Üretim ve gözlem ilişkisi
Bu sayıdaki konuğumuz beklenmedik gözlemleriyle hayatın tam içinden bildiren Tutto bülteninin yaratıcısı Büşra Erkara. Tutto’nun gözlemleriyle okuyucularını çıkardığı yolculuklardan ilham alarak, üretim ve gözlem ilişkisi üzerine Büşra ile sohbet etme şansı bulduk.
Büşra'yla sohbetimiz yaratıcılık ve dikkat gerektiren işleri sabah dokuz gibi başlayıp öğle yemeği saatine kadar çok daha iyi yapabildiğini öğrenmemizle başlıyor. Kreatif işler söz konusu olduğunda tam bir sabah insanı olduğundan bahsediyor. Sebebini sorduğumuzda yazma eyleminin ilk yaptığı iş olmasını tercih ettiğini; araya sorumluluklar ve iletişim gerektiren işler girdiğinde zihninin istediği kadar berrak olmadığını anlatıyor.
Yazarken eşlikçisi olan müziği sorduğumuzda da Büşra’nın gerçek bir radyo sever olduğunu öğreniyoruz. Yazı yazarken çoğunlukla NTS’in Expansions’ı ya da FIP’in caz kanalı açık olduğundan bahsederek bizi şaşırtıyor. Geri kalan zamanlarda Büşra, OMM takımından Umut Özcan ve Duende’nin proje sorumlusu Taner Turna’nın paylaştığı sanatçı ve playlistlerden kopya çekmekten çekinmediğini itiraf ediyor.
Rutinler: Yazmakla başlamayan günlerde güne nasıl başladığını ve Büşra’ya rutinlerini soruyoruz. Evde kahveyle, meditasyonla başlayan günlerinin dışında kalan bir ziyareti dikkatimizi çekiyor.
“Sabah erken uyandıysam ve hiçbir şey yapasım yoksa kahvemi evin yakınındaki Kalamış Parkı’nda içiyorum.”
Doğa mı? Şehir mi?: Büşra, Kalamış Parkı’ndan bahsedince, doğayı gözlemlemek mi şehri gözlemlemek mi sence seni daha çok besliyor sorusu aklımıza düşüyor.
“Hep şehirde büyüdüm ve şehirde yaşadım, şehri gözlemlemek beni kesinlikle daha çok besliyor. Vapurda ya da taksideyken mümkün olduğunca telefonuma bakmamaya çalışıyorum. Sokakta yürürken ya da bir yerden bir yere giderken etrafa baktığımda hep daha önce görmediğim bir şey görüyorum. Bu bazen bir anda herkesin aynı ayakkabıyı giymeye başlaması, bazen başkalarının, mesela hep önünden geçtiğim bir dükkânın sahibinin rutinini fark etmek oluyor. “
Doğanın tam içinde: Şehrin içindeki bu sınırlı alanları tam anlamıyla doğa olarak da saymadığını söyleyen Büşra; hayvanları, bitkileri ve insanları gözlemenin buluştuğu üretim dinamiğini ise Kerem Ozan Bayraktar’ın Sokak Otları ve bazı karakterlerin aynı özelliği taşıyarak resmedildiği Bojack Horseman’ ı örnek vererek başlıyor ve şöyle devam ediyor.
“Hayvan/bitki gözlemlemek insan gözlemlemenin bir dikotomi olmadığına olan inancım. Biz şehir canlısı olsak da evdeki kedimizi, sokaktaki kargayı ve martıyı, kaldırımın arasından fışkıran papatyaları gözlemliyoruz. Ayrıca konumuz buyken, sözde bu gözlemin mümkün kılındığı zulüm merkezleri, hayvanat bahçeleri ve yunus parkları derhal kapatılsın.”
Sanat eseri gözlemlemenin ilhamı: Şehri gözlemlerken hep görmediğim bir şey çıkıyor diyen gözlemci Büşra’ya, Odunpazarı Modern Müze'nin editoryal direktörü olarak bir eseri gözlemlerken keşfettiklerini soruyoruz. Bir sergi boyunca eserle birkaç defa ilişkilendiğini hissettiğinden bahsediyor. Önce eserlerin fotoğrafını, fikrini ve metnini; sonra kendisini gördüğünü anlatıyor. Yerleştikten sonra, mekândaki hissi farklı oluyor. Sonra bir süre vakit geçirince adeta esere alıştığından, tanıdık bir “varlık” hâlini aldığını anlatıyor. Bir süre görmeyip tekrar gördüğünde daha önce fark etmediğim bir özelliğini fark ettiğinden bahsediyor gözle . Bu fark edişlerinden birini de bizimle paylaşıyor.
“Pandemiden önce müzede Karina Smigla-Bobinski’nin ADA adlı interaktif bir heykeli vardı, içi helyumla dolu, büyük bir balon, kömürden uçları var. Yerleştirildiği her yerde izleyicilerin kullanış biçimine göre farklı izler bırakıyor, yanınızda en az bir kişiyle deneyimleyince anlamlı, kişi sayısı arttıkça ilginçleşiyor ve güzelleşiyor. Daha sonra Smigla-Bobinski verdiği bir röportajda ‘heykel bizden çok daha büyük olduğu için biz onun dünyasını ziyaret ediyoruz’ dedi ve o odaya her girdiğimde kendimi Arrival’da ya da bir bilimkurgu filminde gibi hissetmem anlamlandı.”
Aposto!’da onu heyecanlandıran şey için ise şunu söylüyor;
“Yayıncı gözüyle benzer amaçlar için bir araya geldiğim, anlaşıldığımı ve desteklendiğimi hissettiğim bir medya şirketi ile yan yana durabilmek çok değerli. Ayrıca tanımayı ve diyaloğa girmeyi ilham verici bulduğum bir topluluğun parçası olduğunu hissediyorum. Hem Aposto! ekibi, hem de diğer yayıncılarla ilişkim İstanbul tecrübemi değiştirdi. Okur olarak ise Türkiye’deki medya ekosistemi için yaptıklarını çok değerli buluyorum, bunlar da “reporting”in ön planda olduğu, güvenilir ve kaliteli yayınlar yapmak ve yeni yaklaşımlar denemekten korkmamak diye özetlenebilir. Aposto! olmasaydı Türkiye’de okumak istediğim çok daha az yayın olurdu.”
Editörün notu: Büşra ve Esra'nın gözlem ve üretim üzerine sohbeti John Berger'in Görme Biçimleri isimli kitabının uzun zamandır satır aralarında kaybolmadığımızı aklımıza getirdi. En sevdiğimiz bölümlerinden birini sizinle paylaşmak istedik.
"Biz sadece baktığımız şeyi görüyoruz. Bakmak seçilmiş bir eylemidir."
Bakmayı seçtiğiniz şeylerin dünyanızı genişletmesi, sizi özgürleştirmesi ve yeni bir perspektif kazandırması dileğimizle.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto! topluluğunun tazeleri, Yuvarlak Masa sohbetleri, yayıncıların entelektüel üretim dinamiklerine dair içgörüler ve medyaya dair okuma önerilerimiz burada.
01 Eki 2021

İLGİLİ OKUMALAR


