HAYAT BİR YOLCULUK DEĞİLDİR
Alan Watts
Son dönemlerde kendimi ve beni bugüne getiren hayat yolculuğumu değerlendirmeye başladığımı fark ediyorum.
Nasıl biriyim?
Nasıl biriydim?
Nasıl biri olmak istiyorum?
Hiç şüphesiz bu sorular öz farkındalık ve öz inşa sürecim için mütemadiyen cevabını aradığım sorular olarak kalacak. Hiçbir zaman "heh şimdi anladım, şimdi oldu" diyemeyeceğim.
Ama bu sorgulamalarda bana birilerinin eşlik etmesine müsade edebilirim ve onlardan beslenebilirim.
Bu noktada hem dünyayı hem kendimi anlamlandırma ve pozisyonlama noktalarında en fazla öğrendiğim ve ilham aldığım insanlardan biri Alan Watts
Alan Watts'ın geçtiğimiz hafta izlediğim "Hayat bir yolculuk değildir" içerikli konuşması beni kendimle ilgili düşüncelere sevk etti.
Videoyu mutlaka izlemeni tavsiye ediyor, düşüncelerimi & kendime notlarımı aşağıda seninle de paylaşıyorum.
Alan Watts - Life is NOT a Journey
Hayatım boyunca hep rekabetçi biri oldum. Hep bir şeyi kazanmaya, bir yere ulaşmaya, bir şeyi başarmaya çalıştım.
Kazanılacak bir yarışma varsa ben kazanmalıydım.
Atletizm'inden basketboluna futboluna her sporda hep çok iyi olmaya çalıştım, mağlubiyetleri hiç iyi karşılamazdım. 100 metre koşu, uzun atlamada ilçe birinciliklerim, basketbolda ve futbolda şampiyonluklarım gol krallıklarım oldu. Tabi ki sayısız mağlubiyetlerim oldu.
Bir Beşiktaş'lı olarak 8-0 kaybettiğimiz Liverpool maçından sonra "Nasıl sekiz yenir ya?" deyip aynı hafta içinde Şişli Endüstri Meslek Lisesi'ne 8-0 kaybettiğimizi ve tamamen dağıldığımı hatırlıyorum.
Seçilecek bir rol varsa o rolü ben oynamalıydım.
Eğer büyük bir etkinliğin sunucusu olacaksa o sunucu ben olmalıydım. İlkokuldan liseye çoğu önemli etkinliğin sunuculuğunu ben yapmışımdır.
İlkokulda kral (1. rol) yerine vezir rolüne (2. rol) seçildiğimde yine dağılmıştım.

Bu görsel bir ara telefon arka planımdı.
Ulusal bir sınavla iyi bir okula girmekse mutlaka başarılı olmalıydım.
Hem lise giriş sınavı hem üniversite giriş sınavında hep en yüksek puanlarla lik dilimlerde oldum.
Liseyi Robert Kolej'de üniversiteyi Koç Üniversitesi'nde okudum.
Liseye ilk girdiğimde sınıfın akademik olarak en başarısız öğrencilerinden biri olmak bende şok etkisi yaratmıştı, belki en tepede olamama duygusuyla & psikolojisiyle başa çıkmak için hep olabilecek minimum seviyede geçer notu alan zeki ama çalışmayan çocuk olmaya çalışmıştım. Liseyi 180 kişi arasından sondan 170. olarak bitirdim.
Eğer popülerlik okuldaki kızlar tarafından en beğenilen kişi olmakla belirleniyorsa o kişi de ben olmalıydım.
Öğrenci birliği seçimleri varsa dönem temsilcisi de, okul saymanı da, başkanı da ben olmalıydım. (Sayman da başkan da olamadım :)
Çocukluğumdan gelen bu kazanma, başarma, bir yere varma dürtüsü üniversite boyunca da çeşitli formlarda devam etti.
En fazla stajı ben yapayım, kulüp başkanı olayım, dernek kuralım, etkinlik yapalım, fellow olayım, girişimcilerle en yakın ben olayım.
Yaptığım tüm faaliyetleri yaparken sahip olduğum motivasyonları ve ağırlıklarını tam olarak hatırlamıyorum veya adını koyamıyorum ancak şunu biliyorum:
Önümdeki olayları hep kazanılması & başarılması gereken bir şey olarak gördüm. Kazanamadığımda da öz değerimden de şüphe ederek kendimi kötü hissettim.
Son yıllarda, yaşım ilerledikçe, olgunlaştıkça bu tutum bana daha görünür olmaya başladı ve hayata bakış açımı sorgulamaya başladım. Olayları siyah - beyaz yerine grinin farklı tonlarında veya başka renklerde görmeye başladım.
Alan Watts'ın konuşmasında bahsettiği gibi hayatın bir yarışma ve koşuşturmadan daha çok süregelen bir müzikle beraber yapılan dansa benzediğine inanmaya başladım.
Hala kazanmayı, başarmayı çok istiyorum ve "kazanamayınca" kafaya takıyorum.
Ama bunun da bir süreç olduğunu görüyorum, hissediyorum. Evriliyorum, evrilişimin farkında olmaya çalışıyorum.
Senin de benim gibi hep bir şeylerin yarışında olduğunu biliyorum. (Hepimiz kendimize özgü farklı yarışlardayız.)
Hem senin hem kendim için olayın bir yarıştan değil danstan ibaret olduğunu fark edecek bilgeliğe gelmeyi diliyorum.
Yolumuz açık olsun.
Twitter'dan veya Instagram'dan benimle düşüncelerini, önerilerini paylaşabilirsin. Dilersen bu maili de yanıtlayabilirsin.
Sevgiler.
Eray




