“2000’leri özgürce özleyebilmek istiyorum.”

Nostalji, toplumsal gerçeklikler, 2000’ler özlemi — 20’liğimin son 5 yılına hoş geldim.
“2000’leri özgürce özleyebilmek istiyorum.”

1996 Kasım doğumlu biri olarak 2000’lerin benim için bir konfor alanı olduğunu rahatça ifade edebiliyorum. Nostalji hissi, 2000’ler estetiği ve özlemimizin kaynağı hakkında yazmaya karar verdiğimde oldukça heyecanlıydım — içten içe hâlâ öyleyim ama bu kelimeleri bilgisayar ekranıma dökerken doların 12 oluşunu takip ediyorum. Durum böyle olunca ortada pek de keyif kalamıyor. Meselenin tek tarafına odaklanmak zorunda kalıyorum. Buna kızgınım.

Neden nostaljik olduğumuzu, çocukluğumuza atfettiğimiz 2000’ler estetiğini neden özlediğimizi çok iyi biliyorum — güncel hükümet politikaları, gayet keyifle “Hey! Bunu hatırlıyor musunuz?” temalı bir yazıyı dahi keyifle yazmamı engellediği için oldukça sinirli hissediyorum. Parça parça yılgın ve anksiyetik de. “Neden 10 olmuşken dolar almadım?” düşüncelerine kapılmadan, bitcoin yatırımları için üşenmeden bir yarım saat geçirmek istiyorum. Elbette 2000’lere duyduğumuz özlemin sosyopolitik bağlamını konuşmak gerek. Ancak bu başka bir yazının konusu.

Odaklanamıyorum. Rahatsızlığımı ifade etmeden 2000’lerde özlediğim şeyleri sıralamak yalan olacak gibi geliyor — yine de bu durum 2000’ler trenine atlayıp biraz konfor alanıma kaçmamı engellemiyor: 2005 başlıklı çalma listemi açıyorum.

iPod Classic, ikinci jenerasyon
Görsel
Alara Demirel


Konfor alanı meselesi

Büyüdüğü dönemin çıktılarını romantikleştirmeyen bir jenerasyona şahit olmadım. Ebeveynlerim neden 80’ler şarkılarını çalıp durdular? Çok sevdiğim Rana Tekcan, bir gün Shakespeare dersinde aşağı yukarı şöyle demişti: “Star Wars fandom’ının günümüzde devam etmesine şaşırmamak gerek — kapital bizim jenerasyona geçti, çocukluğumuzda keyif aldıklarımızı devam ettiriyoruz.” Rowling, TERF çıkmasaydı benzer durumu Harry Potter için ben yaşatmak istiyordum. Şimdi eksenimi direkt 2000’lerin kendisine kaydırıyorum.

Neden peki? Geçen gün terapistime Sticker Prensesi adlı 2000’ler estetiğinden ilham alan sticker markamızı neden kurma kararı verdiğimizi açıklarken şu mantığı kurdum: “Bugünden kaçıyorum. Bana konforlu hissettirecek bir yere ihtiyacım var. 2023’e kadar kendime izin verdim, sonra buraya döneceğim.” O zamana kadar belli hak ihlallerini yaşamaya devam ettiğimiz, LGBTİ+ veya kadın temsilinin asla kuvvetli olmadığı bir dönemi özlemle anarak günlerimi geçireceğim. Buna ihtiyacım var, yoksa kaygıdan patlayacak hâle geldim. Dolar 15 olmadan önce sticker üretip olmayan kapitalimi 2000’ler estetiğine harcamak, bir nebze kendime ve benim gibi hissedenlere konfor alanı sağlayabilmek istiyorum. Sanarsın dernek kuruyorum.

The Sims 2 oynarken Hung Up dinlediğim günleri özlüyorum. Yine Madonna’nın yazdığı İngiliz Gülleri’ni okumak; Akmerkez’deki Remzi Kitabevi’nin rafları arasında kaybolmak; sinemada Keşke 30 Olsam izlemek istiyorum. Nispetiye Caddesi’ndeki TGI Friday’s’e gitmek ve İngilizce derslerinde Wallace & Gromit açıldığını hayal etmek en büyük fantezim. Britney’nin daha çocuklarının bile olmadığı bir dönemde Greatest Hits: My Prerogative albümünün DVD’sini açmak ve ne zaman I’m a Slave 4 You klibindeki kadar havalı görüneceğimi hayal etme arzusundayım. “Anne, Pizza Hut söyleyebilir miyiz?” diye sorduktan sonra 2004’te çıkan Scooby Doo filminin VCD’sini takmam ve şeffaf pembe Game Boy’umda Buffy the Vampire Slayer’ın oyununu korkarak oynamam lazım. 2021’de güvende hissetmiyorum.

Game Boy Advance ve Britney Spears

GörselAlara Demirel


“Dünyanın sonuna tanıklık etmiş olabilirim.”

Pandeminin başlangıcında, ilk kapanmanın çıkışında Istanbul Poetry Slam’e şöyle yazmıştım: “Dünyanın sonuna tanıklık etmiş olabilirim. 2012 — öylece duruyorum. Lisemin kusmuk sarısı tuğlalarına bakıyorum. O zaman bildiğim dünya sona erdi; yavaşça, emin adımlarla. Ama kesinlikle, tam olarak. 2020 — geldi çok geçmeden. Her şey sona erdi sonra. Bir anda.

Evet, 2007’de ben de emo’ydum. Welcome to the black parade. Hakikaten böyle hissettiğimi ifade etmek istiyorum, çaresiz hissediyorum — baya enteresan. Her jenerasyonun büyüdüğü dönemin üretimlerini özlediğine eminim, ben sadece büyüme sancılarıma devam ediyorum. 2000’ler benim konfor alanım. Toplumsal gerçekliklerin farkında olmayacak kadar küçük ve anda kalmamın engellenemeyeceği kadar ayrıcalıklı zamanlarım o zamandı. Çocuk olmama izin veriliyordu. Şimdi genç olmama izin verilmiyor

2000’lere dönmek istemiyorum — bu dolaba dönmek zorunda kalacağım anlamına geliyor. 2000’lere dönmek istemiyorum — kadın düşmanlığının, fobik düşüncelerinin daha yaygın olduğu, normatif kabul edildiği zamanlarda yaşamak anlamına geliyor. 2000’lere dönmek istemiyorum, AKP filmini en baştan izleyeceğim anlamına geliyor. Sadece 2000’leri özgürce özlemek istiyorum. Oradaymış gibi koyu pembe iPod Classic’imi 9. yaş hediyem olarak almak, Grease soundtrack’ini içine yüklemek; Demirören’in eline geçmemiş ve “Neden feminist olmamalıyız?” başlıklı yazılara ev sahipliği etmeyen D&R’a girip Lindsay Lohan’ın oynadığı bir gençlik filmini satın almak istiyorum. Buna ihtiyacım var.

Çılgın Cuma

GörselAlara Demirel


2020’lerde 20’lik

Bir süredir 24 yaşındayım. 29 Kasım Pazartesi günü, bu yazının yayım tarihinden üç gün sonra 25 yaşında olacağım. Keşke 30 Olsam’ı izleyerek büyüdüğüm için 30’larım için çok heyecanlıyım — bundan önce bu ülkeyi toparlamak, akıl sağlığımı korumak ve 2000’ler estetiği birikimimi bir yerlere harcamak gerekiyor.

Bunu yaklaşık 8 aydır birlikte yaşadığım erkek arkadaşım Bartu’yla her gün çalışırken 2000’ler Türkçe pop şarkıları dinlediğimizde yakalıyorum. Yalanın Batsın açınca iyi hissediyoruz, sanki distopik bir gerçeklikte değilmişiz gibi — paylaştığımız dört duvar öyle bir konfor alanına dönüyor. Bu yazıyı yazmaya karar verince ona sordum: “2000'lere olan özlemimiz ‘Çocukluğumu özlüyorum,’ demekten neden farklı sence?” Sanki ayrı bir sahipleniş, geleceği görememekten gelen korkuyla bağlanma var yaklaşımımızda. “20'li yaşlarında olanlar için bir ilk bu,” diyor. “Geçmez sanılan yılları geride bıraktık, herhalde o yüzden 2000'leri en çok biz özleyeceğiz. Bütün öznel bağı ortadan kaldırırsak hangi dönemde yaşadığımın bir önemi olmadığını söyleyebiliyorum. Önemli olan neyin parçası ve nereye ait olduğun sanki.

Sağdan giren Sticker Prensesi perisiyle soldan giren Sohbet Kuaför perisi bir gün 20’lik bültende karşılaşmış
Branding: Ece Tugay


Benzer özlem ağının ortasındayız — o, herhangi bir jenerasyondan farklı olmadığımız kanısında. Ben durumun biricikliğinden ve politik durumundan kopamıyorum. “Deneyimlediğimiz nostalji bir melankoliye kaçmaya çok müsait,” diyor, bunu tam olarak ben yaşıyorum. “Çözüm, galiba, her zaman uygulanamasa bile hangi zamana ait olduğumuzu idrak ederek içinde bulunduğumuz ana adapte etmekten geçiyor,” diye devam ediyor. Hak veriyorum. Televizyonda yayımlanan talk show’larla büyüyen, şimdi dijitalleşmenin üretimleri ele geçirdiği abonelik çağında Sohbet Kuaför adıyla bir program yapan Bartu için çok tutarlı olduğunu düşünüyorum. Rana Tekcan’ın bahsettiği gibi, baby boomer’lar sayesinde kapital 20’liklere daha geçmemiş olsa bile o estetiği bugüne entegre edecekler biziz sanıyorum. Bundan keyif alıyorum, üreteceklerimiz için çok heyecanlıyım.

Zaman durmayacak, belki biz her seferinde biraz daha az şaşıracağız veya şaşırtanlardan olacağız,” diye bitiriyor Bartu. Bu söze de heyecanlanıyorum. Şaşırtanlardan olalım — güvensizlik, anksiyete ve bitişler çağında simli sticker’lar, meme’ler, Türkçe pop şarkıları ve kendi nesil talk show’larımızla ayakta kalalım. Hemen olmasa bile sanki orta yolculuktan kaçarsak bir şeyler çok güzel olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Nostaljik Bülten no.2

2000'ler, poğaçalar ve direnişler

25 Kas 2021

Irmak Hacımusaoğlu

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR