Türkiye 60’ların başından itibaren sağ-sol tartışmaları ile çalkalanıyor, tarafların radikalleşmesin

Türkiye 60’ların başından itibaren sağ-sol tartışmaları ile çalkalanıyor, tarafların radikalleşmesinden korkuluyordu. Bu korkular 69 senesinde zirve yaptı. 16 Şubat 1969 tarihinde gerçekleşen şiddet olayları tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçecekti. ABD 6. Filosunu protesto etmek amacıyla Beyazıt Meydanı’nda toplanan sol görüşlü gençlik örgütleri meydanda bekleyen sağ görüşlü grupların saldırısına uğradı. Yaşanan arbede sonucunda ölümler ve yaralanmalar yaşandı. Ülkenin genelinde sol karşıtı görüşler kurulan siyasi partilerle güç kazanıyor, buna karşılık sol görüşlü vatandaşlar da örgütlenmeye çalışıyordu.

1970 yılı itibarıyla de yaşanan gerginlik tırmanışa geçti. Sendikaların gücünü kısıtlayan bir kanun teklifinin Meclisten geçmesi ile ortalık tekrar karıştı. 15-16 Haziran Olayları adıyla anılan süreçte DİSK liderliğinde yapılan protestolar da can kaybı ile sonuçlandı. Bu olayların yanına sürekli yaşanan öğrenci protestoları da eklenince Bakanlar Kurulu 60 gün sürecek sıkıyönetim kararı verdi.

Sağ-Sol kavgaları ile çalkalanan siyasete büyük partilerin yavaş yavaş parçalanması eklenince ise siyaset arenası kaotik bir durumda bulunuyordu. Ordu 10 yıldır yaşananları izliyor, kendi içerisinde yaşadığı sorunları çözmeye çalışıyordu. Silahlı kuvvetler içerisinde yaşanan görüş ayrılıkları ordunun bir bütün olarak hareket etmesini önlüyordu. Fakat takvimler 1971 yılını gösterdiğinde ordunun genelinde DP mirasçısı AP iktidarına karşı bir rahatsızlık hakimdi. Ordu mensuplarının gözlerinde AP iktidarı ülkeyi 27 Mayıs öncesine götürüyor, ordunun yaptığı reformları tehdit ediyordu.

Silahlı kuvvetlerin farklı kısımlarından yükselen hükümet karşıtı görüşler, ordunun en üst kademesinde de anlayışla karşılanıyordu. Ülkedeki kaotik durum ordu içerisinde yeni bir darbe hazırlığı başlamasıyla daha da alevlenebilirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde emir-komuta zinciri dahilinde bir hamle yapılmadığı takdirde, 27 Mayıs’ta olduğu gibi bir ihtilal olmasından korkuluyordu. Bu korkular gerçeklikten çok uzak değildi. 9 Mart 1971 tarihinde harekete geçmeyi planlayan bir grup subay, Cemal Madanoğlu etrafında bir araya gelmişti. 27 Mayıs’ın mimarı olan Madanoğlu’nun darbe teşebbüsünde bulunmasının önüne geçilmek için TSK’nın en üst kademesi harekete geçme kararı aldı.

Öncelikle 9 Mart’ta harekete geçmeyi planlayan grup saf dışı edildi, ardından da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu tarafından bir muhtıra metni kaleme alındı. Bu muhtıra 12 Mart 1971 tarihinde TRT üzerinden halka aktarıldı. Ordu emir-komuta zinciri içerisinde DP mirasçısı AP’nin iktidarı bırakmasını, ülkedeki kaotik gidişatın durdurulmasını talep ediyordu. Talepler kabul edilmediği ya da uygulanmadığı takdirde ise ordu tekrar yönetime el koyacaktı.

Bu atmosferde Demirel istifasını vermek zorunda kaldı. Hükümet düştü, ordunun talebine uygun olarak bağımsız bir vekil bulunacak ve teknokrat bir hükümet kurulacaktı. Bu arayış sonucunda Türkiye 1973 yılında yapılacak seçimlere kadar ordunun arkasında bulunduğu hükümetlerle yönetilecekti. Bu hükümetlerin başında ise sırasıyla Nihat Erim, Ferit Melen ve Naim Talu bulunacaktı.

Bu dönem Türkiyesinde yaşanan olaylar kısaca 61 Anayasası’nın daraltılması ile özetlenebilirdi. Başbakanlık döneminde Erim’in ifadesiyle 61 Anayasası Türkiye’ye “lüks” gelmişti. Türkiye 12 Mart Muhtırası ile birlikte demokrasi yolculuğunda yine bir darbe almış hatta özgürlükçü Anayasası’nı kaybetmeye başlamıştı. Ordu desteğiyle ülkeye diz çöktürmeye çalışan Erim, Melen ve Talu hükümetlerinde sol görüşlü vatandaşlara da adeta savaş açılmıştı.

Erim’in başlattığı anti-sol politikalar sonrasında “Balyoz Harekatı” olarak hatırlanacaktı. Bu harekat dahilinde sol görüşlü kurum ve örgütlere karşı bir cadı avı başlatılacak ve TİP, DİSK gibi kurumlar ülkenin bütünlüğüne zarar verdikleri gerekçesiyle kapatılacaktı. Aşırı sol örgütler ise bu dönemde daha da radikalleşerek silahlı kuvvetlerle çatışmaya girişmişlerdi. Türkiye’de solun önemli isimlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yakalanmasının ardından tetiklenen olaylarda silahlı çatışmalar çıkmıştı. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi militanları tarafından İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom kaçırılmış ve Gezmiş’in serbest bırakılmasını talep etmişlerdi. Bu talep karşılanmadığı için de Elrom militanlar tarafından infaz edilmişti.

Elrom’un infazı ardından militanlar ve ordu arasında çatışmalar devam etmiş, devlet mekanizmaları solla ilişkilendirdiği her vatandaşın üstüne çökmüştü. Dönemin pek çok aydını bu olaylar sırasında tutuklanmıştı. Balyoz Harekatı son bulduğunda ise Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edilmiş, Türkiye’de sol görüşü savunan kurum ve organizasyonlar pasifize edilmişti.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParlamentoParlamento

BÜLTEN SAYISI

Yakın Geçmiş: Milli Şef'in Vedası

Türkiye’nin siyasi geçmişini incelediğimiz serimizin 4. sayısına hoş geldiniz. Bu sayıda AP iktidarının kaderine, Cumhuriyet Halk Partisi lideri İnönü’nün ise siyasete vedasına ışık tutacak, 1970’lerin Türkiye'sine giriş yapacağız.

26 Tem 2022

Yakın Geçmiş #4

İLGİLİ OKUMALAR