Sıradanın güçlü hikayesi
Yaşamın sıradanlığı, acının ve huzurun evrenselliğine vurgu yapıyor gibi bazen. Başka bir hayatın seninkine dönmesi fikri biraz kafanı kaldırıp düşündüğünde hiç de uzak olmayan bir gerçek aslında.

Pearl S. Buck’ın 1938 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı kitabı “Ana”da bu sıradanlığın bir kadın bedeninde nasıl evrenselleştiğini anlatan oldukça etkili bir kitap. Her ne kadar Nobel verildikten sonra bir zümre tarafından yazarın bunu hak kazanacak kadar kültürel alt yapısının olmadığı eleştirileri ses getirmiş olsa da benim kesinlikle okunmaya değer bulduğum, kadının bir yerden sonra kavramlaştığı bir eser.
Hiç unutamadığım bir sahne var ki; başarılı kabul edilmesine rağmen hayatta yaşanmaya değer olan diğer tüm duyguların geri kalmışlığının acısını çıkarmaya ve fark edilmeye ve incinmemeye çalışan ananın köy meydanındaki çaresiz dansı...
Bu kitapta duyguların evrenselliğinin ötesinde olayların da evrenselliğini bir kez daha göreceksin. Çin’in bir köyünde yaşayan alelade bir insanın senden farksız olmadığını ve belki de kadını ve sistemi tekrar düşüneceksin.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



