1. İşlerinizle zaman zaman hikayeler anlatıyorsunuz, sizin hikayeniz nedir?

Kedinin Kalbini Kim Kırdı?
Ben bir yazar, illüstratör ve grafik sanatçısıyım. Evden ayrıldığım günden beri okuyor, çalışıyor ve sürükleniyorum. Yolun beni getirdiği noktada ben artık bir mahalle filozofuyum. "Bu nedir?" diye soranlar oluyor. Filozoflar evrensel boyutta düşünür. Evreni bir apartman dairesi ya da bir sokak boyutuna indirgersen düşünmek daha kolay, daha yerel ve daha mütevazi bir eylem oluveriyor. Mesela sıradanlığı, peşine sokak köpeğinin takılmaması olarak tanımlayabiliyorsun.
2. Neden sokak, neden Ankara?
Hep sokaktı zaten. Hep sokaktaydım. Çocukken de eve zorla sokarlardı. Büyüdüm, siyasete girdim, yine sokaktı. Her evin kapısının açıldığı yer sokak. Evde koşabilir misin? Ama sokakta koşabilirsin. Evin duvarlarını boyayamazsın, eve ağaç dikemezsin. Evde haksızlığa uğrasan sesini duyuramazsın. Devlet de eve toma sokamaz mesela, oynamak için seni sokağa çağırır. Resmini dört duvara asarsan ya sanatseverler görür ya mülk sahibi. Sokağa asarsan herkes ama herkes görür. Hatta Ankara’da sokağa asarsan cumhurbaşkanı da görebilir, sokak kedisi de. Sokak sokaktır işte. Kaldırım taşına dokununca anlıyorsun, bir tanıma ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Bir nedene de…
3. Ankaralının ve sergi gerçekleştirdiğiniz diğer illerdekilerin işlerinize tepkisi nasıl oldu?
Sokak bu ülkede bir travma. Bugün garip geliyor ama bu ülkede insanlar sokağa afiş yapıştırdığı için öldü. Bir şekilde mahrem ve ürkütücü bir hal almış sokak. Tiyatroda ilk alkışı çalan gibi birisi saçma da olsa tekrar sokağa bir şeyler yapıştırmaya başlayınca ilginç geldi insanlara sanırım. Çok yakın bulanlar da var, çok saçma bulanlar da ama genel olarak gösterilen ilgiye minnettarım. Fakat bir profesyonel olarak sokağa yaptığım işlerin kendisini değil eylemini bir sanat çalışması olarak görüyorum. Bir çeşit performans. Kendi başına sanat eseri olarak tanımladığım çalışmalar sokakta değil masamda. Yakında kitap ve belki film ya da dizi olarak göreceğiz.
4. Sanatçının gündemle ilişkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bence gündem dönüp dolaşıp senin nefesini kesiyorsa, nefes almak için harekete geçersin. Türkiye’de köpekle yaşamak bile politik bir mesele haline geldi. Her an bir nefret neferi canından çok sevdiğin köpeğine saldırabilir ve biliyorsun ki bu nefret, gücünü yönetenlerden alıyor. Daha haklara, özgürlüklere, kadına, çevreye falan gelmeden konu, bu basitlik seviyesinde politikleşmek zorundasın. Buna rağmen gündemi yok sayabiliyorsa biri, ciddiye almamak gerek diye düşünüyorum. Aldığın nefesi savunmakla başlar işler.

5. İşlerinizi sokaklar hariç nerelerde görebiliriz?
İki Hikmeti Tabiyeci var. Bir sokağa "denişik" afişler yapan kişi; o işlere sokakta, vapurda, dolmuşta falan denk gelebilirsiniz. Bir de yazan çizen bir kişi var; o işleri de sergilerde ve yakın zamanda kitap ve belki dizi ya da film olarak beyaz perdede görebilirsiniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir çalışmamız olabilir yakında. Bir sanat eseri olarak bir kurum inşa etmek istiyorum. Yarı hayali yarı gerçek bir kurum. Türkiye’nin ve dünyanın şiir gibi yazışan ilk kurumu HASSAS KALPLER MÜDÜRLÜĞÜ… Görüşmeler sürüyor. Eğer başarılı olursam, İstanbul’u kurumsal bir eda ile hem ağlayıp hem gülerek boyayacağım baştan sona.
Sakarya Caddesi: Lümpen kaldırımları.
Yüksel Caddesi: Tavuk döner yiyen çevik kuvvet.
GOP: Ağaçlarda seküler ve kuyruğu herdaim fönlü sincaplar.
Ankara ayazı: Ezhel.
Polonya Büyükelçiliği: Hikmeti Tabiyeci
Çizgi: Görme engelli yolu
Kuğulu Park: Önceki yönetim tarafından kadroya alınmış tüylü ve kanatlı belediye personeli.
Ankara simidi: Yuvarlak ve susamlı bir yalan. Simit ne romantiktir, ne devrimci ne de Ankaralı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ankara'da hava soğuk olsa da birbirimizle ısınmayı çok iyi biliyoruz
16 Eki 2022

İLGİLİ OKUMALAR


