Rakı Yerine Keskin Şıra İçenler De Var!

Vaktiyle mırmırık boza vardı. İçenleri sarhoş ederdi. Şimdi zaman değişti. Rakı pahalılaştıktan sonra okka ile keskin şıra içenler az değildir.

Mehmet Selahattin, 27 Ekim 1928

Kışı Eylül içinde bağrımıza bastık. Bu sene pek erken gelen altı aylık misafirimizi korkarız ki layık olduğu şekilde ağırlayamayacağız. Dün tanıdıklardan birine sordum:

-Nasıl, odununu alabildin mi?

-Vallahi bu züğürtlük devam ederse bize odunu karı atacak! Şimdilik işimiz oduncunun insafına kaldı. Bugün peşin yarın veresiye derse biz de ağzı açık sobanın karşısında titreşir dururuz. 

***

Bu sabah sırtımda bir ürperme, başımı tekrar yorganın içine sokmak için şiddetli bir arzuyla gözlerimi açtım. Aynı yorganı bir tekmede duvara yapıştırıp sere serpe yattığım sıcak yaz gecelerini hatırladım. Ve o sıcak yaz gecelerini hatırlarken incecik cibinlik kıvrımlarında toplanan kırmızı suratlı şişman karınlı haşereyle bazen sabahlara kadar süren çırpınırcasına mücadelelerim gözümün önüne geldi. Kendi kendime “Ooh! Tahtakurusuz ve piresiz bir sabah uykusu uyumak mümkün olacak!” dedim. Ve hafifçe kestirmek üzereydim ki merdiven başındaki kapı delicesine vuruldu ve tangır tungur bir teneke gürültüsü akabinde gelip uyandırdılar.

-Kalk, badanacılar gelmiş!

Gece yarısından üç saat sonra uykuya varıp alacakaranlıkta yatağında rahatsız edilen bir adam ne yaparsa ben de onu yaptım!

-Allah o badanacıların belasını versin! Gün çuvala mı girmiş? Sonra gelsinler!

İyi ama beni dinleyen kim! Yanı başımdaki odada çoktan faaliyet başlamıştı. Hiddetle söylenerek kalktım ve yüzümü alelacele yıkayarak bir hamlede giyindim. Fakat uyku hala gözlerimin kenarından akıyor. Şimdi ben bu kafayla nereye gider, kimleri görür ve neye dair yazarım? 

***

Gelişigüzel yürüyorum. Sultanahmet Meydanı’ndan ağır ağır Divanyolu’nu takiben Çemberlitaş’a kadar geldim. Bilmem neden? Ayakta la havle ile durabilen bu yanık taş sütununun yanına yaklaşırken daima heyecan içinde kalırım. Ve hatırıma şu meşhur tekerleme gelir:

“Birden göğe küp dizseler,

Birbirine berkitseler,

Altındakini çekseler,

Seyreyle sen gümbürtüyü.”

Sanırım ki muzibin biri bu eğri büğrü taşlardan en altındakini çekmek için benim oradan geçmemi bekliyor. Ve gümbürtüyü işitmemek için kulaklarımı tıkayıp koşar adımla yanından uzaklaştım. 

Kendimi büyük bir pazar yerinde zannediyorum. Kasap, sebzeci, tatlıcı, şıracı ve helvacı dükkanları arasında kalan bu geniş yol halkın gelip geçtiği bir sokak manzarasını kaybederek civar esnafın hükmü altına girmiş. Burada herkes kendi malını caddenin ortasına kadar sürerek orada satmayı tercih ediyor. Hele şıracılar, hele şıracılar! Bunlar adeta şıracı değil, birer gizli meyhanecidir. Kapalı kaplar içinde birkaç gün zarfında şıraya dönüşen, bu şıracıların iki bardağını içen bastığı yeri görmeyecek hale geliyor. Öğle, ikindi ve akşam saatlerinde mahallenin kodamanları, şuradan buradan toplanıp gelen ehli keyifler... Atıyorlar kapının önüne iskemleleri, kuruyorlar masayı, tam bir aşk ve şevk ile atıştırıyorlar. İçtikleri kaçak rakı değil ki müskirat memurlarından ürksünler, oturdukları yer meyhane değil ki polisin yasağından çekinsinler! Sabahlara kadar içip içip sızıyorlar.

Şimdi siz derseniz ki “Şıra insanı sarhoş eder mi?” fakat soruyu bana değil, üç bardak ekşimiş üzüm suyuyla aklını mezata verenlere sorunuz. 

İşte bu şıracılardan bir tanesi. Müsaade ederseniz, şöyle bir kapısından bakalım. 

Fakat bunun diğer şıracı dükkanından hiç farkı yok. 

İsterseniz denemek için birer de şıra isteyelim. 

Nasıl, lezzeti bir hoş değil mi? 

Hayır, yanılıyorsunuz. Size verdiği adi şıradır. Alkollü içkiyi her rast gelene çıkaramaz. Onun belirli müşterileri vardır. Belirli zamanlarda gelip gıdalarını alırlar.

O civarda kısaca yaptığım tahkikata göre bilhassa rakı pahalılaştıktan sonra ekşi şıraya karşı rağbet çoğalmış. 

Herif düşünüyormuş: “Yarım okka rakıyı en aşağısından olmak şartıyla bir buçuk liraya veriyorlar. Gelir burada yarım okka şıra yuvarlayıp yirmi beş kuruş toka ederler. Oh keka! Maksat zum olmak değil mi? Şıranın böylesi çifte imbikten çekilmiş halis rakı yerini tutar!”

Eğer yolunuz düşer de Cuma akşamları Çemberlitaş semtinden geçerseniz kulağınızı açıp etrafı bir dinleyin. O ne yanık şarkılar, o ne tatlı saz ve söz alemleridir! Kimi bir kenarda tamburasını tıngırdatır, kimi bir köşeye çekilmiş eli şakağında hazin hazin okur. Kimi kalkıp çiftetelli oynar, kimi keyifli keyifli hikayeler anlatır. Kısacası bir alemdir gider.

Fakat buraları Galata meyhanelerinin basık tavanlı, sigara dumanıyla dolu odalarında her an bir olay çıkarmaya hazır gibi eli belindeki tabancada, gözü karşısındaki masada belasını arayanların uğrağı olmadığını söyleyeyim. Rivayete göre, Çemberlitaş’ın şıracılarında keyif çatıp üzüm kızıyla kucakdaş olanlar içinde uslu akıllı efendiler, akşamları kerahet vaktinin gelip çatmasından sonra şöyle bir uğrayıp bir kıyyeyi aşmayan gıdasını aldıktan sonra evlerinin yolunu tutan aile babaları, bazı yaşlı memurlar falan da varmış. Bana bu izahatı veren dükkan sahibi anlatıyordu:

“Vaktiyle, içkinin yasak olduğu zamanlarda, bir mırmırık boza varmış ki insanı cin gibi çarparmış. Şimdi bu şıra da tıpkı o mırmırık boza gibi içenlerin aklını başından alıyor. Yarım okka filan ne ise, ama öyleleri var ki bir oturuşta üç-üç buçuk okka şırayı bitirmeden kalkmıyor.”

Hilal-i Ahdar istediği kadar vecizeler savurup broşürler yayınlasın, meşhur içki düşmanı Mister Jonson istediği kadar memleket memleket dolaşıp konferanslar versin! Ezelden mest olan insanoğlu ayık geçen ömrü ömürden saymıyor vesselam!


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de yazara hak ettiği değeri de vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

70’lik Rakıya Ne Deseler Beğenirsiniz! #1

Bu sayıda 27 Ekim 1928'e gidiyoruz. Mırmırık bozadan Hilal-i Ahdar Cemiyeti’ne, Üzüm Kızı’ndan Türklerin samimi dostu Mister Jonson’a değinip ehli keyiflerin rakı yerine neden şırayı tercih ettiklerini mercek altına alacağız.

19 Eki 2021

original

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR