Aposto! ekibinden bugünkü konuğumuz
. Sen de Osman, biz diyelim Aposto’nun her şeyi. Artık bizi tanıyorsun, illa ki hepimiz bir yerlere koşturuyoruz ama ofis koridorlarını asıl arşınlayan kişi her daim Osman oluyor. Peki ofis dışında onunla nerede karşılaşmış olabilirsin? Bizim tahminlerimiz şöyle; silüetlerin renklere kavuştuğu grafik bir diyarda veya elektronik seslerin peşine takılmış müziğinin peşinde koşarken. Selam Osman!

1- Piyanoyla başlayan müzik yolculuğunu elektronik müzikle kesiştirdiğini biliyoruz. Clamence kimliğinle bizleri sakin ama dinamik ritimlerle buluştururken sormak istedik; İstanbul bir şarkı olsaydı onu kimden dinlemek isterdin?
Elektronik müzik yapıyorum ama aslında aslında elektronik müzikten daha çok başka janr’larda şarkılar dinliyorum. Bunun hem eskiden gelen bir alışkanlık olduğunu hem de yaptığım müziği beslediğini düşünüyorum. İstanbul bir şarkı olsaydı onu Mercan Dede’den dinlemek isterdim. Ancak daha da ileri gidip İstanbul hangi şarkı diye düşünürsek, bence bu şarkı kesinlikle Mercan Dede ve Ceza birlikteliğinden doğan 800 olurdu.
2- Herkesin İstanbulluğuna kimse karışamaz. Senin kendini en İstanbullu hissettiğin özelliğin nedir?
Benim kendimi en İstanbullu hissettiğim özelliğim maymun iştahlılığım ve dönemsel olarak birbirinden çok farklı konuya veya meşgaleye ilgi duyma özelliğim. Bunu şöyle açabilirim sanırım: İstanbul hem şehir olarak 4-5 yılda bir yeni bir semtleri dönüştürürken ve kitlelerin ilgisini buralara çekerken bazı semtlerini eskitiyor hem de bir İstanbullu bir hafta dünya çapında bir sanat etkinliğine katılırken ertesi hafta ücra bir köşenin salaş bir meyhanesinde rakısını yudumlayabiliyor. Bu hibrit yapıyı kendimde de çok gözlemliyorum. Belki de bu kadar daldan dala atlamamda ve sürekli yeni arayışlar peşinde olmamda bu şehrin de payı vardır.
3- Sen, Joan Miro, Kiasmos, Ibrahim Maalouf ve Mike Winkelmann bir gün İstanbul’da buluşuyorsunuz diyelim; onlara ne yedirir, ne içirir, nereyi gezdirirdin?
Her birinin İstanbul'da kendinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum, İstanbul böyle bir şehir çünkü. Bir pazar günü güne boğazda bir kahvaltı ile başlardık. Günün geri kalanında her birini heyecanlandıracak yerlere giderdik sırasıyla; Fatih'in Miro'nun ilgisini çekeceğini düşünüyorum çünkü iç içe geçmiş ama birbirinden çok farklı dokulara sahip. Sonra Maalouf'un yeni ezgiler bestelemesi için ilham kaynağı olacağını düşündüğüm, Galata'da yüksek bir yerden Tarihî Yarımada manzarası izlerdik. Mike Wikelmann'ın trajikomik çalışmalarıyla benzer olduğunu düşündüğüm için ardından Levent'te bir gökdelene çıkar derya deniz uzanan, bir yanda çok modern bir yanda ise çok kiş, birbiriyle iç içe geçmiş şehir dokusunu incelerdik. Akşama doğru da Kiasmos ikilisiyle birlikte biraz İzlanda'nın ambiatik ruhuna sahip, bir yandan da iki kıtanın birleşimini köprüyle birlikte ihtişamlı bir şekilde simgeleyen puslu bir Garipçe tepesinde müzik dinlerdik.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Merhaba İstanbul, merhaba pazar sabahı. Bu hafta şehrin ajandasında neler mi var? Grafik Tasarım Sergisi'nin 40. edisyonu, hip-hop gecesi ve Türkiye'nin ilk canlı orkestral elektronik müzik performansına kadar her şey var.
24 Eki 2021

İLGİLİ OKUMALAR


