Bir iktidar temsili olarak havalimanları


Tuna Mert

Mega-yapıların başını çeken havalimanları, 21. yüzyılın en önemli kamu alanları olarak nitelendiriliyor. Sadece bir ulaşım terminali olmanın ötesinde ülkeler arası güç yarışında önemli birer sembol olmuş durumdalar. Bugünün milyarlarca dolarlık yatırımlarla dünyanın hemen her yerinde ciddi tartışmalara sebep olan minyatür şehirleri, dünya liderleri için nasıl savaş alanına döndü? Daha büyüğünü ve daha gösterişlisini yapma hırsı, havalimanı mimarisini nasıl etkiledi?

Havalimanları için şehirlerin gizli sembolleri diyebiliriz. Bunun en önemli sebebi, bir şehre gittiğinizde şehirle fiziksel temas kurduğunuz ilk yerin bu mekân olması. Hava ulaşımı bu denli yaygınlaşmadan önce tren istasyonları şehirlerin kalbi konumundaydı. Dünyadaki gösterişli tren garları bu güç yarışının birer ürünü olarak mimarlık tarihindeki yerini aldı. Mimarinin insanlar üzerindeki yadsınamaz gücünü kullanmak isteyen liderler, tren istasyonu mimarisine fazlasıyla önem verdi. Örneğin, daha önceleri yalnızca saraylarda kullanılan "mermerin" kullanıldığı ilk kamusal alan, diğer şehirlere rol model olması hedefiyle inşa edilen Ankara'nın tren garıydı. Bu mimari tercihin ardında, yönetenlerin hiçbir ayrıcalığı olmadığı ve herkesin eşit olduğu vurgusu yattığı söylenir. Tarihte liderlerin ihtişamlı yapılar inşa etmesi, halk üzerindeki gücünü göstermenin bir yolu olmasının yanı sıra büyük devrimler ve siyasi değişimler de mimari dil üzerinden ifade edilmiştir.

Tarihte birçok liderin uyguladığı bir yöntem olan mimari üzerinden mesaj vermek yeni yüzyılda hava ulaşımının yaygınlaşmasıyla sadece şekil değiştirdi. Özellikle gelişmekte olan ülkeler arasındaki güç yarışının havalimanı mimarisi üzerindeki etkisi büyük. Önceleri hızla artan sanayileşmenin güçlü sembolü endüstriyel mekânlar olarak kurgulanan ve fazlasıyla işlevin ön planda tutulduğu ve insan konforunun yok sayıldığı havalimanları, günümüzde minyatür şehirler gibi tasarlanıyor. Deneyim ihtiyacının artmasıyla seyahat edenler için sadece bir ulaşım noktası olmaktan çıkıp birer teknolojik deneyim merkezlerine dönüştüler. Bu yeni dönemde havalimanlarının potansiyelini keşfeden liderler, “daha teknolojik, daha büyük ve daha modern” gibi tanımlamalarla ülke ekonomilerini ve teknolojilerini havalimanları üzerinden pazarlamaya başladılar.

Yeni havalimanlarının yapılma nedeni hızla büyüyen ekonomilerde, kullanıcı sayılarının hızla artmasıyla oluşan ihtiyaç talebi gibi gösterilse de havalimanlarının çoğu küresel bir "reklam kampanyası" niteliği de taşıyor.. 2018’in son çeyreğinde açılan ve Pekin’in ikinci uluslararası havalimanı olan Daxing’in açılışında konuşan Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, “İlerlemek için güven ve hırs sahibiyiz. …Çin yapabilir.” sözleri yeni havalimanına yüklediği anlamın çok daha derin olduğunu gösteriyor. Peki, büyük tartışmalara yol açan Nordic Architects tasarımı yeni İstanbul Havalimanı da bu mimari-güç serisinin önemli örneklerinden birisi olabilir mi? Bu mega proje, artan yolcu sayısını kaldıramayan Atatürk Havalimanı için kurtarıcı bir alternatif mi yoksa ekonomiyi kurtarmak üzerine bir güç gösterisi mi? Bir başka taraftan, dünya liderlerinin teknolojik mega-yapılar ile mesaj verme yarışının yerini, daha çevreci ve halk faydası gözeten tasarım arayışına bıraktığı günler gelir mi?

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

👏 Küresel seferberlik, Cannes, mimari ve güç

20 Mart sabahından günaydın. Ulusal bankalar teşvik paketleri açıklamaya devam ediyor. Cannes ertelendi. Aposto!, evde ne yaptığını anlatıyor.

23 Mar 2020

👏 Küresel seferberlik, Cannes, mimari ve güç

İLGİLİ OKUMALAR