Pasarofça Antlaşması

21 Temmuz 1718 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg Avusturyası arasındaki üç yıllık savaşı sonlandıran imzalanmıştır. Anlaşmanın koşulları olarak Osmanlı İmparatorluğu, Eflak’ın batısından ve Bosna’nın kuzeyinden bazı bölgeleri Avusturyalılara devretmek durumundaydı.

1732 yılında basılan bir Avusturya devlet raporunda, bu bölgelerdeki yerel halkın “vampirleri öldürme” girişimlerinden bahsedilmekteydi. Bölgedeki yerel halkın efsanelerine göre, ağaçlarda yaşayan birileri vardı, ve geceleyin dolaşan insanlara saldırıp, kanlarını emiyorlardı.

Diğer “yaşayan ölü” tanımlarından farklı olarak, bu efsanenin vampirleri, günümüzdeki vampir anlayışının üç temel özelliğini birleştirmekteydi: (1) ölümsüz olmaları, (2) yaşam enerjisi almak için kan emmeleri, ve (3) vampirliklerinin bulaşıcı olması.

Böylece vampir özgün bir yaratık olarak efsaneleşmiştir.


19. yüzyıla gelindiğinde, resmi bir rapor ve bir sürü sözde görgü tanığı ile vampirler gerçek bir halk efsanesi mertebesine ulaşmışlardı. John William Polidori’nin Vampyre adlı eseri ise Batı Avrupa’yı çağdaş vampir anlayışı ile tanıştırmıştır.

Peki bu vampir adı nereden gelmekteydi? Balkan bir efsaneye çoğu araştırmacı Balkan bir köken bahşetmişlerdir. Anlaşılan o ki vampir, Avrupa dillerine Macarca vampir biçiminden geçmiştir. Macarca kelimenin, Sırpça vampir вампир sözcüğünden alıntı olduğu, Sırpça sözcüğün ise Ön-Slavca yazılı örneği bulunmayan *upir veya*ǫpyrь sözcüklerinden geldiği ifade edilir. Bazı Slav araştırmacılar hikayeyi burada bitirmekle yetinirler.

Daha derine inmek istediğimizde tartışmalı birkaç öneri çıkar karşımıza. Her ne kadar karşı çıkan bazı araştırmacılar olsa da bunlardan en yaygını, kabul görmeye en yakın olasılık Ön-Slavca *upir biçiminin Türkçe kökenli bir kelimeden geldiğidir: obur.

Türkçe obur, Kırgızca obur обур, Kazakça obır обыр gibi biçimleri olan kelimenin, özellikle Tatarca biçimi ubır убыр, Slav dillerine vampir kelimesini bağışlayan nihaî kök olabilir.

Öyle ki, Evliya Çelebi bile, yukarıdaki Avusturya devlet raporundan 70 kadar yıl önce 1666’da Çerkezler ve Kafkasya’nın Kumıkları ile yaptığı sohbetlerde obur adlı yaratıklardan bahseder.

Hasan Eren, obur kelimesinin yerel ağızlarda “sinde yatan ölü” anlamının da bulunduğunu, ve kelimenin kökeninin opmak, op- “içmek, emmek, içine çekmek” olduğunu belirtir.

Bram Stoker’ın Drakula eserindeki Drakula adı ise, bazı okuyucuların mutlaka bildiği üzere, Kazıklı Voyvoda olarak da bilinen Eflak voyvodası Üçüncü Vlad’a (Vlad III.) bir göndermedir. Üçüncü Vlad’ın babası İkinci Vlad, Kutsal Roma İmparatorluğu’nda “Hristiyanlığın düşmanlarını yenmek” (Osmanlılar demek istenilmiş) için kurulan Ejderha Tarikatı’na üyeydi.

Bu tarikata üyeliğinden dolayı babası, Latince draco “ejder” kökünden gelen Rumence Dracul lakabını almıştır. Oğlu Üçüncü Vlad’ın kazığa oturtma huyundan dolayı doğan ününün ardından Dracula lakabı, Rumencede “şeytan” anlamı ile özdeşleşmiştir. Bram Stoker da kelimenin bizzat “şeytan” demek olduğunu sandığı için vampirine Dracula adını takar.



Görünen o ki vampir, Türkiye’nin koynunda doğmuş bir canlıdır.

Sürekli aç, vahşi, yaşayan ölü gibi ... Evet bu tanıma uyan birkaç tanıdığım var.


- Kelime Köşesi'nden Ata Leblebici

Instagram'da @kelime_kosesi

Twitter'da @KelimeKosesi

NEREDE YAYIMLANDI?

Kelime KöşesiKelime Köşesi

BÜLTEN SAYISI

Vampir

Ekim’in bitişiyle son bir yaratık ismine dişlerimizi geçirdik.

01 Kas 2022

Vampir

İLGİLİ OKUMALAR