Yunus Ozan Korkut

Yeni dizi Duran ile dikkat çeken sorularımızı yanıtladı.
Birçok izleyici sizinle Benim Varoş Hikayem’in Adana Film Festivali’nde yapılan özel gösteriminin ardından yayılan beğeni dalgası sayesinde tanıştı ancak ondan önceki filminiz, eşini yeni kaybetmiş yaşlı bir adamın onu özlemle andığı bir geceyi anlatan kısa metraj Mualla’ydı. Filmde; fonda Figen Genç’ten Nazende Sevgilim çalarken romantik düşlere dalacağını düşündüğümüz başkarakter, ona iyi davranan aşçıyı da etkileyecek bir şiddet eylemine girişerek seyirciyi şok ediyordu. Sonraki işlerinizde de şiddeti çeşitli şekillerde anlatmaya devam ettiniz. Bu bize iç dünyanız, günlük yaşamınız ve filmografinizin bütünlüğü açısından ne anlatmalı?
Mualla aslında ilk kısa filmim değil, öncesinde üniversite yıllarımda ev arkadaşım Mustafa’yla birlikte birçok kısa film yaptık. Ya politik duruşumuzla ilgiliydi ya da içinde yaşadığımız ekonomik bunalımların üstümüzde yarattığı hüzünle ilgili filmlerdi. Bu filmlerin içerisinde de şiddete maruz kalmış ya da şiddet uygulayan karakterler yer alıyordu. Doğup büyüdüğüm coğrafyada şiddet fazlasıyla normal karşılanıyordu, bu durumun aslında normal olmadığını memleketimden ayrılıp dışarıdan baktığımda fark ettim. Şiddet günlük hayatımda ne kadar var bilmiyorum ama yaptığım işlerde ya da yapmak istediğim işlerde fazlasıyla var sanırım.
Bir röportajınızda “Bir gün Amores Perros filmini izledim. Hayatımı değiştiren şey o oldu. Yani, Amores Perros’tan sonra film çekmek istediğime karar verdim. 18 yaşındaydım” demiştiniz. Bugüne dek ürettiğiniz film ve dizilerde bu eserden ve zaman içinde sinemasını kendinize yakın bulduğunuz başka isimlerden, nasıl etkilendiniz?
Sinema hayali kuran her yönetmen adayı gibi ilk gençlik yıllarımda çokça film izledim. Hatta bu yüzden okulumu bitiremedim. Ankara’da bulunan eski Limon Bazaar’da aklımıza gelen her filmi bulabiliyorduk, bulamadıklarımızı da ısmarlayabiliyorduk. Hatta altyazısı olmayan Aki Kaurismäki, Jan Cvitkovič, Dagur Kári gibi yönetmenlerin filmlerine bizim için altyazı yapıyorlardı. Onlar gibi olabilir miyim dediğim çok yönetmen vardı. Başlarda herkes gibi Godard, Antonioni, Fellini, Alain Resnais, Jean Renoir, Miklós Jancsó, Zoltán Fábri, István Szabó gibi sinema tekniği konusunda öncü yönetmenleri takip ettim. Sonraları korsan DVD’nin imkanlarından faydalanarak dünya sinemasından birçok yönetmenin eserlerinden etkilendim. Kendi yazdığım filmi çekme şansım olmadı henüz ama GAİN için yaptığım Duran dizinde Amores Perros, Snatch, Duvara Karşı, Un prophète gibi filmlerden etkilendiğim görülecektir. Bunun dışında da Costa-Gavras’ın oğlu Romain Gavras’tan da çok etkileniyorum sanırım.
Dijital platformların aranan yönetmeni oldunuz. Bu şirketlerle çalışma deneyimi ve aralarındaki farklarla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Her platformun çalışma sistemi farklı. Exxen’e yaptığım dizi Ölüm Zamanı’nda platform sadece cast’a karıştı. Daha çok yapım şirketinin vizyonuyla yapılan bir işti. 14 günde 30 dk.’dan 8 bölüm dizi yaptık. BluTV ile bir belgesel dizisi yaptım, bir de 7. sezonunu yapacağımız Aynen Aynen dizisine devam ediyoruz. BluTV bu iki işte de beni fazlasıyla özgür bıraktı, sanırım yapılan içerikler sevildiği için ya da çok büyük projeler olmadığı için çok müdahil olmadılar. GAİN için yaptığım en büyük projem Duran’da ise işler biraz farklıydı. Duran benim yıllar önce yazdığım çok düşük bütçeli bir film senaryosuydu. GAİN’le Duran’dan önce MFÖ belgeseli ve Ex Aşkım isimli iki iş yapmıştık. Duran’ı beğendiler ama biraz daha büyütüp dizi yapmak istediler. Bir buçuk yıl kadar proje üzerinde çalıştık. GAİN senaryo yazımından cast’a, yapım tasarımından mekânlara kadar her zaman işin içindeydi. Bana işimi daha iyi yapmam için çok fazla imkân tanıdılar. Genç ve no name oyuncularla büyük bir işi yapabilmem için beni yüreklendirdiler.
Duran’da anne baba desteği olmadan ayakta durmaya çalışan fakir ama yetenekli insanların hikâyelerini izliyoruz. Neden kenar mahallelerde hayatta kalmaya çalışan gençlerle ilgili bir dizi yapmak istediniz ve senaryo aşamasında eğlendirmek dışında bir hedefiniz oldu mu?
Sanırım ben hep aynı hikâyeyi anlatıyorum. Bulundukları yerden çıkmaya çalışan sıradan insanlar ilgimi çekiyor. Belki ben de onlardan biri olduğum için. Dışarıdan dramatik, acınası ve sert görünen hayatların içinde de eğlence olduğunu çok iyi biliyorum. Duran’ın içindeki komedi unsurları bu yüzden var ama 9. bölümde dizi bittiği zaman aslında ne demek istediğimizi anlayacak seyirci. Ben güldürdüğüm şeye zaman geçtikten sonra hüzünlendirebilirsem işimi iyi yaptığımı düşünüyorum. Benim Varoş Hikayem’de de güldüğünüz şeye sonra da üzülüyorsunuz. Burada da böyle. Çünkü o kenar mahallede yaşanan mücadele zaman zaman komik olsa da işin sonunda içinde acı ve hüzün barındırır.
İlyas Salman gibi bir efsaneyle aynı sette olmak nasıldı?
İlyas Salman’la çalıştığımız için ekip olarak çok mutluyuz. İş ahlakı çok yüksek, ilerlemiş yaşına rağmen çok çalışkan ve iyi niyetli bir aktör. Bize de fazlasıyla katkı sağladı. İnsanların çok fazla tanıdığı birini kendi kimliğinden çıkarıp başka bir karaktere büründürüp seyirciye inandırmak çok zordur. İlyas Salman’ı herkes tanıyor, biz de İlyas Salman’ı boks hocası Hakkı olarak izleyiciye inandırmaya çalıştık. Umarım başarabilmişizdir.
“Bildiğim hikâyeleri anlatıyorum” demiştiniz. Gelecekte bilmediğiniz sulara da açılıp yeni keşiflerde bulunmak istediğiniz projeleriniz olacak mı yoksa bu konuları en iyi anlatan kişi olmayı mı hedefliyorsunuz?
Bildiğim hikâyeleri anlatmayı seviyorum. Suç dramaları, sokak işleri kendimi en iyi hissettiğim türler oluyor. İzleyici olarak da bu tür içerikleri izliyorum ama 7. sezonunu yaptığımız Aynen Aynen bunların tam tersi, romantik-komedi. Exxen’de yayınlanan Ölüm Zamanı’nın türü ise gizem-gerilim. Hayat neler getirir bilmiyorum ama denk gelirse ömrümün sonuna kadar sokak hikâyeleri yapabilirim. Çok seviyorum.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



