Yeni yasama yılının 1 Ekim’de başlamasıyla birlikte ülkenin siyasal gündemi de yeniden ısınacak gibi görünüyor. Bunun ilk işaretini yasama yılının açış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’yeni anayasa’’ çağrısını tekrarlayarak verdi. Cumhurbaşkanı konuşmasında, birkaç aydır hep tekrarladığı gibi, Türkiye’nin yamalı bohçaya dönmüş olan 12 Eylül Anayasası’nın yerine uzlaşmaya dayalı, sivil, demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu vurguladı. Erdoğan ‘’bir kez daha tüm partileri ve milletvekillerini, toplumumuzun tüm kesimlerini, Türk demokrasisini yeni ve sivil bir anayasa ile taçlandırma mücadelemize omuz vermeye davet’’ etti.Fakat Cumhurbaşkanı’nın bu çağrısında dikkat çeken şöyle bir tuhaflık var
Yeni yasama yılının 1 Ekim’de başlamasıyla birlikte ülkenin siyasal gündemi de yeniden ısınacak gibi görünüyor. Bunun ilk işaretini yasama yılının açış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’yeni anayasa’’ çağrısını tekrarlayarak verdi. Cumhurbaşkanı konuşmasında, birkaç aydır hep tekrarladığı gibi, Türkiye’nin yamalı bohçaya dönmüş olan 12 Eylül Anayasası’nın yerine uzlaşmaya dayalı, sivil, demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu vurguladı. Erdoğan ‘’bir kez daha tüm partileri ve milletvekillerini, toplumumuzun tüm kesimlerini, Türk demokrasisini yeni ve sivil bir anayasa ile taçlandırma mücadelemize omuz vermeye davet’’ etti.
Fakat Cumhurbaşkanı’nın bu çağrısında dikkat çeken şöyle bir tuhaflık var: Her ne kadar ‘’kuşatıcı, uzlaşmaya açık’’ anayasadan söz etse de, çağrısında yeni anayasa yapımını muhalefetin de desteklemesi rica edilen ama esasında Cumhur ittifakının kendi meselesi olarak gördüğünü ima eden bir dil kullandı. Kendilerinin bu yoldaki mücadelelerine (‘’mücadelemize’’) muhalefeti ‘’omuz vermeye’’ davet etmesinde bu ima saklıdır. Erdoğan’ın şu sözlerinde bu bakış açısı daha da açık ve belirgindir: ‘’Biz kendi hazırlıklarımızı, hem de çok titiz bir şekilde yapıyoruz. Ama bu demek değildir ki diğer tüm fikirlere kapımızı kapatıyoruz. Yeni anayasanın hazırlık sürecinde her türlü fikre saygı duyarız, her düşünceyi ilgiyle dinleriz, her yapıcı teklifi hayırhahlıkla değerlendiririz.’’ Yani, isteseler muhalefetten gelebilecek ‘’diğer fikirlere’’ kapılarını kapatabilirlermiş.
Cumhur İttifakı demek istiyor ki, ‘’anayasa yapımı meselesinde asıl özne biziz, sizden sadece varsa mütevazi katkılarınızla bizi desteklemenizi bekliyoruz.’’ Bu demektir ki, eğer Anayasayı değiştirmeye sayısal olarak güçleri yetseydi, bu göstermelik nezakete de ihtiyaç duymayacaklardı. Oysa ‘’uzlaşmacı’’ ve ‘’kuşatıcı’’ anayasa yapımı böyle olmaz, aslında anayasa yapımı böyle olmaz. Demokratik anayasa yapımı, bir tarafın taslağına diğerlerinin katılmasıyla değil, toplumun bütün ilgili kesimlerinin aktif bir girişimi olarak ve önlerine hazır bir metin konmadan açık bir müzakereyle tartışarak oluşturacakları bir mutabakat metnine dayanmalıdır. Ayrıca, yapılmak istenen sadece anayasa değişikliği değil de, ifade edildiği gibi yeni bir anayasa ise, o da ancak sırf bu iş için oluşturulacak olan demokratik bir kurucu meclis eliyle veya en azından bu meselenin seçim barajı uygulanmaksızın yapılan son parlamento seçiminin ana gündem maddesi yapılmış olması kaydıyla mümkündür. Kaldı ki, Türkiye’nin halihazırda içinde bulunduğu şartlar siyasî rejimi bütün esaslarıyla yenibaştan kurmaya girişmek için hiç uygun değildir.
Öte yandan, AKP-MHP bloğunun anayasa meselesinde şimdiye kadar ortaya koyduğu tutum, bugün iddialı bir retorikle gündeme getirdikleri yeni anayasa girişiminin asıl amacının sahici bir özgür-demokratik anayasa arayışından çok, rejim üzerinde halihazırda var olan kontrollerini daha da güçlendirmek ve/veya AKP lideri Erdoğan’ın devlet başkanlığı konumunu sürdürmesini sağlamak olduğunu düşündürmektedir. Onun için, muhalefetin bu meselede fazlasıyla ihtiyatlı hareket etmesi gerekmektedir.
Yeni yasama yılının açılmasından söz etmişken, açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Özgür Özel’in talimatı üzerine CHP grubunun ayakta karşılayıp ayakta uğurlamasının anlamına ve bunun parti içinde yarattığı huzursuzluğa da işaret etmek gerekir. CHP’nin bu şekilde şimdiye kadarki tutumunun tersine hareket etmesi, beklenebileceği gibi, parti içinde eleştirilere yol açtı, hatta bir ölçüde partinin huzurunu kaçırdı. Bu konuda en sert tepki eski genel başkandan geldiyse de, bu tür bir ‘’normalleşme’’ arayışının siyaseten yanlış olduğunu düşünenin sadece Kılıçdaroğlu olmadığı anlaşılıyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis’e girişi sırasında bazı CHP’liler genel başkanlarının talimatına rağmen ayağa kalkmadılar, bazıları da toplantı salonuna girmemeyi tercih etti. Genel başkan Özel’in partisi içinde rahatsızlık yaratan başka bir davranışı da Meclis’in açılış kokteylinde kendisine ve partisine karşı saldırgan üslubu ve tehditleriyle öne çıkan MHP başbuğuyla tokalaşıp samimi bir poz vermesi oldu.
Ancak Özgür Özel’in her iki davranışını da ‘’makama saygı’’ gerekçesiyle haklılaştırmaya çalışması CHP’lileri, hatta belki genel kamuoyunu da pek ikna etmiş görünmüyor. CHP liderinin kavga çıkaran, gerilim yaratan ‘’sorumsuz’’ bir lider imajı vermemek uğruna siyasî iktidar karşısında ‘’uyumlu’’, hatta kimilerince ‘’uysal’’ olarak nitelenebilecek şekilde davranmasının partisinin iktidar yolunda ilerlemesine gerçekten yarayıp yaramayacağı belli değildir. Çünkü bu stratejinin geniş halk kitleleri nezdinde Özgür Özel’in iktidar olma sorumluluğunu alabilecek ve Erdoğan’la başedebilecek ölçüde kararlı, cesur ve atak bir lider olduğu konusunda tereddütler yaratma ihtimali de vardır.
Bu sıralar CHP camiasını endişelendiren, bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili olan başka bir önemli sorun daha var. Malum, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle İmamoğlu hakkında başlatılmış olan ceza kovuşturması devam etmektedir. Yani, İmamoğlu’nun bu davada ceza mahkumiyetine çarptırılarak kamu haklarından yasaklanması (‘’siyasî yasak’’) ihtimali bulunmaktadır. Böyle bir durumda İmamoğlu’nun ve onun cumhurbaşkanı seçilmesine umut bağlayanların gelecek seçimde cumhurbaşkanı adayı olma hayali suya düşebilir. Onun için CHP’liler bir taraftan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde derdest olan başvurunun sonucunu endişeyle beklerken, bir taraftan da mahkemeden siyasî yasak kararı çıkması durumunda ne yapabilecekleri üstünde kara kara düşünüyorlar.
Bu arada son anda İmamoğlu taraftarları için Çorum’daki bir ceza mahkemesinden gelebilecek bir ümit ışığı belirmiş durumda. Buna göre, benzer bir davaya bakmakta olan Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin yargıcı ‘’kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret’’ suçunun Anayasaya aykırı olduğu için iptal edilmesini sağlamak amacıyla itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş bulunmaktadır. Yani, CHP’liler şimdi de Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kanun hükmünü Anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal etmesine ümitlerini bağlamış görünüyorlar.
Özgürlük Gündemi Ali Rıza Çoban’ın Liberal Değerler Araştırması’nın hukuk devletiyle ilgili bulguları, Ömer Faruk Şen’in Sinan Ateş Davası kararları ve Caner Gerek’in enflasyonla mücadele politikasının seyri hakkındaki değerlendirme yazılarıyla devam ediyor.
Gelecek sayıda buluşmak üzere.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sinan Ateş Davasında Karar Açıklandı, Mehmet Şimşek'in Nakit Tercihine Müdahalesi, Türkiye Toplumunun Hukuk Devleti Talebi Var mı?
08 Eki 2024

İLGİLİ OKUMALAR


