Burak Göral

Sevdiğimiz isimlere “içinde yaşamak istedikleri film ya da diziyi” sormaya devam ediyoruz. 31. konuğumuz , seçtiği filmse Grease (1978).
Okumayı yeni öğrendiğim zamanlardı, 1980 galiba, annemle babamın arkadaşlarıyla bir akşam Harbiye Konak sinemasında altyazılı gösterilen Grease filmini izlemeye giderken beni de yanlarına aldıkları o günü hiç unutmam. Nasıl unutabilirim ki; Harbiye Konak sinemasının büyüleyici güzelliği, ilk kez akşam sinemaya gitmek ve üstelik rengârenk bir müzikal; hepsi bir arada. Çocukluk anılarımın en güzelleri sinemada olanlardır ve Grease benim içinde yaşamak istediğim tonlarca filmden sadece bir tanesidir.
Sanırım hayatta en ulaşılması mümkün olmayan hayallerim hep müzikallerle ilgili oldu. Her zaman ya bir müzikal filmin içinde olmayı ya da hayatımı bir müzikal film gibi yaşamayı arzuladım. Müzikallerde oynayan bir oyuncu olmayı da çok istedim hatta. Sahnede izlediğim müzikalleri de hep bu hayallerim eşliğinde izlemişimdir. Bir müzikal oyuncusu olabilseydim, kendimi bir müzikalin içinde yaşıyormuş gibi hissedebilirdim belki. Grease belki de bana bu hayali veren ilk filmdi.
Grease filminin bir de, her erkek çocuğunun yaşadığı bir uyanışa denk gelmesi hali vardır benim için. Çünkü Olivia Newton John’a fena tutulmuştum ve bir gün mutlaka sarışın bir kızla evlenmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Hatta bu düşüncemin de katkısıyla, Grease'in bana çocuk yaşımda bir an önce büyümeyi arzulatan filmlerden biri olduğunu da söyleyebilirim.
1960’ların eşiğindeki Amerika’da, Rydell Lisesi’nin matrak ortamına çok özenmiştim doğrusu. Bütün renkli karakterlerini; tatlı serseri Danny Zuko’yu ve arkadaşlarını, Pink Ladies çetesini, en başta Frankie Valli’nin Grease ve Stockard Channing’in seslendirdiği There Are Worse Things I Could Do olmak üzere bütün şarkılarını hâlâ dinler ve “Grease Lightning” ya da dans yarışması sahneleri başta olmak üzere pek çok sahnesine adeta ışınlanmak isterim. Benim için en güzel kendini iyi hisset filmlerinden biridir her zaman. Ama Grease'den yola çıkarak La La Land'de de West Side Story'de de; Cherbourg Şemsiyeleri, Hair, Singing in the Rain, Rent ya da Annette'te hatta Devdas'da da olmak isterdim. Çünkü gerçek hayatın içindeki mutluluk, hüzün ve hatta melankoli asla bir müzikaldeki kadar yoğun ve teselli edici yaşanamıyor gibi geliyor bana her zaman.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



