Büyük Defter, Agota Kristof
Kristof'un Büyük Defter- Kanıt- Üçüncü Yalan üçlemesinden (tek bir kitapta toplanmış) sonra bir de diğer romanı Dün'ü okuyup bir süre kendime bu yazarla daha önce tanışmadığım için fazlasıyla öfkelendim. Hiç abartmıyorum eğer bu üçlemeyi bölmeden okursanız, uzun zamandır hayatınızda okuduğunuz en etkileyici kitapla tanışmış olacaksınız. Kitabı bitirir bitirmez yazarın bu kırılgan dili ve özgün kalemi nereden geliyor diye araştırmaya başladım tabii. Ne olursa olsun, yazarların doğdukları zaman dilimi ve coğrafyadan fazlasıyla etkilendiklerine inanmışımdır hep. Burada da Kristof'un romanlarındaki o kırılganlığı Macaristan'ın trajik geçmişiyle anlamlandırabiliriz. Kurgu ile gerçekliğin sınırları bu kadar bulanıkken yalın dili bambaşka bir boyut kazandırmış romana. Yer yer şizofrenik, yer yer fazlasıyla iç karartıcı, Lucas & Claus ikizlerin tek bir ağızdan konuştuğu bölümler ise bir o kadar eğlenceli, tek kelimeyle vurucu bir roman.
Bu vuruculuk yazılan her satırın çok gerçek duygular barındırmasından geliyor, kurguyu burada anlatmaya çalışmak bence çok büyük bir haksızlık olur... Düşündükçe beni tokat gibi çarpan bir yanı var bu kitabın. Anlatılan karakterler, tasvir edilen şehir ve mekanlar, çarpık ilişkilerdeki ürkütücü detayların bir araya gelmesiyle oluşan bir başyapıt diyebilirim. Düşünmekten bile korktuğumuz savaş ve ölüm gibi temalar, hayatın getirdiği tüm kayıplar ve bireyin hayatta kalma çabası, çok basit cümlelerin içinde bas bas bağırıyor. Her açıdan bir yıkımın, gerçeklerden saklanmanın ve hayatta kalabilmenin arayışı bu üçleme. Beni bu kadar etkileyen bir diğer yanı ise, her bir kitabın sonunda öyle bir tokat yiyorum ki "bunu hazmetmem gerekiyor" derken bir sonraki kitap diğerinden de derin bir iz bırakıp gidiyor.
"Tekrarlamaktan sözcükler anlamlarını yitiriyor, içerdikleri acı da dinmeye başlıyor."
İLGİLİ BAŞLIKLAR



