Dilozof
, büyük sorulara büyük yanıtlar arayan bir felsefe bülteni. Pelin Dilara Çolak, şüpheciliği yaşam tarzı hâline getirenler için felsefenin dünü ve bugününden ilginç fikirleri bir araya getiriyor.
Bir Rüzgar Gibi Yaşa.
Spinoza, nedensizce eylemek özgürlük değildir der Ethica'da. Özgürlük tanımımızı yeniden düşünmemiz gerek. İçinden “Nasıl yani özgürlüğün tanımını değiştirip kendimizi mi kandıracağız, özgür değilmişiz işte!” diyorsan hayır onu demek istemiyorum. Seni özgür irade var olması gereken önemli bir şeymiş ve sen de yokmuş gibi düşündüren şey nedir? Bilinçli olman. O da artık her neyse. Ama Spinoza bilincin ahlaki bir özgürlük olmadığını, zihni oluşturan idenin zaten beden olduğunu, düşünüm ve duyunun farklı görünümdeki aynı şeyi nitelediğini söyler. Bedeninizin nedenselliğe tabii olup, zihninimizin olmaması mümkün değil bir defa ona göre.
Söylediklerimi daha açık bir hale getirmek için konuyla ilgili Oscar Wilde’ın anlattığı bir hikayeyi paylaşmak istiyorum:
Birtakım çiviler, raptiyeler ve iğneler bir mıknatısın yakınında yaşıyorlarmış. İçlerinden biri demiş ki, “Bence mıknatısı ziyaret etmeliyiz.” Bir başkası, “Bence mıknatısın ziyaretine gitmek bizim asli görevimiz,” diye eklemiş. Beriki, “Bunu hemen şimdi yapmalıyız, geç kalmamız hiç doğru olmaz,” demiş. Tüm bunları konuşurken bir taraftan hızla mıknatısa doğru çekildiklerinin farkında değillermiş. Mıknatıs için için gülüyormuş, çünkü onların geleceklerini biliyormuş. Özetle bizler hür irademizle hareket ettiğimize inanmak istiyoruz ve ne yazık bu doğru değil.
Fikirler de hem yayılım hem düşünce modusları ile etkileşime giriyor ve belirleniyor. Her karşılaşmada hem beden hem zihin etki yayar ve etki alır. Ama Spinoza burada negatif değil, pozitif okuma yapar. Yukarı dönersek bu kitabın adı Ethica idi. Özgür iradenin olmadığı bir evrende etiğin anlamı ne, ne söyledi bu filozof bize?
Spinoza’ya göre insan ancak kendi kendisini belirleyen zorunluluk, nedenselliklerin farkına varıp onları anladığında özgürleşebilir. Yanılsamalardan özgürleşmek aslında bu. Hangi nedenlerin bizde hangi eylemlere yol açtığının farkındalığı bir yanıyla. Bunu farkettiğinizde üzerinizdeki zorunluluğun gücü azalır. Elbette bu tam anlamıyla nedenlerin etkisinden kurtulmak değildir, çoğu nedeni farkedemeyiz dahi. Ama burada kastedilen duyguların dayandığı belirlenimi anlamak. Neyi neden yaptığını bilmek, hepsini değil, bilebildiğin kadar bilebilmek için çabalayarak özgürleşmek.
Bir örnekle düşünelim, aşk denilen şeyin nörokimyasal tanımı var. Google’da basit bir araştırma ile bulunabilir. Beynindeki şu şu şu sebeplerden dolayı aşık oluyorsun ve herhangi birine değil özellikle o kişiye ise bilinçaltındaki şu şu şu sebeplerden dolayı aşık oldun. Buyur sana dökümü desem. "Ha tamam nedenleri varmış, o zaman bu gerçek aşk değil zaten, aşık olmayayım der misin?" -Demezsin. Elbette hem biyolojik hem kültürel hem yaşam öyküsüne dayanan nedenlerden kaynaklı bir belirlenmişlik vardır. Belirlenmemiş olsa rastgele, kazara olurdu. İşte bu yüzden nedenselliği korkutucu, kaçılması gereken bir şey olarak görmeme imkanı Spinoza’daki. Çünkü belirlenmemiş olduğu halde doğada bir tek bende özgür irade var ve zorunluluğun dışına çıkabilirim demek sadece ve sadece insan merkezci bir ego. Hatta insanın kendisini kandırması. Belki de o eski arayış, tanrısallığa öykünmesi.
Hem tüm varolanların hem de Tanrı/Doğa'daki bu belirlenim determizmin gittiği bir son var mı? Spinoza Tanrı/Doğa herhangi bir amaç erek olmadığını söyler. Finalist yanılsama denir buna. Tanrı/Doğa'dan türeyen her varlık, bu zorunlu yasallık içerisinde devinir ama bu Tanrı/Doğa'nın özgür iradesiyle böyle de olamayabilecekken böyle yaptığı bir şey değildir, zorunludur. Tanrı/Doğa nedensellik içerisindeki sonsuz etkileşimlerinin bir aradalığına olanak veren nedenselliğin kendisine içkindir. Bu hareket önceden planlanmış bir ereğe doğru gitmez.
Mesela Aristoteles'in erekbilimci determinizm şöyle der, "Bir mimarın elinde inşa edeceği binanın yapısı vardır. O binanın bitmiş planı, binanın yapılış sürecini anlamladırır, o süreci belirler." Oysa Spinoza’da ise kendi içerisinde devinen, etkileşen ve kendi içerisinde belirlenen bir süreçten söz ederiz. 19.yüzyılda Darwin evrimsel sürecin özel bir ereği gerçekleştirmek adına aşkın bir tasarımcı tarafından tasarlanmadığını gösterdi. Spinoza da oldukça benzer bir şey söyler. Tabii o 17.yüzyılda...
Çetin Balanuye, Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor? adlı kitabında şöyle bir şey söyler; rüzgarın, yağmurun, kuşların, mevsimin özel bir yere ulaşma çabası yoktur. Var kalmak için varlığını sürdürme çabasıdır bu. Conatus. Bir rüzgar gibi sen de Tanrı/Doğa'nın kendini gösterdiği moduslardan birisin sadece. O yüzden nedensellikle savaşmak özgürlüğün tek imkanı değil, tabii zaten mümkünse. Bir rüzgar gibi yaşamalıdır belki de sadece. Nedenselliğe rağmen değil, nedensellikle.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!
09 Eki 2021

İLGİLİ OKUMALAR


