Okuma Alışkanlıklarım

Kısa bir süreliğine de olsa hayatın yavaşladığı bir dönemdeyiz. Bu süreç okuma alışkanlığı kazanmak ve ya uzun zamandır içinde bulunduğumuz stres ve koşuşturmacadan biraz sıyrılıp, kitap okumaya vakit ayırma zamanı. Tabii bu noktada en önemli adım: doğru kitap seçimi. “Bana bir kitap önerir misin?” sorusu, cevaplamaktan fazlasıyla kaçındığım soruların en başında gelir. Herkesin edebi zevki, okuduğu kitapta kendinden bulduğu şeyler o kadar farklı ki, istemeden de olsa birini yanlış bir yola sokup sonrasında okumaktan soğutmak, en büyük çekincelerimden biri. Okuduğunuz kitabın sizin için doğru kitap olduğunu hissettiğiniz an hem geçirdiğiniz zamandan hem de okuduklarınızdan keyif almaya başlıyorsunuz. İçinde bulunduğunuz duygu durumuna göre kitap seçmek her zaman sizi çok daha iyi hissettirecektir.

Benim okuma alışkanlığımı belirleyen etmenlerden biri okuma zamanlarım. Gün içinde kendime belirlediğim zaman dilimlerine göre okumalarımı planlıyorum. Kapanma süreci öncesi yol kitapları, çalışma kitapları ve akşam okumadan önce okuduğum romanlar olarak bir ayrım yapmıştım. Yol kitaplarımı daha çok, kısa sürede rahatça odaklanabileceğim, biraz daha ince kitaplardan seçiyorum. Can Yayınları’nın kısa klasikleri, İş Bankası’nın klasikleri sıkça çantamda taşıdıklarımdan. Yolda sohbet samimiyetinde hissettiren denemeleri de çok tercih ediyorum. Özellikle son dönemlerde kazandığım bir alışkanlık deneme okumak. Üzerine düşünecek, yazacak çok güzel konular edinebiliyorsunuz. Yeri gelmişken sevdiğim bir üçlüden bahsetmeden geçemeyeceğim. Haydar Ergülen’in "Meğer"i, Albert Camus’nün "Başkaldıran İnsan"ı ve Gündüz Vassaf’ın "Cehenneme Övgü"sü listemin en başında yer alıyor.


Araştırma, inceleme kitapları okumayı da sıkça tercih ediyorum. Özellike edebiyat araştırmaları, eksik olduğum dönem ve ya yazarlar hakkında çok bilgilendirici oluyor. Bu konuda detaylı bir bülten en kısa zamanda gelecek. Bu tarz kitapları okumak benim için biraz daha ders çalışmak gibi. Sanat tarihi, sosyoloji ve iletişim kitaplarını da bu kategoriye koyuyorum, notlar çıkararak okumak istediklerimden . Bu yüzden gün içinde bir saat ayırıp ders çalışır gibi masa başında okumayı tercih ettiğim bir alan bu. Hafta sonlarını mutlaka bu tarz okumalara ayırıyorum. Bu konuda da bazı tavsiyelerim olacak; Hayalperest Yayınları’nın sanat kitapları hem konu hem anlatım tarzı bakımından mutlaka bakılması gerekenlerden!

Ve günün en sevdiğim anı akşam okumaları... Bu zaman dilimi gerçek anlamda bir alışkanlık benim için. Günün yorgunluğunu geride bırakıp kendimi satırların içine attığım anların toplamı... Akşam okumalarımı bir ritüele çevirdiğim için okumayı destekleyen ve beni rahatlatan bir müzik, fonda bir mum ve kahve tercihim oluyor. Emin olun, okumayı bir rahatlama seansına dönüştüren bu küçük dokunuşların, odaklanmanıza da çok faydası oluyor. Bu süreçte ise daha çok roman okumayı tercih ediyorum. Uyumadan önce kendime ayırdığım bu zaman dilimi yeni yazarlarla tanışma fırsatı yaratıyor bana, hem de tüm gün düşündüklerimi ve yaşadıklarımı okuduklarımla beraber farklı bir süzgeçten geçirebiliyorum. Eş zamanlı birden fazla kitap okurken karışmasını engellemenin en güzel yolu bu bence; farklı alanları farklı zaman dilimlerine yerleştirmek.

Herkese göre değişen bir diğer konu ise; kitapların içine not almak. Benim okuma alışkanlığımın değişmeyen parçalarından biri bu. Sonrasında kitapları hatırlamak için kitapların ön sayfasına okurken düşündüklerimi anahtar kelimeler şeklinde not alıyorum, ve o bir kelime bazen benim için yüzlerce sayfaya denk geliyor. Bunu tabii ki bir deftere de not alabilirsiniz ama sayfaların altını çizip, kitap içine not almak (benim için) kitapla çok daha yakın bir bağ kurmamı sağlıyor. Aramızda bir aidiyet duygusu filizleniyor ve karşılıklı paylaşım yapabiliyoruz; onun bana hissettirdiklerini ben ona kendi kelimelerimle yazıyorum...Geri dönüp baktığınızda kendi yaşamınızdan da bazı notlar görmek çok iyi hissettiriyor!

Ve bu konuda son bir notum daha var; hızlı okuma meselesi!Bazen okuduğumuz tüm kitaplar bizde aynı güzel hissi uyandırmıyor, yazarın dili ve anlatım tarzı bize çok uzak geliyor ve o kitap gözümüzde büyümeye devam ediyor. Maalesef kitap yarım bırakmaktan hiç hoşlanmıyorum, son sayfaya kadar bir şans vermek istiyorum ama olmadıkça olmuyor bazen!

O zaman zorlamamak gerek; iki çözümümüz var. Ya o kitabı doğru zamanda okumuyoruz, sonraki bir dönem için rafa kaldırarak bir şans daha vereceğiz. Ya da yanlış bir kitap seçimi yaptık, kendimizi okumadan soğutmamak için hızlı okuma yapabiliriz. En azından ben gözden çıkardığım kitaplarda bu tekniği uyguluyorum. Sayfaları ve ya bölümleri hızlı bir göz taramasıyla okuyorum. Ve sonuna geldiğimde kaybettiğim zamana üzülmek yerine o yazar hakkında bir fikrim olarak bitirmiş oluyorum. Bu tarz durumlarda o kitap için beklentim yüksekse ve bu şekilde olumsuz bir süreç geçirdiysem hakkında yazılan tez ve ya makaleleri okuyup gözden kaçırdığım bir nokta olup olmadığını kontrol ediyorum. Bazen de aslında ne kadar farklı bir gözle değerlendirmem gerektiğini anlayıp ikinci bir şans daha veriyorum.

Ve kapanışı aslında benim için en önemli kural ile yapıyorum; bir kitaba başladığımda en az ilk 50 sayfayı bölmeden okumak!

NEREDE YAYIMLANDI?

1Kitap1Mekan1Kitap1Mekan

BÜLTEN SAYISI

Okuma Zamanı

Oluşturduğumuz kütüphane, hayatımızın farklı dönemlerinden, iz bırakan kesitler taşıyan bir yaşam yolcuğu aslında hepimiz için. Kendi yolculuğumdan bir kesiti sizinle paylaşmak istiyorum!

08 May 2021

Okuma Zamanı

İLGİLİ OKUMALAR