Mixmag Türkiye’nin
Semtin kaldırımlarını arşınlarken şimdilik sadece kapalı kapılarıyla iki yanımızda bizi selamlayan ama kısa süre içinde yeniden kapılarından içeri gireceğimizi hayal ettiğimiz, müzik dinleyebileceğimiz ve dans edebileceğimiz mekânlarla karşılaşıyoruz. Şimdilik içeri girmek mümkün olmadığı için, son sayısında yer alan bir incelemeden yola çıkarak mekânların ve müzik türlerinin tarihteki karşılıklı etkileşimlerini tartışıyoruz. Tam bu sırada, müzikli günlere nispet yaparcasına karşımıza çıkan bir grubu, akustik enstrümanlarından çıkan tınıların eşliğinde dans ederken görüyoruz. Bu sırada dansın sadece kapalı kutu mekânlara ait olmadığını hatırlıyoruz. Ritmin kulaklar kadar hareket eden insanlara da ne kadar yakıştığını fark ediyoruz. Ragraga’nın bu hafta okuduğumuz yeni sayısı da insan vücuduna her şeyin yakışabileceğinin tekrar altını çiziyordu. Nietzsche’nin de dediği gibi dansın tüm biçimleri tüm soylu eğitim müfredatının bir parçası olmalı: Sadece ayaklarla değil; fikirlerle, kelimelerle ve kalemle dans.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



