Savaş ve Barış, İki Şehrin Hikayesi ve Sefiller.
Belirli bir düşünce yok aklımda. Düzenli okumanın beraberinde getirdiği o harika duygulardan bahsetmek istiyorum.
Dünyanın genişlemesi, büyümesi, dönüşmesi ve devasa bir panayıra dönüşüp seninle her yere gelmesi… Ara ara aynı ülke edebiyatından okumakla o ülkeye ve kültürüne dair öğrenilenler mesela. Tarihi bir kurgu varsa gerçekte ne olmuş diye araştırırken dünyanın belli bir döneminde ne olduğunu tam olarak kavramak örneğin. Hem de bunu tarih kitabı tekdüzeliğinde değil, siyasi olarak evet ama bir yandan da sıradan insanların bu olaylardan nasıl etkilendiğini tam olarak anlamak ve bunu anlarken de bütün o olayı temelli bir bağlama oturtabilmek.

@abbychung
Mesela Birinci Dünya Savaşı döneminde geçen eserleri düşünüyorum. Almanların, Rusların, Fransızların, İngilizlerin gözünden savaşı zamanı, öncesi ve sonrasını okuduğumda genel bir kavrayışla o döneme yukarıdan bakabiliyorum ve daha önceden neler yaşadığını ve sonrasında neler olacağını da yine açık bir zihinle düşünebiliyorum. Bu duygu kesinlikle muhteşem!
Son yazıda bahsettiğim işgal dönemi İstanbul'u da tam böyle bir konu. Okudukça dünyam genişledi, üstelik daha okuyacağım o kadar fazla kaynak var ki bu genişlemenin uçsuz bucaksız sınırları dalga dalga önümde açılıyor.
Bu yazıya hayat veren düşünceler, üç ayrı kurgu eser sayesinde oldu. Fransız Devrimi öncesi-sırası ve sonrasından birbirinden bağımsız olarak bahseden kitaplar. Sefiller henüz bitmedi ama o kadar keyifle okuyorum ki, Tolstoy'un Savaş ve Barış'ta uzun uzun bahsettiği Moskova işgali, Sefiller'de kısaca yer alırken; Sefiller'de sayfalarca anlatılan Waterloo Savaşı da Rus semalarında şöyle bir görünmüştü. Ve şimdi zihnimde bir aradalar.
Sanırım ilk kez ve tam anlamıyla, okur olmanın keyfini sürüyorum. Görüşmek üzere. Sevgiler!
İLGİLİ BAŞLIKLAR

