Koronavirüs salgını ya da kapımızdaki başka bir felaket olan iklim değişimine ilişkin bilimin sunduğ

Koronavirüs salgını ya da kapımızdaki başka bir felaket olan iklim değişimine ilişkin bilimin sunduğu veriler açık. Artık günümüzde yaşanabilecek felaketlerden kaç kişinin etkileneceği öngörülebiliyor. 20 sene sonra dünya geri dönülemez bir noktaya ulaşacak. Bu verilerin yeterince açık ve kesin olmasına karşın yeterince dikkate alınmıyor olması yalnızca insanların konuya dair bilgisizlikleri ile açıklanabilir mi? Sanmıyorum.

Bilimsel veriler insanın anlam ve değer dünyasında yer edinerek her zaman doğru eylemde bulunmalarını sağlamaz. İklim krizi ile ilgili fikri sorulduğunda Donald Trump’ın “Ben iklim krizine inanmıyorum.” deme hakkını kendinde bulması gibi. Sokrates’in iyimser iddiasının aksine, doğruyu bilmek doğru eylemek için her zaman yeterli olmuyor. Çünkü dibimizdeki krizleri avaz avaz bağırarak bize işaret eden bu bilimsel verilerin bazı insanlar için hiçbir “anlamı” yok. Kimileri bildikleri halde büyük bir kayıtsızlıkla eyleme geçmemeyi tercih ediyor. Bu da konuyu başka bir açıdan ele almamız gerektiğini gösteriyor. Bence asıl mesele bilgi değil; anlam eksikliğinde. Ve biliyoruz ki anlam yaratmak, bilimin sorumluluğunda değil.

Kriz anlarında yaşanan duyarsızlığı anlam eksikliği ile ilişkilendirerek düşünürken Martin Heidegger’in ‘ontik’ ve ‘ontolojik’ arası yaptığı ayrımı anımsadım. Özetle Heidegger, bilim gibi varolanlara dair nesnel, betimsel bir inceleme yapan disiplinlerin ontik; Varlığa dair fenomenolojik, hermeneutik, varoluşsal bir perspektifle inceleme yapan felsefenin ise ontolojik bir etkinlik olduğunu söylüyordu. Bilimi ve felsefeyi hem nesnesi; hem de yöntemi bakımından ayırıyordu.

Bence sorun, ya da daha doğrusu, eksiklik işte buradan kaynaklanıyor. Hayatımızı kuşatan sorunları yalnızca ontik açıdan ele almamızdan. Salgından tutun iklim değişimine değin bizi bekleyen çeşitli krizlere dair yayınlar çoğunlukla nesnel betimleyici olmakla sınırlı. Yalnızca ölü sayıları, hastane kapasiteleri, aşı stoklarını konuşuyoruz.Salgın hastalık bizim için sayılara indirgenmiş durumda. Tüm bunların insan varoluşu ya da insan türü için anlamına pek az değiniliyor. Böyle bakıldığında başa gelmeyene kadar ölüm dediğin nedir ki? Epiküros'un söylediği gibi, "Yoktum, varım, olmayacağım, umrumda değil." demek pek kolay gözüküyor.

O yüzden özellikle kriz anlarında “Nedir?” ile “Anlamı nedir?” soruları arasındaki varoluşsal farkı gözeterek düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. “Koronavirüs pandemisi nedir?” sorusu ile “Koronavirüs pandemisinin anlamı nedir?” soruları şüphesiz ki farklı sorular. Bugün hala soru sorma tarzlarımız aslında Antik Yunan kökenli. Ve Sokratik diyaloglarda sıklıkla gördüğümüz Grekçe “- ti esti to” şeklinde ifade edilen “- nedir bu?” sorusu yalnızca terimleri tanımlamaz; aynı zamanda o şeyin insan için ne anlama geldiğini sorgular.

Heidegger’in de kullandığı basit bir örnekle, tapınak nedir sorusuna yönelik ilk yanıt, bir tapınağın taş ve mermer malzemenin bir araya getirilmesinden oluşan fiziksel bir nesne olduğudur. Fakat biçim verilmiş malzemenin yanı sıra tapınak, aynı zamanda bir inanç sembolüdür. Tapınağın “anlamı” ancak onun insan ile ilişkisinde açığa çıkar. O halde anlam, varolan nesnel bir şey değil; bir bilinç ilişkisidir. Yaşayan, deneyimleyen ve tüm bu dünyasal ilişkilerinin zamansal karakterinin farkında olan bilinçli öznenin nesne ile kurduğu ilişkide açığa çıkar.

Gencinden yaşlısına salgının ciddiyetini önemsemeyen insanların nasıl bir tavır takınacaklarını sadece ne ölçüde bilgiye sahip oldukları belirlemiyor. Yaşam ve ölüm ile kurdukları anlam ilişkisi belirliyor. Felaketleri algılayış biçimlerimizin özünde ölümün bizim için anlamının ne sorusu yatıyor. Ölümü ilahi bir emir olarak gören, bir başkasının hayatı konusunda sorumluluk hissetmeyen ya da yaşam motivasyonunu kaybetmiş umutsuz insanlara hastalıkla ilgili nesnel veri sunarak onların doğru eylemde bulunmasını sağlayamazsın. Yineliyorum, bazı insanlardaki bilgi değil; anlam eksikliği.

Bu yüzden bireyselliğin ve kaderci pesimizmin aşıldığı yeni bir anlatıya ihtiyacımız var. Bu yeni anlatının kurulmasında ise felsefeciler ve sanatçılara büyük görev düşüyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

Pandemiye Yansıyan Varoluşsal Durumlar

Salgın Neden Yeterince Önemsenmiyor?

05 May 2021

ssir.org

İLGİLİ OKUMALAR