”
'Suç duyurularımız işleme alınmadı'
Kamu görevlilerinin ve IŞİD’lileri izleyen fakat gerektiği şekilde harekete geçmeyenlerin yargılamanın dışında tutulması, 10 yıldır verilen adalet mücadelesinin içinde yer alan avukat İlke Işık’ın da altını çizdiği yerlerden:
“Yıllar sonra ortaya çıkan dosyalardan öğrendik ki katliamın önemli iki failinin katliamdan 10 gün önce Nizip Emniyeti tarafından tespit edilip kendisine bildirilmesine karşın yakalanmamış. Katliam planlayıcısı ve örgütleyicisi sanıklar teknik ve fiziki takiplere ve hatta arama kararlarına karşın yakalanmamıştır.
Katliama ilişkin sadece Gaziantep’te değil çok sayıda kamu görevlisi hakkında suç duyurularında bulunduk. Suç duyurularımızın tamamı uzun süre işleme alınmadı, incelenmedi ve bir süre sonra işleme koymamaya soruşturma açılmasına yer olmadığına ilişkin kararlar verildi. Her birine ilişkin itirazlarımız ve AYM başvurularımız ise devam ediyor.”
10 Ekim katliamında yaralanan ve hayatını kaybedenlerin taşıdığı ağır yükün bir kısmı da avukatların üzerinde. 10 yıldır hukuk mücadelesi veriyorlar. Işık, verilen kararları yeterli bulmasa da “Hiçbir sonuç alınmadı denemez” diyor:
“IŞİD’li sanıklar dışındaki sorumluluklar çok sayıda somut delile karşın görmezden gelindi yok sayıldı. Çok geniş bir sorumluluk zinciri söz konusu iken ve çok sayıda kamu görevlisini işaret eden delillerin, belgelerin görmezden gelinmesi yargının içinde bulunduğu durum ve de katliamın siyaseten gerçekleşen bir katliam olduğu gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde çok da şaşırtıcı olmadı diyebiliriz. Tüm bu süreci bilerek ve öngörerek yürütmüş olduğumuz bir hukuk mücadelesiydi söz konusu olan.
Sonuç alınmadı diye değerlendirmiyoruz. Hakkıyla verilen mücadele söz konusu ve bu mücadele demokrasi mücadelesinde çok önemli bir yere oturdu.”
10 Ekim katliamının 10. yılında da Ankara başta olmak üzere birçok yerde protesto ve anma eylemi düzenlenecek. “10 Ekim Ankara Katliamı Davası” sosyal medya hesapları üzerinden, Barış Derneği üzerinden eylem takvimi açıklanacak. Bunun dışında 10 farklı yazarın yazdığı metinler, çizerlerin çalışmaları ise yine sosyal medya hesaplarından da görülebiliyor.
Hatırlamak, hatırlatmak… Unutmamak… Son söz mahiyetinde şöyle diyor avukat İlke Işık:
“İstiyoruz ki 10 yıldır bir katliamın ardından süren bu adalet mücadelesinin parçası olanlar, yani bu ülkedeki herkes konuşsun, tartışsın, yazsın çizsin. 10 Ekim 2015 günü o iki seçim arasında yaşanan katliam ülkenin en önemli kırılma anlarından biridir. O gün yaşadığımız bugünün de açıklamasıdır aslında. Devam eden, her şeye ve her koşula rağmen sürdürülmeye çalışılan iktidarı görüyor ve yaşıyoruz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Fırat Fıstık
11 yıldır Türkiye'de farklı televizyon kanalları, gazete ve uluslararası medya organlarında gazetecilik yapıyor. Sözcü TV ve Halk TV'de özel haberler birimi ve istihbarat birimlerinde çalıştı. Bunun dışında belli aralıklarla VOA Türkçe, Bianet, Medyascope, Cumhuriyet gibi gazete ve internet sitelerinde görev yaptı. Lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi'nde Gazetecilik bölümünde yüksek lisans yaptı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





